17 Eylül 2016 Cumartesi

I'm a Search and Rescue Officer for the US Forest Service, I have some stories to tell (Part 2)

Oturumumu tekrar açtım ve oluşan rağbeti görünce neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Başlamadan önce birkaç şeye açıklık getirelim:


  • Merdivenler hakkında sizden birçok fikir aldım, bu yüzden kayda değer olanlarına değinip bir ekleme yapacağım. Onlar belirli şekillerde, ebatlarda, ve koşullarda geliyordu. Bazıları harap olmuş, rutubet kapmış olsa da çoğu hala sapasağlamdı. Bir deniz fenerinden gelmiş gibi görünen bir sete rastladım: metal ve spiral şeklindeydiler, neredeyse eski moda diyebileceğim bir görünüşleri vardı. Merdivenler sonsuza kadar çıkmıyordu, ya da görebileceğimden daha yukarı… Ama bazı setler diğerlerinden daha uzundu. Daha önce söylediğim gibi, hepsi sanki marangoza götürülüp özenle hazırlanmış gibiydi. Onların herhangi bir resmi yok elimde. İlk seferinde onların fotoğrafını çekmeyi düşünmemiştim, ve bunun için işimi riske atamam. Gelecekte deneyebilirim, ama cidden hiçbir şey hakkında söz veremem.


  • Bazılarınız yüzü olmayan adam konusunda yanılgıya düşmüş, açıklık gelsin diye söylüyorum  onu gören kişi ben değildim yaralanan adamdı. Eğer anlatımda bir sorun yaptıysam özür dilerim.
Peki o zaman, artık yeni hikayelere geçelim:


  • Bana gelen telefonların yarısı ‘’Kaybolan kişinin ne kadar uzaklaşabileceği’’ hakkındaydı. Diğer yarısı gerçekten yardım çağrısıydı: Uçurumdan düşüp bir taraflarını kıranlar, ateş yüzünden yaralananlar, ( Buna ne kadar sık rastlandığını söylesem inanamazsınız, çoğunda kurban sarhoş çocuklar oluyor.) hayvanlar veya böcekler tarafından sokulanlar. Biz sıkı bir ekiptik, ve iz sürme konusunda uzman kimselere sahiptik. İşte bu, ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolma vakalarını rahatsız edici kılan nedendi. Özellikle biri hepimizi derinden üzmüştü. çünkü bir iz bulmuştuk, fakat bu ardından sadece daha çok soru işareti getirmişti. Yaşlı bir adam iyi kurulmuş bir patikada yalnız başına yolculuk ediyormuş, ama karısı adamın dönmesi gerektiği gibi eve dönmediğini söylemek için bizi aramış. Görünüşe göre adamın nöbetlerle ilgili sorunları varmış, ve kadın adamın yola çıkmadan önce ilacını almadığından endişe duyuyormuş. Siz sormandan söyleyeyim, adamın neden dışarı yalnız gittiğini, ya da kadının neden onunla gitmediğini bilmiyorum. Bunun hakkında bir soru sormadım, çünkü bunun bir faydası olacağını düşünmüyordum. Birisi kayıptı, ve bulmak benim görevimdi. Standart araştırma yöntemlerimizle dışarı çıktık. Uzmanlarımızdan birinin kaybolan adamın izini bulması uzun sürmedi. Mümkün olduğunca fazla alana bakabilmek için gruplar oluşturduk ve aramaya başladık. Aniden, uzmanların olduğu konuma gitmemizi söyleyen bir radyo çağrısı geldi. Bizde doğruca gittik, çünkü bu çağrı çoğunlukla kaybolanın yaralı bir şekilde bulunduğu anlamına geliyordu, ve onu kurtarmak için tüm ekibe ihtiyacımız olacaktı. Destek ekiple buluştuk, ve uzman elleri baş hizasında dikiliyordu. Bir ahbabıma neler olduğunu sordum, ve ağacın dallarını işaret etti. Önce gördüğüme inanamadım, ancak yerden en az 30 feet yukarıda bir yürüyüş sopası sarkıyordu. Küçük kayışımsı şey dallara takılmıştı.Birinin onu oraya atması imkansızdı, ve onun etrafta olduğuna dair etrafta en ufak bir iz bulamıyorduk. Ağaç tarafına seslendik, ama yanıt gelmedi. Hepimiz ne olduğunu anlamak için kafa patlattık, ama onu asla bulamadık. Hatta etrafı köpeklere gezdirdik.Ama adamın kokusunu ağaç yakınlarında kaybettiler. Sonuçta arama bitti. Çünkü bakmamız gereken başka  kayıp davaları vardı. Adamın karısı aylar boyunca bizi her gün aradı, ve onun her seferinde ümidini kaybettiğini görmek gurur kırıcıydı. Bu çağrıların bizi neden bu kadar üzdüğünü bilmiyordum, ama sanırım nedeni adamı bulma ihtimalimizin olmamasıydı. Bu ve sorular yıkıcı bir etki oluşturuyordu. Nasıl olur da adamın sopası ağaca çıkabilirdi? Biri onu öldürüp, zafer hatırası olarak sopayı oraya mı atmıştı? Onu bulmak için var gücümüzle çalıştık, ama bu sonunda gülünç bir hal aldı. Bu olay hakkında zaman zaman konuşuruz.


  • Kayıp çocuklar, vakaların en üzücü olanlarıydı.Hangi koşullarda olursa olsun, onları bulmak hiç kolay olmamıştı, her zaman ama her zaman merhum olarak bulduklarımızda dehşete düşerdik. Bunla nadiren karşılaşırdık, ama karşılaşırdık. David Paulides olması gereken yerde olmayan çocukları bulan SAR timi hakkında çok konuşurdu. Dürüstçe söylemem gerekirse, bu tür vakaları  gördüğümden daha çok duymuştum, ama şahit olupta üzerinde düşünmeden edemediklerimden birini paylaşmak istiyorum. Anne ve üç çocuğu, küçük bir göl yakınında bir alanda pikniğe çıkmışlardı. Çocuklardan biri altı, biri beş, diğeri de üç yaşındaydı.Anne çocukları dikkatle izliyordu, ve ona göre, gözünün önlerden onları hiç ayırmazdı. Yine aynı şekilde o bölgede başka kimseyi görmemişti, ki bu önemliydi. Eşyalarını toplayıp park alanına dönmeye başlamışlardı. Parkın gölle uzaklığı iki mildi ve güzergah çok düzenli bir şekilde kurulmuştu. Yani kasten yoldan çıkmadığınız sürece kaybolmanız imkansızdı. Arkasından birinin geldiğini duyduğunda, çocukları önünde yürüyormuş. Arkasını dönmüş, 3-4 saniye çocukları göz önünden çıkmışken, beş yaşındaki oğlu kaybolmuş. Tuvaletini yapmak için yoldan çıktığını sanmış, ve diğer ikisine onun nereye gittiğini sormuş. İkiside korkunç suratlı koca adamın yanındaki ağaçlardan çıkıp onu aldığını söylemiş. Çocukların bunu söylerken üzgün olmadığını söyledi, hatta sonradan onların uyuşturulmuş gibi davrandığını… Tabi ki kadın dehşete düşmüş, etrafta çılgınca çocuğunu aramaya başlamış. Adını seslenmiş, ver bir noktada onun cevap verdiğini zannetmiş. Körü körüne ormana dalamayacağını anlamış, diğer ikisinin yanına dönmüş, polisi aramış. Poliste  böylece bizi olay yerine çağırdı. Cevapladık, ve olay yerini araştırmaya koyulduk. Günün sonunda, ki millerce alanı taramıştık, hiçbir iz bulamadık. Köpekler kokusunu alamadılar, herhangi bir kırık dal veya kıyafet parçası veya çocuğa ait olduğunu düşündüğümüz hiçbir şey bulamadık. Çocuğu bir çok gönüllü yardımıyla haftalarca aradık. Sonunda zaman aşımına uğradık ve dönmemiz gerekti. Gönüllüler aramaya devam etti ve bir gün bedenin bulunduğuna ve kurtarılması gerektiğine dair radyo çağrısı aldık. Bize konumunu söylediler, hiç birimiz bulunanın o çocuk olduğuna inanamadık. Ama oraya gittiğimizde kaybolduğu alandan 15 mil uzaklıkta bedeni gördük. Çocuğun kaybolduğu alandan buraya nasıl geldiğini çözmeye çalışıyordum. Bir gönüllü, kimsenin uğramayı düşünmeyeceği alanlara bakmayı düşünüp buraya gelmiş. Taşlı yamacın tabanına inmiş. Dürbününden bakmış, ve küçük bir kayanın arasına sıkışmış küçük çocuğun bedenini görmüş. Çocuğun T-shirt rengini tanımış ve onun kayıp çocuk olduğunu anlamış.Böylece bizi aradı, bedeni indirmek neredeyse bir saatimizi aldı. Gördüğümüz şeye hiç birimiz inanamadık. Bizi şaşırtan kaybolduğu yerden 15 mil uzaklaşmış olması değil, vücudunda hiçbir yara izinin olmamasıydı. Ayakkabıları yoktu fakat ayakları ne kirliydi ne de yaralı. Onu oraya bir hayvan çıkartmış olamazdı. Ve görüntüden anlaşılan, uzun süredir ölü değildi. Bir aydır kayıptı fakat öleli sadece 2 veya 3 gün olmuştu. Tüm manzara inanılmaz derecede garipti. Daha sonra çocuğun ölüm nedeninin donma olduğunu öğrendik. Arkasında hiçbir iz, hiçbir şüpheli yoktu. Üzerinde bulunduğum en tuhaf vakalardan biriydi.


  • Stajyer olarak ilk işlerimden biri annesinden ayrı düşmüş bir çocuğu arama göreviydi. Onu bulacağımızdan emin olduğum görevlerden biriydi, çünkü köpeklerin koku alma duyuları iş üstündeydi, ve onun bölgede olduğuna dair açık işaretler gördük. Onu, kaybolduğu yerden yarım mil uzaklıkta bir böğürtlen çalısında bulduk. Çocuk ne kadar uzaklaştığının farkında bile değildi. Uzmanlardan biri onu çıkardı. Buna sevinmiştim, çünkü çocuklarla aram pek iyi değildi. Eğitmenim ve ben geri döndük. Beni, kayıp vakalarının sık yaşandığı bölgelerden birinde gezdirmeye karar verdi. Orası popüler bir güzergahın yakınında bulunan doğal bir eğimdi, insanlar çoğunlukla orayı kullanırdı çünkü böylesi daha kolaydı. Orada biraz yürüdük. Bir saat kadar gezdik. Etrafa bakınırken ve eğitmenim bana geçmişte bulduğu insanları nerelerde bulduğunu gösterirken ileride bir şey fark ettim. Şu an bulunduğumuz alan, ana bölgeden 8 mil uzaklıktaydı gerçi bu kadar uzaklaşmak istemiyorsanız arka yolları kullanabilirdiniz. Ama biz devlet korumalı bir yerdeydik, bu, burada herhangi bir ticari ya da yerleşim alanına izin verilmeyeceği anlamına geliyordu. Görebileceğiniz çoğu şey bir yangın kulesi, ve evsizlerin yaptığı geçici sığınaklardı. Buradan gördüğüm şey her ne ise keskin kenarları vardı ki bu doğanın kendi kendine nadiren oluşturduğu bir şeydi. Yapıyı eğitmenime gösterdim ama o bir şey söylemedi. Geri çekildi ve onun ne olduğuna bakmama izin verdi. Ona 20 feet yaklaştım ve boynumun arkasındaki saçların her biri dikildi. Bu bir merdivendi. Lanet ormanın ortasında bir merdiven. Normal bağlamda bu dünyadaki en zararsız şeydi. Sadece bej halılarla kaplı, 10 adım uzunluğunda normal bir merdiven setiydi. Ama evin içinde olması gerektiği halde lanet ormanın ortasındaydı. Kenarlarında halı yoktu ve görünüşe göre tahta işiydi. Sanki ev tam olarak yüklenememiş ve sadece merdivenlerin doğru dürüst seçilebildiği bir oyun hatasıydı. Orada durdum, beynimin zaman aşırı gördüğüm şeyin ne olduğuna dair cevap verebilmesi için bekledim. Eğitmenim geldi ve yanımda durdu. Bu şeye sanki Dünya’daki en az ilginç yapıymış gibi tepkisizce baktı. Bunun burada ne aradığını sordum ona. Güldü ve ‘’ Buna alış, çaylak, daha çok göreceksin’’ dedi. Daha fazla yaklaşmaya çalıştım fakat kolumu tuttu. ‘’Ben olsam bunu yapmazdım’’ dedi sert bir şekilde.Sesi sıradandı ama kavrayışı sertti, ve ben sadece durdum ve ona baktım.’’ Onları tüm zaman göreceksin, ama sakın yanlarına gitme. Onlara dokunma ve onların üzerine çıkma, sadece görmezden gel.’’ Ona daha soru soracaktım ama bir nedenden vazgeçtim. Yürümeye devam ettik ve eğitimim boyunca konuyu bir daha açmadım. Gittiğim her beş çağrıdan birinde onları görürdüm. Bazen yola nispeten yakın olurlardı. Bazı zamanlar, 2 - 3 mil uzunluğunda olurlardı. Bazen de 20 - 30. Sadece ormanın ortasında, ve sadece eğitim haftalarının geniş aramalarında denk gelirdim onlara.Bu konu hakkında ortaklarıma bahsetsem de sadece eğitmenin söylediği şeylerin aynısını duydum. Umarım bir gün cevabını bulurum, ama o gün daha gelmedi.


  • Sıradaki, daha az ürkütücü, fakat bir o kadar da üzücü bir hikaye. Kışın sonlarında genç bir adam kaybolmuştu, kimsenin patikadan şaşmaması gereken bir zamanda. Yolların çoğunu kapatmıştık, ama bazıları tonlarca kar birikmediği sürece yıl boyu açık kalıyordu. Onun için bir çalışma başlattık, fakat kar yerden 6 feet yükseklikteydi, ( O sene, alışılmadık derecede kar yağdı) ve onu bahar gelinceye, yani karar erimeye başlayıncaya kadar bulamayacağımızı biliyordum. Gerçekten de, ilk büyük erime dalgası geldiğinde, bir dağcı patikadan biraz uzakta bir beden bulduğunu bildirdi. Onu bir ağaç kökünde bulduk, bir yığın erimiş karın arasında. Ne yaşandığını o an anladım, ve bu benim  tüylerimi diken diken etti. snowboard veya kayak yapanlar, ya da dağda  yeteri kadar vakit geçirenler ne olduğunu benim gibi tahmin etmiştir. Kar, dallar altında normalde olduğu kadar yoğun birikmez. Sonuç olarak ağacın etrafında  topraksı kar, hava ve dallardan oluşan gevşek bir alan oluşur. Bunlara ağaç kuyuları denir, ve neye baktığınızı bilmediğiniz sürece açıkça fark edilemezler. Karşılama merkezine işaretler koyduk, büyük olanlarından, insanların bunların ne kadar tehlikeli olduğunun farkına varabilmeleri için, ama alışılmışın dışında kar biriktiği zamanlarda, en az bir insan işaretlere dikkat etmez, veya ciddiye almaz, ve onun bedenini bahar gibi buluruz. En iyi tahminim adamın yürüyüş sırasında yoruldu, belki de bacağına derin karda yürümesi nedeniyle kramp girdi, orada bir ağaç kuyusu olduğunu bilmeden dinlenmek için oturdu, ve içine düştü. Ayakları yukarıda kalacak şekilde sıkıştı, ve etrafını saran kar kuyuyu iyice derinleştirdi. Kendini kurtarmaktan aciz bir şekilde, boğuldu. Buna literatürde kar altı boğulması denir, ve gerçekten derin seviyede kar olmadığı sürece bir kimsenin başına gelmez. Ama enteresan bir pozisyonda kalırsanız, 6 feetlik kar bile ölümcül olabilir, tıpkı bu adamın başına geldiği gibi. Fakat beni en çok korkutan, onun kurtulmak için ne kadar mücadele ettiğini hayal etmekti. Baş aşağı, dondurucu soğukta, çabuk ölmemiş. Kar sıklaşmış, üzerinde ağır bir yığın yapmış, ve çıkmak bildiğimiz anlamda imkansız olmuş. Nefes alması zorlaştıkça, neyin yaşanmaya başladığının farkına varmış. Son anlarında neler düşündüğünü hayal etmek dahi istemiyorum.


  • Birçok iş dışı arkadaşım görev esnasında Keçiadam’ı görüp görmediğimi merak ediyor. Maalesef, ya da  neyse ki, başıma bunun gibi bir şey gelmedi. Sanırım buna en yakını  ‘ kara gözlü adamdı’. Yine de, bunun gibi bir şeyle karşılaşmıştım, fakat bunu Keçiadam’a bağlayabilir miyim bilmiyorum. Yolların birinde yaşlı bir bayanın bayıldığına dair bir rapor aldık, ve ana bölgeye ulaşabilmek için yardıma ihtiyaçları vardı. Bulunduğu yere yürüdük, kocası çılgına dönmüştü. Çırpınıyordu, daha doğrusu bize doğru sarkıyor ve karısının çığlığını duyduğunda yoldan biraz çıkmış bir şeyi inceliyor olduğunu, karısına doğru koştuğunu ve onun bir anda bayıldığını anlatıyordu. Kadını sedyeye aldık, ve onu karşılama merkezine götürürken kendine geldi ve tekrar çığlık atmaya başladı. Onu sakinleştirdim ve ne olduğunu sordum. Ne dediğini kelimesi kelimesine hatırlayamıyorum fakat özetle yaşanan şey şuydu: Garip bir ses duyduğunda kocasını bekliyormuş. Ses daha çok bir kedinin inlemesi gibiymiş,  biraz daha farklı olanından… Ama neden farklı olduğunu anlayamamış ve daha iyi duyabilmek için biraz yaklaşmış. Ses sanki yaklaşıyormuşçasına artıyormuş. Ses arttıkça kadın ne olduğunu anlayana kadar giderek huzursuzlanmaya başlamış. Bunun devamını kadının ağzından hatırlıyorum, çünkü anlattığı şey o kadar tuhaftı ki unutabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. ‘’ O bir kedi değildi. O ‘miyav’ kelimesini tekrarladıkça tekrarlayan bir adamdı. Sadece ‘ miyav miyav miyav…’ O bir insan değildi, olamazdı. Çünkü sesi bu kadar vızıltılı çıkan bir insan duymamıştım. Duyma yetimi kaybetmeye başladığımı sandım, ama kaybetmiyordum. Sesi dikkatlice dinledim fakat yine aynı vızıltılı sesti. Korkunçtu. Giderek yaklaşıyordu ama onu göremiyordum. Yaklaştıkça korkum daha da arttı, ve hatırlayabildiğim son şey ağaçların arasından çıkan bir figürdü. Sanırım bu bayıldığım zamana tekabül ediyordu.’’ Şimdi, kafam biraz karışmıştı. Bir adam neden lanet bir ormanın ortasından miyavlayarak çıkıverirdi ki. Dağdan indiğimizde üstlerime bir şey bulabilir miyim diye alanı araştıracağımı söyledim. İzin verdi, ve bir radyo alıp kadının bayıldığı yere gittim. Kimseyi göremedim, ve bir mil daha ilerlemeye karar verdim, Geri döndüğümde, kadının adamı nereden çıkarken gördüğünü anlayabilmek için yoldan çıktım. Bu arada neredeyse gün batımıydı, ve benim gece yarısı dışarıda olmak gibi bir fikrim yoktu, bunu yarın kontrol etmek için aklıma bir not aldım. Fakat geri dönerken uzaktan gelen bir ses duydum. Durdum, ve seslenenin kendini tanıtmasını söyledim. Ses yaklaşmadı fakat aynı kadının dediği gibi monoton bir şekilde miyavlıyordu. South Park’taki şu Ned’in electrolarynx ile ses çıkarması gibi komikti. Belli bir yerden geliyordu ama hiç artmıyor ya da yaklaşmıyordu. Sonunda kesildi ve ben geri döndüm. Daha sonra bölgede böyle bir ses duyulduğuna dair rapor almadım ve bölgeye kendimde gitsem dahi aynı sesi tekrar duymadım. Bunun eşek şakası yapan aptal bir çocuğa ait olduğunu düşünsem de tuhaf olduğunu inkar edemem.

 Şimdi, metnin koca bir yazı duvarına döndüğünün farkındayım ve bunun için özür dilerim. Beğenebileceğinizi düşündüğüm birkaç hikayem daha var.  Yani şimdilik bir yere gitmiyorum. Onları da bir zaman paylaşırım. Görüşmek üzere.

12 yorum:

Yorum yaparken kaba veya küfürlü bir dil kullanmaktan çekinirseniz sevinirim ^^