22 Ağustos 2016 Pazartesi

Ben Drowned ( Part 1 )

Eylül,2010

 Pekala /x/. bu konuda yardımına ihtiyacım var. Bu bir copypasta değil, bu uzun bir yazı. Ama güvenliğimin ve sağlığımın buna bağlı olduğunu hissediyorum. Bu bir video oyunuyla ilgili özellikle Majora'nın maskesi ile, ve bu tüm hayatım boyunca başıma gelmiş en ürkütücü olay.


 Söylemiş olayım, son zamanlarda ikinci sınıf öğrencisi olarak yurt odama taşındım, ve bir arkadaşım bana eski Nintendo 64'ünü verdi. Kısaca söylemek gerekirse heyecandan havalara uçmuştum. Neredeyse on yıldır dokunmadığım, çocukluğuma ait oyunları oynayabilecektim. Nintendo 64'ü sarı bir kontrol cihazı ve Super Smash Brothers'ın ucuz bir kopyası ile geldi ve dilencilerin seçici olmadığı bu zamanlarda 9 level yapay zekayı dövmekten çabucak sıkıldım.

 O haftasonu,kampın dışındaki birkaç komşuyu ziyaret etmeye karar verdim, yerel garaj satışlarına uğradım (cahil ebeveynlerle iyi bir pazarlık umarak), Pokemon Stadium'un bir kopyası, Goldeneye (007'yi çok severdim), F-Zero, ve 2 dolara birkaç kontrol cihazı alarak günü sonlandırdım. Memnun olmuş bir şekilde mahalleden çıkmaya başlamışken son bir ev dikkatimi çekti.( Neden olduğuna dair hala bir fikrim yok.) Etrafta araba yoktu ve üzerinde çer çöp olan tek bir masa kurulmuştu, fakat bir şey beni kendine çekmişti. Genelde bu tür şeylerde hislerime güvenirdim, o yüzden kenara çektim ve yaşlı bir adamla karşılaştım. Dış görünüşü tanımlayabilecek daha iyi bir kelime olmadığı için can sıkıcıydı. Bu garipti, çünkü bana onun neden can sıkıcı olduğunu sorsaydınız herhalde net bir cevap veremezdim. Size söyleyebileceğim tek şey zamanım öğlen olmadığı ve bağırma mesafesinde de herhangi bir insanın bulunmadığıydı. Bu adama yaklaşmayı düşünmek dahi istemiyordum.

 Çarpık bir gülümsemeyle bana baktı ve ne istediğimi sordu, ve aniden onuın bir gözünün kör olduğunu gördüm. Sağ gözü o gizemli beyazlığa sahipti. Kendimi adamın sol gözüne bakmaya zorlayarak hiç eski video oyununa sahip olup olmadığını sordum.

 Çoktandır adam bana video oyunun ne olduğunu sorunca nasıl kibarca cevap vereceğimi düşünmeye başlamıştım, ama beni şaşırtarak eski birkaç tane olduğunu söyledi. Beni bir lahzada* döneceğine ikna etti, ve garajına girdi. Onun aksayışını izlerken, isteksizce masasında neler sattığına baktım. Masanın karşısında tuhaf tablolar; psikaytristlerin kullandıklarına benzer çeşitli mürekkep lekeleri vardı. Merakla onlara baktım. Adamın garajına neden kimsenin uğramadığı açıktı. Bunlar estetik zevkten uzaktı. Sonuncusuna geldiğimde, bir nedenden onu Majora'nın maskesine benzettim. Küçük diken çıkıntılı aynı kalp şeklinde gövde. Bu Freud yanlısı saçmalıkları gördükçe, gizliden gizliye  oyunu garajından çıkaracağına dair ümit beslemeye başlamıştım, ama ardından yaşanan olaylardan sonra artık çok emin değilim. Bunun hakkında adama soru sormam gerekirdi, keşke bunun hakkında adama soru sorsaydım.

 Majora şeklindeki lekeye baktıktan sonra başımı çevirdiğimde yaşlı adam yine oradaydı, ellerini bana uzatmış gülümsüyordu. Sizi temin ederim bana bir Nintendo 64 kartuşu uzatınca, refleksten yerimden hopladım ve tedirgin bir şekilde gülmeye başladım. Siyah bandının üzerindeki beyaz 'Major' yazısı hariç standart gri renkteydi. Bunun nasıl bir tesadüf olduğunu düşündükçe karnımda kelebekler uçuşmaya başladı ve adama bunu ne kadar istediğimi anlattım.

 Yaşlı adam bana gülümsedi ve bunu bedavaya alabileceğimi söyledi. bu artık burada yaşamayan bir çocuğa aitmiş. Adamın bunu bahsediş şeklinde bir gariplik vardı, ama buna çok dikkat etmemiştim o zaman. Bu oyunu bedava edindiğimden dolayı zafer sarhoşu olmuştum.

 Kartuşun gizemli görünüşünden ve çalışacağının garantisi olmamasından kendime biraz şüpheci olmayı hatırlattım, fakat ardından içimdeki iyimser taraf harekete geçti ve bunun beta versiyonu veya korsan olabileceğini düşündüm. Ve bu tekrardan Cloud Nine'a** dönebilmem için ihtiyacım olan fırsattı. Adama teşekkür ettim. adam bana gülümsedi ve '' Kendine iyi bak, sen '' dedi. En azından ben öyle dediğini sandım. Adamın başka bir şey dediğine dair içimde ufak bir endişe vardı. Endişelerim oyunu açınca doğrulandı. ( Çalışması bile beni şaşırtmıştı.) Tek bir kayıt dosyası vardı ve adı basitçe ' BEN 'di '. Adam '' Kendine iyi bak Ben '' demişti. Onun için üzülmüştüm, belli ki o bir büyükbabaydı ve yine belli ki bunamaya başlamıştı, ve ben bir nedenden ona torunu Ben'i hatırlatıyordum.

 Meraktan kayıt dosyasına baktım. Görünüşe göre oyunda baya ilerlemişti. Neredeyse maskelerin tamamına sahipti, ve bossların*** 3/4'ünü yenmişti. Oyununu kaydetmek için bir baykuş statüsü kullandığını fark ettim, 3. gündeydi ve Stone Tower Tapınağı'na göre ayın çatlamasına en fazla vbir saat kalmıştı. Oyunu bitirmeye bu kadar yaklaşıpta bitirememenin ne kadar üzücü olduğunu hatırlıyorum. Gelenekten ötürü yeni bir kayıt dosyası oluşturdum ve adını Link**** koydum, artık çocukluğumu tekrar yaşamaya hazırdım.

  Bu kadar şüheli bir kartuşa göre oyunun ne kadar temiz çalıştığı beni hayrete düşürdü. Birkaç ufak sorun ( eksik kaplamalar, rastgele ara sahne belirmesi gibi, ama çokta önemli değildi.) dışında oyun neredeyse tamamem orjinalinin aynısıydı. Yine de sinir bozucu bir sorunu vardı. NPC*****ler beni bazen Link bazen ise Ben olarak çağırıyorlardı. Bunun sadece bir hata olduğunu düşündüm. Programlamadaki bir sorun kayıt dosyalarının birbirine karışmasına neden oluyordu. Bu beni bir süre korkuttu, ve Woodfall Tapınağı'ndaki yenilgiden sonra üzülelerek BEN dosyasını silmem gerekti. Sorunu çözeceğini umdum. Hem çözdü, hem de çözmedi. Artık NPC'ler bana herhangi bir şekilde hitap etmiyorlardı, diyalog penceresinde adımın olması gerektiği yerde sadece boşluk vardı.( Yine de kayıt dosyamın adı Link'ti.) Hayal kırıklığı ve yapılması gereken ödevlerle oyunu bir günlüğüne bıraktım.

 Dün gece oyunu oynamaya tekrar başladım, Doğruluk Lensi'ni aldım ve Snowhead Tapınağı'na doğru yolumu açmaya başladım. Şimdi, gerçek Majora'nın Maskesi fanlarının bildiği bir 4. gün hatası vardır. Bilmeyenler googlelayabilirler fakat özetle, saat tam 12:00:00'ı vurduğunda bir gökbilimciyle konuşur ve bir teleskopa bakarsın. Eğer doğru zamanlarsan geri sayım biter ve yaptığın şeyi bitirmek için yeni bir güne kavuşursun. Snowhead Tapınağı'nı bitirmek için bu hatayı kullanmaya karar verdim, ilk seferinde başardım ve yan taraftaki geri sayım sıfırlandı.

 Her nasılsa teleskoptan çıkmak için B'ye bastığımda, gök bilimci ile karşılaşmak yerine kendimi oyun sonundaki Majora'nın Boss dövüş odasında buldum. Üzerimde uçuşan Skull Kid'e bakıyordum. Ses yoktu, sadece üzerimde geziniyordu, ve arka plan müziği olması gerektiği gibiydi. (Ama yine de korkutucuydu.) Hareket etmeyi denedim, ve nereye gidersem gideyim Skull Kid bana bakıyordu, doğrudan bana, sessizce. Gerçi bir şey olmadı, ve bu altı saniye sürdü. Oyunun bozulduğunu falan düşündüm. Son zamanlarda bu konu hakkında fazla şüphelenmeye başlamıştım.

 Ekranımda metin belirdiğinde neredeyse reset tuşuna basacaktım. '' Nedenini bilmiyorsun ama, görünüşe göre bir rezervasyon yaptırmışsın.'' Aniden bu yazıyı tanıdım. Stock Pot Hanı'nda Anju'dan oda anahtarını alırken bu mesajı görüyordunuz. Ama neden şimdi çıkmaması gereken yerde çıkmıştı. Oyunun benle iletişim kuruyor olabileceği fikrini reddettim. Tekrar odayı araştırmaya başladım, etrafta etkileşime geçebileceğim bir şey var mı diye baktım, ardından ne kadar aptalca davrandığımı fark ettim. Yaklaşık 15 saniye sonra yeni bir metin belirdi, tıpkı ilki gibi önceden var olan bir sözcük grubuydu. '' Tapınak boss'una gidilsin mi? Evet/Hayır '' Bir saniye duraksadım, neye basmam gerektiğini ve oyunun nasıl tepki vereceğini düşünürken Hayır'ı seçemediğimi fark ettim. Derin bir nefes aldım, evete bastım ve ekran  '' Yeni bir günün şafağı'' yazısı ve  '' IIIIII '' alt metni ile beyaza döndü. Işınlandığım yer beni en yoğun dehşet hissi ile karşılayacak ve bedenimi yaşamak üzere olduğum en korkunç tecrübe ile dolduracaktı.

 Orada ne hissettiğimi açıklamanın tek yolu derin ölçüde duyulan, tanımlanamaz depresyonu sizin de bizzat yaşamanızdı. Normalde depresif bir insan değildim fakat orada yaşadığım şey, daha önce var olduğunu bile bilmediğim bir histi. Bu şey o kadar sapkın, o kadar güçlüydü ki sanki beni ele geçiriyordu.

 Clock Town'ın garip belirsiz bir versiyonu ile karşılaştım. Saat kulesinden çıktım. ( Normalde ilk gün bunu yapardınız.) Emin olabildiğim tek şey kasaba sakinlerinin gitmiş olduğuydu. Normalde 4. gün hatasından dolayı gardiyanları ve köpekleri kasabada turlarken görebilirdiniz, fakat bu sefer hepsi gitmişti. Bunların yerini dışarıda bir şeyin olduğuna dair, uğursuz bir his almıştı, aynı bölgede sanki bir şey beni izliyordu. Adımın altında 4 kalbe ve Hero's Bow'a sahiptim. Ama avatarım için değil kişisel güvenliğim için endişeleniyordum. Belki de en ürpertici his müzikti. Arka planda Song of Healing'i duyuyordum. Doğrudan oyundan alınmıştı, ama tersten çalıyordu. Müziğin sesi giderek artıyordu. Sanki bir şeyin habercisi gibiydi, ama hiçbir şey olmadı ve zihnimdeki sürekli döngü geçmek bilmedi.

 Şimdi ve o zaman Happy Mask Salesman'in soluk kahkahasını arka planda duyabiliyordum. Emin olamayacağım kadar alçak, fakat kendisini bulmam için beni cesaretlendirecek kadar da yüksek sesliydi. Clock Town'daki dört yere de baktım, ama hiçbir şey bulamadım. Hiç kimseyi. Kaplamalar kayıptı. West Clock Town beni havada yürütmek zorunda bırakmıştı, tüm bölge çökmüş bitmişti. Umutsuzca bitmişti. Song of Healing tersten en az 50. ye  çalıyordu. Daha önce hiçbir video oyununda bu kadar yalnız kalmadığımı fark etmiş bir şekilde kalakaldığımı hatırlıyorum.

 Clock Town'dan çıkmaya çalıştım. Ama her deneyişimde sadece ekran kararıyor ve şehrin başka bir bölgesine ışınlanıyordum. Ocarna'mı çalıştırmayı denedim. Kaçmaya çalıştım. Burada OLMAK istemiyordum, ama Song of Time veya Song of Soaring çaldığımda '' Uzaktan gelen çığlıklar işitiyorsun, ama hiçbir şey olmuyor..'' yazısı çıkıyordu. BU noktadan itibaren oyunun beni çıkarmayacağını anladım. Ama neden beni burada tuttuğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Binaların içine girmek istemiyordum. Oralarda korktuğum şey her ne ise ona karşı çok savunmasız kalacaktım. Aklıma nereden geldi bilmiyorum ama, eğer kendimi Laundry Pool'de boğarsam başka bir yerde doğabilirdim ve buradan kurtulabilirdim.


 Havuza doğru koşmaya başladım, işte o zaman Link başını tuttu, ekran kısa bir anlığına Happy Mask  Salesman'ın bana gülümsemesi ile parladı.(Link değil) Bu sırada arka planda Skull Kid'in çığlıkları duyuluyordu, ve ekran eski haline döndüğünde Elegy of Emptines müziği eşliğinde Link'in heykeline bakıyordum. Heykel, rahatsız edici bir yüz ifadesi ile bana baktığında çığlık attım. Arkamı dönüp South Clock Town'a doğru kaçmaya başladım, ve Heykel aynı Doctor Who'daki Weeping Angels gibi beni takip etti. Rastgele aralıklarla heykelin animasyonu arkamda belirmeye başladı. Bu şey sanki beni kovalıyordu, ya da - daha kötüsü - bana dadanmıştı.


 Bu noktada, histeri eşiğine gelmiştim. fakat aklıma bir kere bile konsolu kapatma düşüncesi gelmemişti. Nedenini bilmiyorum ama bu şeye çok kapılmıştım. Korku o kadar iliklerime işlemişti ki heykeli sarsmaya çalışmıştım, fakat her seferinde aniden arkamda belirmişti. Link daha önce görmediğim garip hareketler yapmaya başladı.Kollarını kaldırıp spazmlar geçirmeye başlamıştı ki, sahne tekrardan  o lanet heykel ile karşılaşmadan önce Happy Mask Salesman'ın gülüşü ile kesildi. Kılıç ustasının Dojo'suna doğru kaçmaya başladım. Bilmiyorum fakat o panikle sadece yalnız olmadığımı görmek istemiştim. Şansıma kimseyi bulamadım, fakat tam dönüp gidecekken heykel beni arkadaki köşeye sıkıştırdı. Heykele kılıcımla saldırdım ama işe yaramadı. Kafam karışmış bir şekilde köşeye döndüm. Tam heykelin beni öldürmesini beklerken, aniden ekran parladı ve Happy Mask Salesman ve Link yüzlerini ekrana döndürdüler. Heykelin hemen yanında bana dönmüşlerdi. Doğrudan bana bakıyorlardı. Dördüncü duvarın yanındaki şey her ne ise, ben dehşet içinde kaçmadan önce paramparça oldu. Aniden oyun beni bir yeraltı tüneline ışınladı ve heykel bir anlığına dinlenmeme izin vermişken ters Song of Healing tekrardan çalmaya başladı. Heykel bu sefer daha agresifti. Arkamda belirmeden önce en fazla birkaç adım atabiliyordum. Alelacele tünelin dışına doğru yolumu yaptım. Kendimi South Clock Town'da buldum. Hedefsizce koşarken - kontrolsüz bir panik ile - biri çığlık attı ve ekran  '' Yeni bir günün şafağı '' ve '' IIIIIII '' ile tekrar siyaha döndü.

 Ekran karardı ve Saat Kulesi'nin tepesinde, Skull Kid'in sessizce üzerimde uçması ile uyandım. Yukarı bakmıştım ve ay geri dönmüştü, kafamın hemen üstünde bir karartı gibi görünüyordu,  fakat Skull Kid'in o lanet maske ile bana bakmaya başlaması ile bu an bozuldu. Bu sefer Stone Tower Theme tersten çalmaya başlamıştı. Umutsuz bir denemeyle, yayımı kuşandım ve Skull Kid'e sıktım. Okun onu vurmasına şaşırdım, ve bir ok daha attım. Yeni bir metin belirdi. '' Bunun sana bir yararı olmayacak. Heee, heee, heee ''  Yerden kaldırıldım, sırtımın üzerinde havada uçuyordum, ardından Link ateşlerde yanmaya ve çığlık atmaya başladı, ani bir ölüm oldu bu.

 Bu yaşandığında yerimden zıpladım. Bu hareketi oyunda daha önce KİMSENİN kullandığını görmemiştim ve Skull Kid'in herhangi bir hareketi yoktu. Ölüm ekranı çıktığında cansız bedenim hala yanıyordu, Skull Kid güldü ve ekran karardı, aynı yerde tekrar doğdum. Ona saldırmaya karar verdim, ama yine aynı şey oldu. Link'in bedeni bilinmeyen bir güç tarafından havaya kaldırıldı ve aniden yanmaya başladı. Bu sefer ölüm ekranında tersten Song of Healing'in baygınlık geçirtecek sesi tekrar duyuldu. Üçüncü seferinde hiç müzik duyamadım, ürkütücü bir sessizlik vardı sadece. Skull Kid ile normal karşılaşmamızda Ocarina'yı kullanacak ve zamanda geri gidip devleri çağıracağımızı hatırladım. Song of Time'ı çalmaya çalışsam da son notada Link'in bedeni yanmaya başladı ve öldü.

  Ölüm ekranında kartuş, sanki birden çok işlemi aynı anda yürütüyormuş gibi gıcırdamaya başladı... Ekran geldiğinde ilk üç seferdeki aynı sahneydi bu. Link'in yerde yatan ölü bedeni hariç. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim, kafası kameraya dönüktü, Skull Kid havada yine uçuyordu tabi. Hareket edemedim, hiçbir tuşa basamadım. Tek yapabildiğim Link'in ölü bedenine bakmaktı. Yaklaşık 30 saniye sonra oyundan atılmadan önce '' Korkunç bir kaderle karşılaştın, değil mi? '' yazısı çıktı.

 Ana menüde oyuna tekrar başlayacakken benim kayıt dosyamın artık orada olmadığını gördüm. Bunun yerine ' SENİN SIRAN ' yazısı gelmişti. SENİN SIRAN'ın 3 canı ve 0 maskesi vardı, fakat hiç eşyası yoktu. Bunu seçtiğimde aniden Link'in öldüğü ve Skull Kid'in havada uçtuğu o Saat Kulesi'nin çatı katına geri dönmüştüm. Reset tuşuna bastığımda artık SENİN SIRAN diye bir kayıt dosyası yoktu, bunun yerine 'BEN' dosyası vardı. BEN silinmeden önceki halinde geri dönmüştü, ayın neredeyse parçalanmak üzere olduğu zamanda Stone Tower tapınağındaydık.

 Bu noktada oyunu kapattım, batıl inançlı biri değildim fakat bu benim için bile çok ÇILGINCAYDI. Oyunu bugün hiç oynamadım, lanet olsun... Dün gece adam akıllı uyuyamadım, kafamda tersten Song of Healing'i işitmeye devam ediyordum ve Clock Town'ı keşfederken yaşadığım dehşet hissi... Bir arkadaşımla bugün yaşlı adamın evine gittim. ( Oraya tek gitmemin imkanı yoktu.) Evde bir satılık işareti buldum, zili çaldığımda evde kimse yoktu.

 Şimdi diğer düşüncelerimi kağıda geçiriyorum, ve yaşanan şeyleri kaydediyorum. Eğer yazım hataları varsa üzgünüm, tüm bunların üzerinde uykusuzca çalışıyorum. Bu oyun yüzünden dehşete düşmüş durumdayım. Bu yüzden şimdi bunları yazarken olanları tekrar yaşadım, ama içimde göründüğünden fazlası olduğuna dair bir his var, ve bir şey beni ileride olanları incelemem için çağırıyor. Sanırım bu denklemde ' BEN ' önemli bir yer tutuyor, nedenini bilmiyorum fakat yaşlı adama ulaşırsam birkaç cevap bulabileceğimi düşünüyorum. Bu oyunu tekrar ele almadan önce kendime gelebilmem için bir güne ihtiyacım var. Şimdiden akıl sağlığımın bir kısımını yitirdiğimi hissediyorum, ama bir dahaki sefere bunları yaptığımda başıma gelenleri kayda alacağım. Bu fikir ancak işin sonunda aklıma gelebildi, bu yüzden benim gördüklerimin son birkaç dakikasını görebilirsiniz. ( Çeviri notu: Yazar, Day Four.wmv adında  5 dakikalık bir video hazırlamış.)

 Yarın Ben kayıt dosyasına bir göz atmayı düşünüyorum, şimdilik bu kadar. Umarım tüm bunlar geliştiricilerin hazırladığı, oyunun garip bir versiyonudur. Çünkü bu beni gerçekten korkutuyor.


Ç.N: Okuyucularımızdan birkaçının isteği üzerine bu CP'yi çevirdim. Fakat biraz uzun olduğu için tıpkı Seer of Possibilities'teki gibi birkaç parçaya ayıracağım.

*= Zamanın bölünemeyecek denli kısa bir parçası.

**= Oyunda bulunan bir taverna.

***= Bölüm sonu canavarı

****= Oyunda kontrol ettiğimiz karakterin adı.


*****= Yapay zeka kontrolündeki karakter.

27 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

    YanıtlayınSil
  2. Sonunda...

    Ama daha önce okumustum :D

    YanıtlayınSil
  3. Yanıtlar
    1. elf gözlerim, neler görüyor. bir silmarillion hayranı. umarım arda'da bir gün karşılaşırız d(O_-)b

      Sil
    2. Gözlerim yaşardı :') ilk defa beni anlayan biri. Bu arada film zevkin de güzel devam et çevirilere bulunduğum boşlukta severek okuyorum.

      Sil
  4. Awsome... cidden benim zaten Jason'dan sonra ki en sevdiğim pasta buydu harika olmuş ellerine sağlık Leon =D7

    YanıtlayınSil
  5. ya abi yapmayın böyle şeyler korsan oyun indiremiyom sonra :)

    YanıtlayınSil
  6. Yesss. Sonunda ben drowned. İkinci kısmı dört gözle bekliyorumm.

    YanıtlayınSil
  7. Gördüğüm anda kalbim atmaya başladı ♡.♡ çok sağ olun çeviri için ⌒.⌒

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bende hikayemi paylasmak istiyorum nasıl oluyor acaba?

      Sil
    2. Masaüstü görünümünde, sağdaki iletişim formundan paylaşabilirsin (•‿•)

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

      Sil
    4. Jason biraz garip bir seçim

      Cherry pau, Clockwork.Puppeteer
      (cherry'i 44 gözle bekliyorum)
      gibi cp'LER daha iyi olur diye düşünüyorum (please kill jason)

      Sil
    5. Açıkçası aklıma çevirmeyi düşündüğüm üç pasta var.Biri SAR Officer, diğer ikisi sürpriz olsun ◕ ‿ ◕

      Sil
    6. Açıkçası aklıma çevirmeyi düşündüğüm üç pasta var.Biri SAR Officer, diğer ikisi sürpriz olsun ◕ ‿ ◕

      Sil
    7. Yes, kill jason now

      Sil
  8. Hey!Jason the toymaker lütfen!:)

    YanıtlayınSil
  9. Daha önce okudum ama bu kadar uzun bir yazıya emek verip çevirdiğin için tekrar okuyasım geldi *-*

    YanıtlayınSil
  10. Rai :(( Cherry Pau bir CP mi onu çok seviyorum

    YanıtlayınSil
  11. Jason the toymaker gelsin lütfen *^*

    YanıtlayınSil
  12. Uzun Zamandır Bunu Arıyordum

    YanıtlayınSil

Yorum yaparken kaba veya küfürlü bir dil kullanmaktan çekinirseniz sevinirim ^^