3 Kasım 2016 Perşembe

Kids Are Creepy

Çocukluk masumiyet zamanı olabilir, ama genellikle çocukların korkunç şeylerde yer aldığını fark ettiniz mi? Çocuklar şeker ve  çoğu şeyin güzel olduğuna inanmaktadır fakat görünüşe göre, çoğu çocuk düpedüz iğrenç şeyleri sevebilir. Uzun zaman önce, Reddit üzerindeki forumda bir anne sordu, “Çocuğunuz hiç ürkütücü bir şey söyledi mi?"
Cevaplar çocukların dünya üzerinde iyi bir şey olmadığını bize hatırlattı.

*ÇN: Burası bir açıklama kısmıydı, şimdi de bir kullanıcının yazısı var:*

Jmersh: Oğlum iki yaşında bastığı sabah yatağında öylece uyuyordu. Daha sonra uyandı, günaydın dedi ve eline tişörtünü aldı. Daha sonra kafasını yana eğdi ve gülümseyerek annesine ilerledi. Ne yaptığını sordum ve o dedi ki:“Annemin karnındaki kız kardeşime bakıyorum." Garipsedim, hayal gücü yoğun olan bir çocuk diye düşündüm içimden. Eşim de kıkırdadı. 2 hafta sonra, bir kız çocuğumuz olacağını öğrendik. Eylül ayında verilecekti. Verme işinden sonra ne çocuklar hakkında konuştuk, ne de bebekler. Çok ürkünçtü.

Ç.N: Vay canına, bu bir cp değil aslında, belirtildiği gibi Reddit'te paylaşılan bir şey. Neyse, eğer bunu severseniz bunun diğer yorumlarını da çevirebilirim. Hoşçakalın ^-^ Bu arada soru soracaksanız sorun :D Çekinmeyin. ~~Haruki -artık ismimi yazmaya karar verdim.-



1 Kasım 2016 Salı

People

Yatağında sessizce uzanıyorsun. Penceren açık, hafif bir esinti düşüncelerini takip ediyor. Gözlerin tavanda, zamanın geçmesini bekliyorsun. Uyumak neden bu kadar zor? Topukların yatağa değerken sessizce merak ediyorsun. Bilinmezliğin seni sürüklemesini bekliyorsun. Yıllardır uyumamış gibisin ama sadece gözlerini tamamen kapatmayalı 3 gün geçmiş.
Öylece uzanıyorsun. Bütün hislerin tamamiyle açık, çıkan bütün hışırtıyı, ara sıra kulağına gelen baykuşun yüksek sesle ötmesini duyuyorsun. Gözlerin tamamiyle karanlığa alışmış, odanı bütün ayrıntılarıyla görebiliyorsun.
Aniden bir gıcırtı işitiyorsun. Geceleyin dolaşan salak köpeğinin sesi olduğunu düşünüyorsun. Kafanı yastığa gömüp uyumaya çalışıyorsun.
Başka bir gıcırtı, çarpma sesinin ardından duyuluyor. O anda kalkıp komidinin üstündeki silahına uzanıyorsun. "O da neydi öyle?" Vahşice nişan alıp odanın etrafında dönüyorsun. Pencerenin dışında biri var. Sürünerek delikten yaklaşıyor. Yüzü tamamiyle bembeyaz, kaşları yanık siyah ve kanlı kırmızı bir gülümseme... Saçları uzun, siyah ve keçe gibi. Beyaz kapşonlu bir switshirt giymiş ve üzerine siyah bir madde bulaşmış ki onun kan olduğunu tahmin ediyorsun. Sana saldırıyor, üstüne atlayıp seni yatağa sıkıştırıyor. Kulağına şu 2 kelimeyi fısıldıyor:
"SADECE...UYU!"
Gözleri olduğu tahmin ettiğin yere bakıp kendini yukarı çekip ona bakıyorsun "Kim olduğunu zannediyorsun? Odama öylece dalamazsın!"
O şey de sana bakıyor. "Bekle...ne?"
Sinirli sinirli bakıyorsun.  "Ve neden benim LANET OLASI yatağıma yatıp uyumamı istiyorsun? Belki konudan sapmış olabilirim ama HAYIIIR bana KENDİNİ göstermek zorundasın!"
Pencereye yürümeye başlıyor. "Ben-ben sadece kendi yoluma gitmek istemiştim...-heh". Gecenin karanlığında pencereye atlayıp gözden kayboluyor.
Silahını tekrar komidinin üstüne bırakarak yatağına uzanıyorsun, iç çekerken sesli konuşuyorsun.
"Yüce tanrım...zamane insanları"
ÇN:
Jeff The Killer la biraz eğlenen komik bir pasta ^^
Sanırım çok fazla komik pastalar paylaşılmıyor. Ben de çeviriyim dedim :)

27 Ekim 2016 Perşembe

The Portraits

Portreler

Uzun bir av günü sonra, büyük bir ormanın  ortasında kalan bir avcı vardı. Karanlıkta yolunu kaybetmişti. Ormanın yeşilliğinin bittiği yere kadar ilerledi. Bir kabin boyutunda küçük bir açıklığa geldi. Karanlıkta buraya nasıl geldiğini anlamadı, fakat gece orada durmak zorunda olduğunu bildiği için kalmaya  karar verdi. Yaklaştı ve kapıyı aralık buldu. İçinde kimse yoktu.
Kabinin içine baktı , inanılmaz detaylarla boyalı portreler ile süslenmiş duvarlar vardı, hepsi çok şaşırtıcıydı.
İstisnasız, ona doğru bakıyor gibi görünüyordu. Özellikleri nefret ve kin ile bakmalarıydı. Avcı, gittikçe daha da rahatsız oldu. Nefret dolu yüzleri görmezden gelmek için bir çaba sarf etti.
Avcı yatağın üzerine yüz aşağı yattı ve sahibine sabah kendini anlatmaya karar verdi. Yüzünü duvara döndü ve bitkin, huzursuz bir uykuya daldı.
Ertesi sabah, avcı uyandı -beklenmedik bir şekilde ışık yanıp sönüyordu. Kabinde portreler yerine sadece camlar vardı.

Ç.N: Bu çok korkunç! Kısa olması korkutuculuğunu azaltsa da sonunu bilmediğimiz için heyecanlı :) Bence adamı öldürebilirler, veya evin sahibi adam öldürebilir? 

NOT: Portlerden biri :)


26 Ekim 2016 Çarşamba

Camp

Kamp

Birkaç ay önce bir doğa fotoğrafçısı olan bir arkadaşım, kasabanın dışındaki ormanda yalnız bir gün geçirmeye karar verdi.  Kendisi için doğal orman ve yaban hayatı fotoğrafları çekmek istedi. Daha önce birçok kez kamp yapmışçasına  yalnız kalmaktan korkmadı. Küçük bir açıklık arazi ortasında bir çadır kurdu ve fotoğraf çekmek gününü geçirdi. O gezide filmin -fotoğraf kağıdı-  dört adet farklı resmini aldım. Ama bu dört resim de çadırdaki arkadaşımın uyurken haline aitti. Onu, uyurken gecenin bir yarısı çekmişlerdi.

Ç.N: Kısa ama etkileyici. Akşama bir kısa daha cp yayınlayacağım, böylece orta uzunlukta bir cp okumuş gibi olacaksınız ^-^




Illusive Genius Dr. Monroe

‘’Bayanlar ve baylar, kurulun üyeleri, bugün sizlerle paylaşmak istediğim iki mucizem var. İlk olarak, size türlerimizin sıradaki evrimsel biliminin mihenk taşını tanıtmama izin  verin; ölümsüzlük.’’  Yapmacık bir heyecan göstergesiyle Dr. Monroe bunu kollarını açarak söyledi, bordo kıyafetinin kuyruğu her hareketinde sallanıyordu.
 
Perdeler açılıp, soluk benizli, üstsüz adamın, oturan silüeti ortaya çıktığında, konukların hepsinin de nefesi kesildi. Prangalar, bileklerini sandalyeye zincirliyordu; suratı izleyicilerin kafa karışıklığının ürkütücü bir aynasıydı adeta.

‘’Bu adama - bir hırsız, bir katil ve frengi hastası kişiye, topluluğumuz, cömertçe tıbbın son buluşuna yardım etmesini teklif etmiştir.’’ Anlığına durdu, belinden, küçük, süslü bir şişecik çıkarmadan önce ‘’Bu! Bu benim Xenotransplantasyon adına yaptığım araştırmanın doğuşudur.. Eminim hepiniz Sir Winston’ı hatırlıyorsunuzdur?’’

Hatırladılar. Geçen senenin açılış deneyi olan cinsiyetsiz insan bedenini nasıl unutabilirlerdi: beden çıplak ve tepkisiz bir kıvrılmayla zeminde duruyordu. Ama insan kafası yerine yerleştirilmiş Basset Hound kafasının eğik gözlerini unutmuşlardı. Sonraki dört saat boyunca, yaratık tabaktan su içerken onu nefesleri kesik izlemişlerdi. Yaratığın parmakları ve toynakları, yeni efendisine uyup uymamak konusunda karar verirken tıkırdamıştı, bunun ve su içmenin dışında bir hareketi olmamıştı.


Hatırlama dalgası salonu vururken Dr. Monroe gülümsedi. ‘ Evet, hücresel rejeksiyonun ötesinde tüm bulgular tek bir şeye çıkıyor: kilit nokta sıcaklık.’

‘Ama ben konuyu dağıttım. Önceki araştırmamdaki gözlemlerime göre, gizli elektrik implantları, kendilerini tamir etmek için burada gördüğünüz Invictus toksinini kullanan canlı organizmalar. Sindirildiğinde, ve damar yoluna  yayılması için yeterli zaman tanındığında, bedenin sodyum iyonu kanallarını açacak ve bir manyetik alan reaksiyonu oluşturacaktır.’’ Sırıtarak, koca bir butona bastı ve sinir bozucu bir uğultu odayı doldurdu. Göz kamaştırıcı mavi şimşekler tüm zeminde kıvılcımlar çıkarttı ve  Philiplerden  John Hanes ve evlatları tüm odayı ateşlerin kaplayacağından emin oldu.

‘ İçeni acıyı hissetmeme durumuna sokan tuhaf bir yan etkiside var aynı zamanda. Tahminlerime göre bunun bir faydası anestezide kullanılabilecek olması, ama sonra kederli cerrahlar bir daha asla ameliyat yapamayacaklar. - hasta, en ufak bir yarada bile iyileşmeye devam edecek ve hiçbir operasyon yapılamayacak.’’ Uzun sivri bir jilet çıkardı ve herkesin görebilmesi için onu sallamaya başladı.

‘İşte bu. Exitus acta probat!’ Yavaşça ve endişeli bir şekilde jileti mahkumun göğüs kafesinin altına doğrulttu, adam haykırmaya, çılgınca debelenmeye ve zincirlerden kurtulmaya çalıştı.
Onu görmezden gelerek, numunenin içine ve aşağısına doğru jileti soktu, deri yumuşatılmış bir bal mumu gibi ayrıldı. - ama kan çıkmadı, acı çığlıklar yükselmedi, aynı şekilde denek kesiği dahi hissetmemişti. Sonra, mucizevi bir şekilde, yara kapanmaya başladı, yarığın tepesinden aşağı doğru kapandı. Sonunda deri önceki gibi kusursuz oldu.

Kalabalık, şaşkına dönmüştü. Bazıları gözlerini kapamıştı - hatta zihinlerini de, ama bunun yaşanmış olduğunu inkar edemezlerdi.

Arkadan bir ses çıktı ‘’Dr-’’

Kasıtlı bir hızla, doktor ceketinden bir tabanca çıkardı ve tetiği en yakın topluluk üyesinin başına nişan alarak çekti. Hedef Aziz Mercy’nin habercilerinden Rosa Smith’ti. Kadın çığlık atarak zeminde kaydı. Arkadaki kurşun izinden kurşunun kadının kafasını deldiği açıkça görülüyordu, fakat kadın çığlık atmaya önceki kadar canlı bir şekilde devam ediyordu.

‘’ Bayan Smith’in Invictus’u içme konusunda sağduyulu davranması doğru bir karar olmuş. Aslında, hepiniz kendinizi bu akşam için hazırlıyordunuz.’’ Her masada duran boş şampanya bardaklarını işaret etti.

 Bunun akabinde gelen sessizlik şekerleme kadar yumuşaktı, her konuk çenelerini kapamıştı. Ve sonra merak kazandı ve sahneye yakın minik bir adam kibarca elini ısırdı. En küçük bir acı bile hissetmeyince gözleri büyüdü ve parmağının aşağısını sıkıştırmaya başladı. Derisini başparmağından bileğine kadar soydu. Tekrar, önceki gibi, kan yoktu. Sadece, deri eski halini alırken oluşan küçük bir mavi parıltı.

Şiddet, konuklar acının sonsuz deryasını test ettikçe bastırıldı. Sonra birden patladı. İki koltuk kuzeyden, iri bir adam Dr. Monroe’den silahını istedi. Aldığında, ötekilerine onu vurması için meydan okudu, durdurulamaz bir adam olarak, fantezilerini en canlı şekilde yaşıyordu.

Herkese nasıl yolculuk ettiğini anlatmayı bırakamayan bir kadın -’Üç gecelik bir tren yolculuğuydu!’ sağ elindeki uzun parmağının tırnağını döndürmeye dikkatini vermiş, ardından da tırnaklar önce derisine tutunmuş sonra köklerine ulaşmıştı. ‘ Bu harika olacak’ dedi. ‘ Asla tırnakları kırılmayacak kadınları bir düşünsenize!’

 Çılgınca bıçaklama ve uzuv koparma kaosunun ortasında Dr. Hearz durdu, nefesini kontrol etmeye çalışarak ‘ Bunu gerçekten başardınız. Dr. Monroe! Acısız bir dünya, tasasız, yarasız; gerçi beni işimden edeceğinizden korkuyorum.’ Beyaz sakalını kaşıyarak güldü. ‘ Ama bu gece tanıtacağınız iki şey olduğunu söylemiştiniz. İlkiyle dünya yerinden oynayacak, ikincisinin ne olacağını hayal dahi edemiyorum.

İşte o an kısa zaman önce varlığının dünyadan tamamen yok olacağını sandığı  şeyi görebilmişti.- Tüm gece gördükleri kırmızı şeyin damlasını. Mahkumun tırnağı kanıyordu. Dr. Hearz, dehşete düşmüş bir şekilde ‘Dr., bunu nasıl yaptınız? O neden iyileşmedi.?’

Monroe başta cevap vermedi, bunun yerine dikkatini cep saatine vermiş gibi görünüyordu. ‘ Endişelenme doktor, o açıkça yaralanmıştı, sonradan da biz onu tutarken iyileşmişti. Yara basitçe yeniden açılmış, toksin metabolizmaya karıştıktan kabaca sekiz dakika sonra.’

Herkes sustu, adamın dediklerini pür dikkat dinlediler. ‘’ Tüm uğraşlarıma rağmen, Invictus toksininin etkisi insan bedeninden dört yüz seksen saniye sonra geçiyor. Bu nedenle son deneyimi bu akşama sakladım: kaçınılmaz sona bir bakış.’’

 Test deneğini göstermeden önce saatine kısa bir bakış attı. Hareketini takriben mahkum çığlık atmaya  ve acı içinde kıvranmaya başladı. Karnında hayali bir jiletle kesilmiş bir yara açıldı. Akan kan al bir hilal oluşturmaya başladı. Ve hilal git gide düzenbaz Dr. Monroe'nin kızıl sırıtışına döndü.

25 Ekim 2016 Salı

Lost On You

Senin Üzerinden Kaybedilen

Not: Biliyorum, normalde başta not olmaz. Fakat bu cp bir şarkı üzerinden yazılmış. Dinleyerek okuyun derim: LP-Lost On You

"Aşkım!" Kız, sarı saçlarını geriye attı ve sevgilisine doğru koştu.

"Evet, meleğim?" Adam, çapkın birisiydi. Eğer kız güzel olmasaydı asla onunla beraber olmazdı.

"Oh, bu gece Mike parti veriyor, deniz kenarında." Kız özellikle son kelimelere vurgu yapmıştı.

"Woaww, bu seni mayo ile göreceğim demek oluyor?" Adam çapkınlığını kanıtlıyordu. Kim bilir neler düşünmüştü.

"Evet, aşkım."Kız bunu dedikten sonra adamı öptü ve evine doğru gitti. Fakat bu gece özle olmak istiyordu. Sadece O'nun için.

Gördüğü ve ürünlerini beğendiği bir sahil kenarı butiğine girdi. Bir adet siyah mayo aldı, yapacağı iş için. Üzerine de küf yeşili bir delikli hırka aldı. Daha sonra evine gitti. Makyajını yapmalıydı.

Eve girdi ve Adrian'a -şu çapkın sevgilisi- saati mesaj attı:

"Kimden: Angela
 Kime:  Adrian
 Konu: Parti Saati
                 Parti saat 21.00'da başlayacak, aşkım. Ve şuan saat 19.30. Hazırlan derim!"

Bunu yazdıktan sonra aynanın karşısına geçti. Bu gün özeldi ve güzel olması gerekiyordu. Sarı saçlarına baktı. Düz halde iyiydiler, bir şey yapmaya gerek yoktu. Dudağına kan kırmızısı bir ruj sürdü. Gözlerine dokunmadı, eski sevgili deniz gözlerini böyle severdi. Saate baktı, Kendini aynada o kadar incelemişti ki, saat 19:50 olmuştu bile.  Hemen deniz kenarına gitti.

Parti başlamıştı bile. Hemen Adrian'ın yanına gitti.

"Oh, aşkım." Bunu dedikten sonra onu öpmeye başladı. Bu arada Adrianla kendisini denize çekmeye başladı. Denize girdiler. Fakat denizin ıssız yerine doğru yüzdüler. Burada kimse onları göremeyecekti. Uzaktan partinin sesi geliyordu.

Bu arda Angela, eline aldığı sivri deniz kabuğunu tuttu ve Adrian'ın şah damarını kesti. Sesi çıkmasın diye suyun altına soktu. Daha sonra yanındaki kayalığa doğru taşıdı ve Adrian'ın kafasını ölmesi için kayalığa çarptırdı.  Bunu yaparken,

"Senin üzerinden kaybedilen şeyler için aşkım." Diyip mırıldanıyordu.  Angela, adamın öldüğünü anladığında  derin bir nefes verdi ve tekrar aynı cümleyi söyledi.

"Senin üzerinden kaybedilen şeylere aşkım." Dediği şeyler üzerine biraz dinlendi ve sonra Adrian'ı kayanın altındaki -denizin altında da diyebiliriz- gizli bir mağaraya getirdi.

Mağara denizinin altında da olsa, denizi suyu buraya gelmiyordu. Diğer cesetlere göz attı, kokmaya başlamıştı. 13 adet ceset -erkekti hepsi- vardı.

Yenisini de koydu diğerlerin yanına. Sonra bir kenara çömelip sessizce biraz ağladı. Sevdiği adam, onun yüzünden ölmüştü, bu yerde. O da her onun ölüm gününde bir kurban verirdi, kendisini ne kadar sevdiğini kanıtlamak için.


Ç.N: Wow. Süperdi bu!' Kıza hem acıdım hem de yaptığından dolayı kınadım :D 



24 Ekim 2016 Pazartesi

Lost Girl

Kayıp Kız

Kızın annesi, ağlayarak 911'i tuşladı. Kızı piknik alanında kaybolmuştu. Eşi, kızını arıyordu. Polisler en yakın zamanda geleceğini söyleyerek telefonu kapadılar. Kadın hala ağlamaktaydı. Eşi kızını bulamadığını söyleyerek, geri alana dönmüştü.
Daha sonra siren sesi duyuldu. Polisler gelmişti. Kızları kaybolan aileye gitti. Arama ekibi kızı aramaktaydı fakat diğer iki polis aile üyelerine -anne ve babaya- soru soruyordu. Kadın zar zor ağlamasını  dindirmişti ve konuşmaya başladı:

"Kı- kızım fotoğrafçılığa meraklıdır. Bizde ormana geldiğimiz için için kameramızı yanımıza getirmiştik. O- o da birkaç şey çekmek istediğini söyledi. Hemen yakınımızdaydı a- ama bir anda kayboldu." Diğer polis -babayı sorgulayan- de aynı cevabı almıştı.

Birlikte diğer arama ekibinin olduğu yere gittiler. Birden bir kız sesi duyuldu,

"Yardım ediiiiiiiiin!" Kadın bu sesi duyunca daha fazla ağlamaya başladı. Bu kızının sesiydi. Bunu polislere söyledi. Birlikte o yöne gittiler. Kız bir kayanın altındaydı. Polisler beline ip bağladılar ve kızı çekmek için aşağıya indiler.

Fakat birden kız histerik bir kahkaha attı. Ve belinden bıçağı çıkardı, kendisini almaya çalışan iki polisi kesti.

Bu arada anne ve baba diğer polislerin de çoktan işini bitirmişti ve birlikte kızlarını aldılar. Ailecek kahkahalarını kesmişler ve birbirlerine bakmışlardı. Daha sonra anne çoçuğun ve eşinin elini tuttu. Daha sonra ailesine dönerek,

"Pikniğe geldik değil mi?" Diye sordu. Kızı da cümlenin devamını bildiğinden devam ettirdi,

"Mangalsız olmaz!" Baba da gülerek kızının cümlesini devam ettirdi,

"Etsiz de mangal olmaz!"

Ç.N: Oha! Tam anlamıyla oha. Bu sonu sürpriz olan bir cp'ydi. Hangi aile mangalları için polis keser ki? Neyse bunu sevdiğinizi umuyorum :) ~Haruki

23 Ekim 2016 Pazar

Truth or Dare

Doğruluk veya Cesaret 

"Tamam! şimdi sıra sende!" Chloe yüksek sesle alkışladı.

"Sssshhhh!Anneni uyandıracaksın," dedi Krissie.

"Oooopsss, özür dilerim. Tehehee*... yani şimdi doğruluk mu cesaretlilik mi?"

"...Doğruluk...." Krissie tereddütlü görünüyordu, fakat Chloe tam tersiydi.

"Neden doğruluk? Bu çok sıkıcı... Sen hiç bir şeye cesaret edemiyorsun! Tavuk!"

"İyi. Cesaret olsun. Ne yapmamı istiyorsun?"

"Ben... Annemin odasına gitmeni, ışıkları yakıp söndürmeni ve kapıyı çarpmanı istiyorum." Chloe koridorun kapısını çekti. Daha sonra merdivenin başına çıktı. "Sadece annemi korkutmak için. Çünkü o bu saatte konuşmamızı yasakladı."

"Emin misin?"Krissie sordu. "Yakalanırsam? Belki de bunca zamandır buluştuğumuzu öğrenecek. Belki de bize çok kızacak ve buraya gelmem mümkün olmayacak."

"Elbette yakalanmayacaksın, aptal! Muhtemelen zaten beni suçlayacak. Şimdi git hadi git!"

Krissie koridora doğru gitti ve  ışıkları yakıp söndürmeye başladı, Chloe'nin dediği gibi gürültülü bir şekilde  yatak odasının kapısını kapattı, annesinin korkma sesi Chloe'ye zevk verdi ve Krissie gelmeden odasına döndü. Birlikte yaptıklarından dolayı kıkırdadılar.

Chloe'nin annesi koridorda yürümeye başladı. Chloe kıkırdamayı kesti ve çabuk yatağına atladı. Ouija tahtası**, mum, kitap ve diğer şeyleri bir köşeye fırlattı ve uyuyormuş gibi yaptı.

Annesi kapıyı açtı, bir şey söyleyecek gibi oldu  ama söylemedi.  İçini çekti, bir an için durdu, sonra tekrar kapıyı kapattı. Uyumaya gitti.

Birkaç dakika sonra Chloe yatak sessizce sürünerek, Ouija tahtasını aldı ve oyun grafiği için zemin aradı. Sonra yine odanın ortasında oturmuş, dört mum yakmış ve kelimeyi yazmıştı:

"Bu bir çağrıdır."

---
*: Orada gülüyor. Tehehehe bir çeşit gülüş yani.
**: Bedenleri olmayan (ruh vb.) şeyleri çağırmak için kullanılan tahta.

Ç.N: Merhabaaa! Ben yeni çevirmenlerden Nursena. Ama bana Haruki diyin. Umarım iyi anlaşırız. Bu arada hatalarım varsa bana belirtin lütfen. ^-^