korku hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2021 Salı

My Mother thinks She’s Dead

    Annem., arkadaşlarıyla buluştuğundan beri garip davranıyor. Eskisi kadar parlak, neşeli hali yok. Sandalyesinde cenin pozisyonunda çömelmiş, yüzüne hüzün kazınmış oturuyor. Yürüyorsa, yavaşça yürüyor ve ağırlığını bir yandan diğer yana kaydırıyordu. Babam, kız kardeşim ve ben onun iyileşmesine yardım etmeye çalışıyorduk ama hiçbir şey yardımcı olmuyordu. 

   Onu, ne hissettiği hakkında konuşturmaya çalışıyorduk ve söylediği tek şey ''Ben öldüm'' oluyordu. İçten ölümden bahsetmezdi asla ama kelimenin tam anlamıyla ölü. Ona ölmediğini ve burada olduğunu söyleyip duruyoruz. Bunu sürekli inkar ediyor ve burada olmaması gerektiğini bize anlatmaya çalışıyor.

  Annem garip şeyler söylüyordu; onun bedenini buldunuz, onu rahat bırakın, ona uygun bir cenaze düzenleyin, gibi şeyler. 

  Ormanda derisinin çürümüş olduğunu gördüğünü ve çürüyen vücudunun kokusunu aldığını söylüyor. Ona neden bahsettiğini sorup duruyorum. Arkadaşlarıyla buluştuktan sonra eve geç geldiği bir geceden bahsediyor. Saat 23.00 civarında eve gelmişti. Garip olan, arabasının hiçbir yerde bulunmamasıydı. Ona eve yürüyüp yürümediğini sorduk ve bize söylediği tek şey enkazda öldüğü. Ona göre, yoldan çıktı ve arabası devrildi. O kazada öldüm; diyor. Onu hayatta olduğuna ikna etmeye çalışıyoruz. 

  Annemde neyin yanlış olabileceğini söylemesi için onu yerel bir psikiyatriste götürdük. Doktora göre, "Cotard Sendromu" denen bir hastalıktan muzdarip olabilir. Bunun ima ettiği şey, Annenin öldüğü yanılsaması altında olmasıdır. Herkese dediği gibi tek dediği, o kazada öldüğü. 

  Bu arada annemin arabasını arıyorduk. Yol kenarında mahsur kaldığı sonucuna vardık ve eve yürüdük ve bir şekilde onu unuttuk. Arabasını ev ile bar arasında hiçbir yerde bulamadık. "Yanlış yere bakıyorsun" diye cevap verdi. 

Hiçbir şey yardımcı olmadı.

Sonra polisten bir telefon aldım. Hattaki memur, yol kenarında devrilmiş bir araba bulunduğunu söyledi. Günlerdir ölü olan içerideki kişi, annemin tanımına uyuyor. Birinin morga gelip cesedi teşhis etmesini istediler.Telefonu kapattıktan sonra belirsizlikle donmuştum. Annem bana doğru yürüdü ve vücudumdan soğuk bir hava akımı geçtiğini hissettim.


 İnce soğuk havada buharlaşmadan önce "Cenazede görüşürüz," dediği son şeydi.

21 Eylül 2018 Cuma

My Neighbor's Dog Has a Zipper

Başta, bunu hiç düşünmemiştim.

Komşum elinde tasmayla yürürken, benimle sohbet etmek için dururdu; bense köpeğin karnında asılı, sallanan metal makaraya anlık bakışlar atardım. Bir tür evcil hayvan kıyafeti giydiğini var sayardım, ya da belki başarısız bir veteriner prosedürünün getirisiydi, ama biz daha çok sohbet ettikçe ve ben bu gizemli fermuarı daha sık gördükçe daha iyi anladım ki, o alışılmışın dışındaydı, köpeğin derisine iyice yerleştirilmişti.
Biz ne zaman küçük bir konuşma yapmak için dursak, o dikkatimi çekerdi. Ta ki bir gün ben bunu sormaya karar verene kadar.

"Söylesene, küçük dostumuzun karnının üstündeki fermuar ne?"

"Ah, o mu? Uzun hikaye, seni sıkmak istemem."

"Zamandan bol bir şeyim yok."
Alnımın üstünde oluşan boncuk boncuk terleri görüp göremediğini merak ettim.

"Gerçekten önemsiz bir şey, sadece bir güvenlik tedbiri."

Ve işte bu kadardı. Gülüp geçti, bana azıcık bir açıklama bahşederek. Şimdi düşününce anlıyorum ki, tepkileri büsbütün geçiştirici ve belirsizdi. Ne kadar merak ettiğimi görebiliyordu, öyleyse bana neden sadece anlatmıyordu? Ve güvenlik tedbiri derken tam olarak kast ettiği neydi? Konuşmamız her ne kadar verimsiz geçmiş olsa da sonradan bu konuyu üstelemedim. Günler, haftalar, aylar geçti. Ara sıra köpeğin garip kozmetik şeyini görüyordum, ama her seferinde kafamı dağıtıyordum; eğer bu konuya takılırsam kafamdan asla çıkmayacağını bilerek.
Yine de, aklımın bir köşesinde duran merak arttı, bir kaç ay içinde onu bastırabilecek sinirlere sahip olamayacaktım.

Çitin kenarındaki otları çekip komşumun evine baktığımda, arka verandada yatan köpeği fark ettim. Bizim mahallede sık sık gezen başı boş bir kedi, köpeğin yanına yaklaştı.Uyarıcı ya da kötü niyetli bir duruşu fazla yoktu, ama köpek kalktı ve kediye "çarptı" ve sivri dişlerini kemiğine geçirdi. Kedi, bir şey yapamayacak kadar acı çekiyordu. Bir dakikada tüm vücudunu yuttu.

Şoktaydım.
Kedinin ağlamaları komşum için bir uyarı olmuştu, dışarı çıktı, köpeği yakasından yakalayıp eve çekti. Sonra, yemin ederim ki onun zincirini açıp elini karnından içeri, organlarına soktu. Köpek kaçmadı, azıcık bile. Kolunu çıkarttıktan sonra köpek yere düştü, ölmüş gibi görünüyordu. Sonra komşum onu dışarı taşıdı ve verandadaki yerine geri koydu, vücudunu uyuyor pozisyonda ayarladı. Sonra arabasına bindi ve gitti.
Bu beş dakikalık gördüğüm şey, daha önce tanık olduğum hiçbir şeye benzemiyordu. "Korkunç", "tuhaf" ve "dehşet verici" gördüklerimi tarif etmek için uygun sözlerdi. Dehşete düşmüştüm.
Şok söndükten sonra, köpeğe yaklaştım. Boynuna dokundum; teni soğuk, nabzı yoktu. Karnına baktım ve oradaydı, tüm gizemli görüntüsüyle, tanrıyı terk etmiş fermuar. Köpek öldüğü için kendimi kötü hissettim ama o lanet şeyin amacını öğrenmek zorundaydım. Sadece köpeğin değil, komşumun bir kaç dakika öncesindeki tuhaf davranışlarının da bir açıklamasına ihtiyacım vardı.
Fermuarla köpeğin karnını yavaşça açtım, metalin şıngırdayan sesiyle merakımı artırdım. Karnının her iki tarafını da ellerimle açtım ve hayvanın içini açığa çıkardım. Gördüğüm şey kesinlikle aptalcaydı.
Komşumun köpeği... Animatronikti. Kablolar, dişliler, midesinin olması gereken yerde bir makine. Hiçbir anlamı yoktu ama oradaydı ve fermuarın arkasından bana bakıyordu.

Şok geçirdikten sonra, yapabileceğim en iyi hareketin eve gidip Hayvan Denetimi'ni aramak olduğuna karar verdim. Onlara, komşumun köpeğinin çimlerime izinsizce girip kedilere saldırdığını söyleyebilirdim. Böylece onlar gelecek, robotik varlığı inceleyecek ve sonra da gideceklerdi. Bu tür bir şey için bir protokol olmadığını biliyordum, ama bir şeyleri halledebileceklerini ve polis, hükümet ya da ulusal görevliler gibi uygun insanlarla iletişime geçebileceklerini düşündüm. Bu tuhaf durumun üstesinden gelinirse, komşumun garip köpeğinin hoşuna giden her şeyi yemediğini bilerek rahat uyuyabilirdim.
Basit, değil mi? Hayır! Ne münasebet.
Hayvan Denetimi'nin gelmesi biraz sürdü. Onlar gelene kadar komşum eve geldi ve kanıtları ortadan kaldırdı, köpeği de evinde bir yere sakladı. Hayvan Denetimi görevlisi yanlış anlaşılmadan dolayı özür diledi ve gitti, komşum ön verandada durmuş bana bakarken. Gizliliğin yerel kurumlarda hiçbir şey ifade etmediği ortaya çıktı, işte benim şansım (!)

Takip eden günler... Farklıydı. Komşumun köpeği efendisi tarafından yeniden aktif ederek hayata geri döndü. Her zamanki yollarını yürüdüler, ama benimle küçük konuşmalar için durmadılar. Sonuçta, onun kirli küçük sırrını biliyordum. Artık sohbet edilecek, dost bir komşu değildim, hayır. Bir düşmandım, bu kadının tuhaf hayatı için bir tehlikeydim. Ona ya da garip evcil hayvanına zarar vermeye çalışmış olmasam bile, o bunu bu şekilde görmüyordu.
Böylece, yine günlük yürüyüşlerinden birinde benimle tekrar konuşmadan önce, bir buçuk ay boyunca bana soğuk davrandı.
"Selam!"

"Merhaba. Her şey yolunda mı?"

"Her zamanki gibi. Cumartesi günü öğlen bir yemek veriyorum, sen de davetlisin tabiki."
Garip, bir aydan uzun bir süredir konuşmuyorduk ve şimdi aniden davet edilmiştim? Belki bu zeytin dalı uzatmanın bir yoluydu. Buzları eritmek içindi.

"Evet tabi, gelirim. Kulağa iyi zaman geçirecekmişiz gibi geliyor."

"Harika! Seni listeye ekleyeceğim."
Uzaklaşırken, köpeği kedi yiyen bir robot olduğu halde, özür dileme ihtiyacı hissettim.

"Hey, Hayvan Denetimi hakkında. Sadece söylemek istedim ki-"

"Bunun için endişelenme, önemi yok. Cumartesi görüşürüz!"
Aceleyle eve gitti, ve işte bu kadar. Sorun çözülmüştü.
Ya da ben öyle sandım.

Yemekten önceki gece uyuyamadım.
Evimin çevresinde sürünen ayak sesleri duyuyordum. Bakmak için her kalktığımda ise ses kesiliyor ve görünürde hiçbir şey olmuyordu. Belki bir şaka, bir hırsız ya da geceleri etrafta gezinen hayaletlerdi. Ne olursa olsun, beni gerdi ve uyumamı uzak bir hayal haline getirdi.

Bu ayak sesleri yine geldiğinde, merdivenlere yöneldim. Aşağıdaki oturma odasının kapısının önünde durdum. Ve işte, pencereden adeta odayı gözetleyen dört parlak ışık vardı, onu yakalamıştım. Ensemdeki tüyler diken diken olmuştu.
Her ne kadar dehşete kapılmış olsam da, beyzbol sopamı alıp davetsiz misafirleri selamlamak için ön kapılara yönelmem uzun sürmemişti. Yaşlı olabilirdim, ama gerektiğinde, özellikle de konu evim olduğunda onlara hadlerini bildirirdim.

Şaşırdım, bahçem boştu. Evin her köşesini aradım, kimseyi bulamadım, bir hayalet bile. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun, kimse göze gözükmeden bu kadar hızlı hareket edemezdi, ışık zayıf olsa da. Korkmuş, az öncekinden bile gergin bir şekilde yatağıma dönüp korkmuş bir çocuk gibi örtünün altına saklanmadan önce her kapıyı kontrol ettim, gölgelerin arasındaki gizemli figürlerden korkarak.

Gecenin geri kalanında ayak sesleri kesildi, güneş doğarken de korkum. Uyanık kabusum bitmişti, ama giderken yerine yorgun ve uykusuz bir zihin yerleştirmişti.

Komşum öğleden sonra eve döndü, ben de biraz sonra bu komşu buluşması için yolumu tuttum. Garip bir şekilde otoparkta onunkinden başka araba yoktu. Tarihi mi yanlış anladım diye merak ettim, ama kapıyı çaldıktan sonra büyük bir gülümsemeyle açtı ve hemen içeri koşturdu. Beni mutfakta bir bar sandalyesine oturttu sohbet ederken. Ama sonra aniden bir sessizlik oldu. Bu tuhaf birkaç dakikadan sonra, mağlum soruyu sormak için cesaretimi topladım.

"Yani... Herkes nerede?"

"Sen zaten buradasın ya aptal."
Şaşkınlıkla kafamı eğdim.

"Peki ya diğer herkes?"

"Başka kimse yok. Davet ettiğim tek kişi sensin."

Böylece bir kerede parçalar yerine oturdu. Daha önce fark etmediğim için aptal hissettim. Aniden gösterdiği nezaket, dün geceki sesler. Davet yoktu, hiç olmamıştı. Kendi planımdan dolayı tuzağa düşmüştüm.

"Peki şimdi ne olacak?" Diye sordum

"Göreceksin, sıkı dur."

Hızla sandalyemden fırladım ve kapıya koştum. İnsan üstü bir hızla mutfaktan büyük bir bıçak alıp önümde durdu.
"O kadar da hızlı değil."

Taş gibi bekledim, hızlı hareketleri ve sert duruşu beni korkutuyordu.

"Konuşmamız gerek."

"Ne hakkında?" Sordum ama zaten biliyordum.

"Benimle aptalı oynama."

Ve tam o anda, göğsünde, bluzunun içinden dışarı kaymış metale güneş ışığı yansıdı. Bu... Bir fermuardı.
Korku dolu gözlerim fermuarda takılı kaldı, bakışlarımı bir el hareketiyle kesti.

"Gözlerim burada!" Ve sonrası karanlık.

Anılar biraz bulanık, bir sandalyeye bağlı şekilde uyandım. Merdivenlere bakınca bodrumda olduğumu tahmin ettim, ki bu maalesef duruyordu. İplerden kurtulmaya teşebbüs ettim ama hiçbir işe yaramadı. Beni serbest bırakmasaydı hayat boyu o sandalyede bağlı kalırdım.
Merdiven soldaydı, sağımda beton bir duvar vardı, ama doğrudan önümde bir düzine bilgisayarla birlikte adeta bir iş istasyonu vardı. Komşum göğsünden çıkan usb kablosunu bir bilgisayara takmış, kör edici bir hızla bir şeyler yazıyordu. Ne yazdığı görüş alanımda değildi.
Bir bakışla sınırlı olsa da, arkamda ne olduğunun kafamda bir resmini oluşturmak için boynumu sağa sola hareket ettirdim.

Köpeğin özdeş kopyaları bir sürü kafesteydi. Hareket bile etmiyorlardı, onlar da animatronikti, komşum gibi. Tanrı'nın yeşil dünyasında neler bulmuştum böyle?
Az sonra, komşum kabloyu göğsünden söktü ve bana doğru geldi.
"Ah iyi, uyanıksın. Şekerleme güzel miydi?"
Ona iğrenerek baktım ve cevaplamayı reddettim. Benimle konuşan bu şey neydi?

"Sorun ne? Köpek dilini mi yedi?"
Bu alaya da sessiz kaldım.

"İyi. Sadece beni dinlemelisin. Kımıldama, hemen dönerim."
İş istasyonuna dönmeden eline bir şey aldı, sonra önümdeki oturduğu yere geri döndü.

"Sen işleri benim için berbat edene kadar çok çalıştım. Ama yine de, bu benim suçum. Umursamazdım, sırrımı bu kadar belirgin bırakmamalıydım."
Köpeği hakkında konuştuğunu düşündüm.

"Buna bakmanı istiyorum." Nesneyi göz hizzama getirdi. "Syntheti-Tech" yazılı bir logosu olan bir çeşit rozetti.

"Ben bir androidim. Girişimler için önemli bilgiler toplayarak ilerleme sağlamaya çalışan büyük bir şirket için çalışıyorum. Bundan fazlasını bilemezsin. Lanet olsun, zaten çok fazla şey biliyorsun."

Başta fark etmemiştim ama elleriyle fermuarıyla oynuyordu.

"Tanrım, bu lanet olası et elbisesinden çok sıkıldım."
Gözlerimin önünde kıyafetlerini çıkardı. Mümkün olabilecek en normal şekilde. kendi cildinden çıkıp gerçek formunu gösterdi bana. İnsan biçiminde bir araya getirilmiş bir elektronik yığından başka bir şey değildi. Bu; kelimenin tam anlamıyla mide bulandırıcı bir manzaraydı. Hareketleri, konuşması... Rahatsız edici ve hastalıklıydı.

"Daha fazla bir şey anlatamam, ama bu işin gerekli olduğunu bilmeni istiyorum. Bu gerçekleri yukarıdaki dünyaya anlatırsan, başardığımız her şeyi tehlikeye atmış olacaksın. İsteklerimize boyun eğmek zorundasın."
Ne yapacağımı bilmiyordum. Gözlerimi uzağa çevirdim, onun garip, animatronik yüzünü daha fazla görmek istemedim. Maalesef, soğuk metal beni çenemden yakaladı ve gözlerimi ona bakmaya zorladı.

"Söz ver. Bunlardan herhangi birini kimseye söylemeyeceksin. Anlıyor musun?"

Onaylar gibi başımı salladım, ama sadece elini yüzümden çekmesini istediğim içindi. Neyse ki çekti.

"İyi. Bilirsin, tanıdığında o kadar da kötü değiliz. Biz sadece sizin gibiyiz."

Bunu düşündüm. Hiçbir şeyim onun gibi değildi, ve sadece görünüşü yüzünden de değil; asla komşularımı kandırıp bodrumumda bağlı tutmamıştım. Bu benlik değildi.

"Pekala, bu kadar. Buradan gitmen gerekiyor. Sakın benim yaptığım hatayı yapma, hayatının geri kalanı boyunca pişman olursun."

Bu bana söylediği son şeydi ve hiçbir şey anlamamıştım. Yine bayılmış olmalıyım, sonraki hatırladığım şey, onun bodrum zemininde yerden kalktığımdı. Artık bağlı değildim. Herhangi bir neden için beni öldürmemişti. Artık özgürdüm.

Aniden, bir grup personel bodrum kapısından içeri girdi ve bana yardım etmek için aşağı indi.

"İyi misin?"

"Evet, ben iyiyim. Neler oluyor?"
Kanıt toplamak için odanın karşı tarafında yürüyen bir kaç adam gördüm. Bir adam kafeslerden birini söktü, köpeklerden birini yakaladı ve içini açarak onun boş bir kalıptan başka hiçbir şey olmadığını ortaya çıkardı.

"Onlar boş, efendim. Kabuklarından oluşan bir koleksiyon."

"Şüphelendiğim gibi. Önemli değil, serbest sürücülerle birlikte kamyona yükleyin. Umarım gitmeden onları silmemiştir."

Tamamen şokta görünüyor olmalıydım, adam beni omuzlarımdan kavradı ve gözlerimin içine baktı.

"Artık her şey iyi. Uzun zamandır bu kadının peşindeydik. Onu kaçırmış olabiliriz, ama bu yine de büyük bir başarı ve tamamen senin sayende."
Kafam hala karışıktı ama her şey bittiği için rahatlamıştım.

"İyi olduğundan emin misin? Hastaneye gitmene gerek yok mu?"

Kafamı salladım, zaten doktorlara fazla güvenmezdim. Ben sadece evime gitmek istiyordum.

"Tamam, seni evine kadar götüreyim."

Kabul ettim ve çıktık. Sonra hemen içeri girdim ve tüm çirkinliği arkamda bırakarak kapımı kapattım. Planım hepsini unutmaktı.

Devlet memurları gibi duran bu ekip, mahallemi bir kaç saat içinde terk etti. O gece, bu durumu değerlendirmek için, aynı kurum beni aradı. Öğrenmek iyidir ama yine de bazı detayları verdikleri için onları suçladım. Bazı soruları kendime saklamayı yeğlerdim, huzurlu kalmak için. Sonuçta sadece geceleri rahat uyumak isteyen yaşlı bir adamdım.
Komşumun, çeşitli hükümet kurumlarına sızan bir android kültünün yüksek dereceli bir öğrencisi olduğu ortaya çıktı. Şu an ise davalarına yardım etmek için yeni üyeler alma sürecindeydiler. Söyledikleri merakımı giderip bu olayı kapatmam için oldukça yeterliydi, adama teşekkür ettim.

Konuşmamız bittiğinde, ön kapıda bir tıklama duydum.

Gece geç saatlerde misafire alışkın değildim, ama bu operasyonla ilgili soru sormak için gelen komşulardan biridir diye düşündüm. Kapıyı açtım, ama kimse yoktu. Hayır, bir insan yoktu. Onun yerine bir köpek vardı, komşumun köpeğinin aynısından. Ben bir şey yapmadan içeri girip yere oturdu. Tasmasından bir ses yükseldi.

"Kapıyı kapat."
Şaşkınlık ve korkuyla dediğini yaptım.

"Merhaba, ben SERİ #724234. Yolculuğunda senin arkadaşın olacağım. Gerçek macera başlamak üzere. İlk görevine başlamak ister misin?"

Ne yapacağım veya Tanrı aşkına, neler olduğu konusunda bir fikrim yoktu ama tam o sırada; gövdemde boylu boyunca bir kaşıntı hissettim. Başta küçüktü ama sonra büyüdü.

O an, parmaklarımda tanıdık metali hissettim. Anlamam zaman aldı, ama ne hissettiğimi tam olarak biliyordum.

Bu bir fermuardı.


Ç/N : Biraz garip bir pasta, umarım beğenirsiniz. ^^

5 Kasım 2014 Çarşamba

"I Told You to Smile"

Ocak ayının 2'siydi. Kapıdan gelen tıklamayla uyandım. Her 3 saniyede bir tıklanıyordu. Terliklerimi giydim ve merdivenlerden aşağı indim. Aşağı doğru inerken, tıklama sesi hızlandı, kalp atışlarına benziyordu. Kapıya ulaştığımda, tıklama durdu , dışarı baktım ve orda hiç kimse yoktu.

Bunun çocukların yaptığı bir şaka olduğunu düşünerek odama geri döndüm ve yatağıma girdim. Saat 04:21'de ön kapının çarpma sesine uyandım. Dehşet içinde yerimden zıpladım. Donmuş pencereme baktım ve buzlu camın her yerine yazılmış "Gülümse" yazısını gördüm. 911'i aramaya hazır halde yanımda duran telefonu aldım, üstünde "Sana gülümsemeni söyledim." yazan bir mesaj vardı. Ağlamaya başladım ve hayatım için dışarı koştum.

Dışarı çıktığım anda yolun karşısında bulunan komşularımın kapısını çaldım. Kapıyı açtılar ve ben hıçkırarak ağlarken bana sarıldılar. Ardından polisi aradılar. Polisler evimi iyice aradıktan sonra saat tam 5:42'de geri geldiler. Bana evimde benden başka birinin bulunduğuna dair hiçbir iz bulamadıklarını söylediler. Penceremdeki yazılar gitmişti, telefonumdaki mesaj da. Bana biraz uyumamı, kaygı ve stres problemim için bir doktora başvurmamı söylediler. Canınız cehenneme .  Bana olan şeyi gerçek olduğunu biliyordum.

O günü takip eden akşamda, bütün bir günü komşumun evinde geçirdikten sonra , eve gittim. Yatak odama çıktım ve bir kamera yerleştirdim. Kamera odanın kapısına ve yatağıma odaklanmıştı. Kayıt tuşuna bastıktan sonra uykuya daldım.  Çok şükür, kesintisiz bir şekilde uyumuştum. Ancak kamera görüntülerini izlediğimde, gördüklerime inanamadım.

Saat 03:00'da, bir şey yatağımın altından çıktı. Tamamen çıplak ve bir anoreksiya hastası* gibi görünüyordu. Ayağa kalktı ve yatakta yatan bana baktı. Hiç hareket etmeden 1 saat boyunca öyle durdu. Sonra hareket etti. Kameraya yüzü görüntünün tamamını dolduracak kadar yaklaştı. Aşırı derecede solgundu ve kafasının her yerinde şişkin damarlar vardı. Gözleri tamamen siyahtı, ağzında kocaman bir gülümseme vardı. 2 saat boyunca kıpırdamadan, gözünü kırpmadan kameraya baktı. Sadece kafasını hafifçe döndürüyordu.

Kameraya baktığı 2 saat geçtikten sonra, yatağa geri döndü ve tekrar altına girdi. Yataktan kalkıp kameraya doğru yürüdüğümü gösterinceye kadar videoyu ileri aldım. Video bitti. Korkudan donup kalmıştım. Kamera kaydı onun geri dönüp yatağın altına tekrar girdiğini göstermişti, gitmemişti. O şey her ne ise, hala ordaydı.



Ç.N:
*Anoreksiya Hastası: İnsanların kendilerini aşırı şişman olarak görüp hiç yememeleri sonucu gerçek anlamda bir deri bir kemik kalmaları. 

Gençler kusura bakmayın ya :/   Sonic.exe'yi falan paylaşacaktım ama çeviri yapmak için uygun ortam yok evde. Taşınıyoruz ve her şey çok karışık o_O   Bu yüzden biraz sabretmenizi rica edeceğim :3

1 Kasım 2014 Cumartesi

"Chair of Death"

Lanetli "Ölüm sandalyesi" üstüne oturan herkesi öldürüyor.

1702 tarihinde suçu kanıtlanmış bir katil olan Thomas Busby işlediği suçlar için idama mahkum edilmişti. Son isteği Thirsk/İngiltere 'de bulunan favori meyhanesinde son bir yemek yemekti. Yemeğini bitirdikten sonra ayağa kalktı ve "Benim oturduğum sandalyeye oturmaya cesaret eden kişiyi ölüm aniden vursun." dedi.

Sandalye olduğu yerde yüzyıllarca kaldı, ve patronlar sandalyeye oturtma konusunda iddiaya girerlerdi. 2. Dünya savaşı sırasında meyhaneye düzenli olarak gelen bir pilot, ve bölgesel halk o sandalyeye oturanların savaştan dönmediklerini fark etti.

1967'de, 2 kraliyet pilotu sandalyede oturduktan sonra sürdükleri kamyonu bir ağaca çarptılar. 1970'te bir duvar ustası sandalyeyi test etmek için oturdu ve o günün akşamı çalıştığı yerdeki bir deliğe düşerek öldü.Bundan bir yıl sonra, sandalyeye oturan bir çatı tamircisi tamir ettiği çatının çökmesi sonucu öldü. Meyhane'yi temizleyen kadının ayağı takıldı ve sandalyeye düştü. Kısa bir süre içinde beyin tümörü yüzünden öldü.

Liste böyle uzar gider, ve sonunda meyhanenin sahibi sandalyeyi bodruma indirdi. Ne yazık ki, bodrumda durmasına rağmen başka bir kurban daha verildi. Teslimat işlerinden sorumlu adam paketleri bodruma yerleştirdikten sonra kısa bir dinlenme için sandalyeye oturdu, aynı gün bir araba kazasında öldü.

En son olarak, 1972 yılında meyhane sahibi sandalyeyi bir müzeye bağışladı. Sandalye müzede yerden 15 metre yukarıda asılı olarak sergilenmeye başlandı, böylece herhangi biri yanlışlıkla sandalyeye oturamazdı. Neyse ki o zamandan beri kimse sandalyeye oturamadı.

ÇN:
Bu gerçek bir hikayedir bilginiz olsun :3 
Bu arada yakın bir zamanda Minecraft ve Sonic'in Creepypasta'larını çevireceğim :D
(Sonic.exe , Entity 303) 

29 Ekim 2014 Çarşamba

"Wristbands"


Bir hastaneye kaydınızı yaptırdığınızda, bileğinize üzerinde isminizin yazılı olduğu beyaz bir bileklik takarlar. Fakat başka şeyleri simgeleyen farklı renklerde bileklikler de mevcuttur. Ölüleri yerleştirmeden önce kırmızı bilekliklerini takarlar onlara mesela.

Hastanede gece vardiyasına kalan yalnızca bir cerrah vardı. Yapmakta olduğu operasyonunu yeni bitirmişti. Asansöre girdiğinde, burda bir kişi daha olduğunu fark etti. Asansör aşağı inene kadar kadınla sohbet etti. Asansörün kapısı açıldığında, başka bir kadın içeri girmeye yeltendi. Doktor da onu gördüğü an aniden asansörü kapatma tuşuna bastı ve asansör yukarı çıkmaya başladı. Kadın, doktoru bu kabalığından ötürü azarladı ve diğer kadının asansöre girmesine niçin izin vermediğini sordu. Doktor dedi ki, “O benim henüz birkaç dakika önce operasyonunu tamamladığım kadındı. Operasyon sırasında hayatını yitirdi. Bileğindeki kırmızı bilekliği görmediniz mi?” Kadın gülümsedi, bileğini işaret etti ve şöyle dedi, “Bunun gibi mi?”


ÇN:Bir süre creepypasta paylaşamadım,bunu özrüm olarak kabul edin.

21 Ekim 2014 Salı

"Jessa waiting"



Jessa yapayalnız odasında oturuyor. Ailesinin geri gelmelerini bekliyor.

Ailesi ablasının kaza yaptığı haberini duyduktan sonra acilen dışarı çıktı.


Jessa, Daniel'i son kez gördüğünde ailesi ablasına motosiklet konusunda kızıyordu.
Ailesi bu konuda çok endişeliydi.


Ama şimdi onların tüm korkuları gerçekleşmişti. Polisten kızlarının motosiklet kazası yaptığını öğrendiler.


Anne ve babası acilen gittiler.

Ve o yalnız kaldı.

Jessa uzun zamandır bekliyor. Saat 2:00 ama hala bir haber yok.

2:30

Her saniyede kalbi daha hızlı atmaya başlıyor.

Sonra kapı zili çalıyor.

''Döndüler'' diye geçiriyor içinden.

O, merdivenlerden aşağı koşarken düşüyor ama acıyı hissetmiyor. Hemen kapıyı hevesle açıyor.

Kapının önünde Daniel ve ailesi ıslak ve solgun bir biçimde önünde duruyordu.

''Anne ? Baba ? Daniel ? Ne oluyor ?'' diye soruyor Jessa. Ama onlar sadece soğuk ve hareketsiz kalıyorlar.

''Danny ? Sana ne oldu ? Şimdi iyi misin ?''

''Evet küçük kız kardeşim, ben iyiyim.'' diyor Daniel. Sesi değişikti soğuk ve derin.

''Anne, baba onu nerede buldunuz ?''

''O kaldırım üzerinde yatıyordu.'' diye cevaplar babası. Onunda sesi değişikti.

''Baba ? Anne ? Siz solgun görünüyorsunuz...''

''Hayır bebeğim sadece seni almaya geldik. Bizim ailemiz yine birlikte olacak. Bizi bekliyordun değil mi ?''

''Ne diyorsun sen ?''

Jessa aniden televizyonun sesini duyar ve döner. Haber muhabiri konuşmaya başlar.''Başka bir kaza daha oldu. Bir çift, kızları Daniel'in kaza yaptığı yere giderken kaza yaptılar ölü sayısı 3'e yükseldi. 


Jessa güvensiz olduğunu anladığında bir adım geri sendeler. ''Anne, baba siz öldünüz mü ? Ama ben henüz ölmek istemiyorum ! '' diye bağırır ve ağlar.

''Eğer biz ölü olmasaydık seni almaya gelmezdik tatlım.'' der annesi parmağıyla merdivenleri işaret eder..

Jessa işaret ettiği yere gözlerini çevirir.

O merdivenlerin dibinde cansız bedenini görür. Başı yaralanmış ve kanıyordur.

''Sana kaç kere söyledim.'' der annesi. ''ADIMLARINA DİKKAT ET.''







ÇN:Bu hafta uzun bir creepypasta değilde kısa şekilde 2 tane paylaşıcam.Kendinize iyi bakın ve yorum yapın!

17 Ekim 2014 Cuma

"Dear Mother"

Ölüm. Bir çoğumuzun korkusu değil mi ? Bir çoğumuzun diyorum , çünkü benim değil.
Öyle mi bilemem fakat benim gibi birilerinin olduğunu,varlığını ve belki de yokluğunu hissediyorum.
Ben sizden farklıyım. Hayır! Bu bir tür ego değil. Sizi sıcak yatağınızdan uyandıran Anneniz.
Beni ise o 1982'nin soğuk geçen yaz günleriydi. 17 yaşındaydım.
Gece ne yaptığımı hatırlamayarak bitaf halde yatağımda sızdığım bir günün ardından
saat 14:05 'de uyanmanın verdiği tiksindirici bunalımdaydım. Bilgisayar düğmesine basmak için eğildiğimde
Yatağımın altında onun bana baktığını hissettim. Kafamı çevirdiğimde onu göremedim. Bu ürkütücü hissi
dolu dolu yaşarken Annemin bana seslendiğini duydum. Yüzümdeki ürkütücü his hala geçmemişti.
Odamdan çıktım ve mutfak masasında yemem için yiyecek olduğunu gördüm. Birşeyler atıştırdım.
Sonra üzerimi giyinip anneme "Ben çıkıyorum" diye seslendim. Gariptir ki cevap alamadım.
Kafamı çöpe çevirdim. Çöp doluydu ama Annem 'çöpleri at' diye seslenmedi. Bu benimde işime gelirdi.
Evden çıktım ve akşama kadar dolaştım. Arkadaşlarımla buluştum. Hepsi bana çekingen tavırlar ile
yaklaşıyordu. Bense bu tavılarını gözardı edip sabahki hissi kafamda canlandırmaya çalışıyordum.
Bu sırada arkadaşlarımın arasında şöyle bir diyalog geçti;

- Dostum bu gecede içiyoruz değil mi ?
+ Saçmalama o burdayken nasıl böyle konuşuyorsun!

Kafamı onlara çevirdiğimde bana bakıp sırıttılar.Onlardan ayrılıp eve döndüğümde evde kimse yoktu.
Mutfağa geçtim. İnanılmaz kötü bir koku vardı. Tam mutfaktan çıkıyordum ki
Mutfak dolabının üzerindeki notu gördüm. "- Dostum bu gecede içiyoruz değil mi ?
+ Saçmalama o burdayken nasıl böyle konuşuyorsun!" Dilim tutulmuştu. Arkamı döndüğümde Annemi gördüm.
Arkasını dönüp odasına doğru ilerledi. Bende onun arkasından gitmek için kapıyı döndüğümde o yoktu.
Direk arkadaşlarımın yanına gittim ve onlara olanları anlattım. Oldukça korkmuş görünüyorlardı.
Bana olanları anlattılar. Dün çok içmişiz ve araba kullanırken Anneme çarpmışız. Ben kafama büyük bir darbe
aldığımdan dolayı bayılmışım. Arkadaşlarım Annemin cesedini saklayıp benide yatağıma yatırmışlar.
Babamı geçen sene toprağa gömmüştüm. Annemin cesedinin nerde olduğunu sorduğumda
"Evinde çöpün içinde" cevabını alınca onları oracıkta öldüresim geldi. Hepsinin üzerine yürüyüp yumrukladım
Onlarsa hiç bir şekilde karşılık vermiyordu. Polise gidip onları ihbar ettim. Hiç susturamadığım göz yaşlarım
artık ilerleyen saatlerde kurumaya başlamıştı. Polislerle evime cesedi almak için döndüğümde
Annemi koltukta otururken gördüm. Hiçbir tepki vermeyerek Polislere cesedin yerini gösterdim.
Polisler ifademizi aldı. Arabayı süren arkadaşımın ehliyetine el koydular ve bilmediğim bir süre hapis
cezasına çarptırıldılar. Bense Amcam'lara taşındım. 1987'ye kadar Annemi görmedim. Eski evime taşındım.
Bir iş sahibiydim. Günler geçti. Annemin Ölüm yıl dönümüydü. Bütün iş günü boyunca yüzümde o ürkütücü his vardı.
Eve döndüm. Yemek yapmayı beceremediğim için aldığım Pizza'ları masanın üzerine yerleştirdim.
Üzerimi değiştirmek için odama giderken koltukta onu gördüm. Annemi. Şuan sene 1994. 30 yaşındayım.
Annem beni her sabah kaldırıp kahvaltımı hazırlıyor. O Hep benim yanımda. Şuan bile...




ÇN:
Arkadaşlar bu biraz aceleye geldi tam kontrol edemedim eğer yanlış yerler varsa kusuruma bakmayın,bu arada Rei'nin dediği gibi okuyanlar iyi kötü bir yorum yazarlarsa gerçekten daha güzel olur.Umarım beğenirsiniz.

14 Ekim 2014 Salı

"Nothing Under the Bed"

Tommy korkmuş bir şekilde kendi kendine fısıldadı "Yatağın altında hiçbir şey yok.Yatağın altında hiçbir şey yok."  Ama buna inanmadı.

Ay ışığı pencereden yatak odasına gölgeleri hareketlendirip duvarda korkunç şekiller çıkararak doluyordu. Bazıları kurtlar gibi. Bazıları yılanlar gibi. Bazıları ise uzun,keskin pençeli eller gibi görünüyordu. Ona uzanan eller...

"Sadece bir gölge." diye fısıldadı. "Sadece dışarıdaki ağacın gölgesi."   Gözlerini iyice kapadı ve örtüyü çekebildiği kadar yukarı çekti. Örtünün altına güvendeydi.

Herkes küçük bir çocuğun battaniyesinin altına hiçbir şeyin giremeyeceğini bilir! Örtüyü başına kadar çektiği sürece, hiçbir şey ona dokunamazdı. Yatağın altında hiçbir şey yoktu...

Bir rüzgar esti ve ağaç dalları pencerenin camında bir gıcırtı çıkardı. GICIIIIIIRRTT!!

Tommy titredi ve gözlerini daha da sıkı bir şekilde kapadı.

Fısıldamayı kesmesi gerektiğini biliyordu. Yoksa onu duyabilirdi.

'Yatağın altında hiçbir şey yok' diye düşündü. 'Eğer uyuyormuş gibi davranırsam burdan gider'
Herkes uyuyan bir çocuğa hiçbir şeyin dokunamayacağını bilir! Yaratık çocukları yerken onların uyanık olmasını ister. Çığlıklarını duymak ister...

Sahte bir horlama çıkarmayı denedi, ama sahte olduğu çok belliydi. Sadece babaların horladığını herkes bilir!
Bu yüzden rahat bir pozisyon buluncaya kadar hareket etti, örtüyü sıkıca tuttu ve uyuyormuş gibi görünmek için çabaladı.

GACIIIIIIIIRRTT!!

'Sadece evden gelen sıradan sesler' diye düşündü. Ama buna hala inanmıyordu. Ses duvarlardan gelmemişti. Daha aşağıdan gelmişti. Yerden. Şeyin altından...

Kelimeler anlamını yitirinceye kadar defalarca kez 'Yatağın altına hiçbir şey yok! Yatağın altına hiçbir şey yok! Yatağın altına hiçbir şey yok!' diye tekrar etti. 'Örtünün altındayım ve uyuyorum, hiçbir şey bana dokunamaz çünkü--"

Pencereden bir ses "Yatağın altında hiçbir şey yok." diye fısıldadı.

Duvardan bir ses "Yatağın altına hiçbir şey yok." diye hırıldadı.

Tommy'nin başucundan bir ses tısladı "Yatağın altına hiçbir şey yok. Ve uyumadığını biliyoruz."

Ç.N:
Gençler yorumlar falan çok azaldı ya o_O 
Acaba her yeni yayın için 5-6 yorum istemeye falan mı başlasam :D 

27 Eylül 2014 Cumartesi

Hayalet Çocuklar





 San Antonio, Teksas'taki bu tren yoluyla ilgili efsaneye göre, okula giden çocukların olduğu bir araç, trenin altında kalır. Hayatını kaybeden çocukların artık bu noktada "dolaştığı" rayların üzerinde kalan araçları "ittikleri" iddia ediliyor...


http://www.youtube.com/watch?v=m-ZWdwPc2LA


ÇN:Arkadaşlar kusura bakmayın video programım olmadığı için videodaki yazıları çeviremedim ama özeti yukarıda bu da gerçek olmuş bir paranormal olaydır fotoğraf yapmacık bu fotoğrafa inanmanızı beklemiyorum ama video hakkını vericektir ^_^