paranormal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paranormal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2021 Salı

My Mother thinks She’s Dead

    Annem., arkadaşlarıyla buluştuğundan beri garip davranıyor. Eskisi kadar parlak, neşeli hali yok. Sandalyesinde cenin pozisyonunda çömelmiş, yüzüne hüzün kazınmış oturuyor. Yürüyorsa, yavaşça yürüyor ve ağırlığını bir yandan diğer yana kaydırıyordu. Babam, kız kardeşim ve ben onun iyileşmesine yardım etmeye çalışıyorduk ama hiçbir şey yardımcı olmuyordu. 

   Onu, ne hissettiği hakkında konuşturmaya çalışıyorduk ve söylediği tek şey ''Ben öldüm'' oluyordu. İçten ölümden bahsetmezdi asla ama kelimenin tam anlamıyla ölü. Ona ölmediğini ve burada olduğunu söyleyip duruyoruz. Bunu sürekli inkar ediyor ve burada olmaması gerektiğini bize anlatmaya çalışıyor.

  Annem garip şeyler söylüyordu; onun bedenini buldunuz, onu rahat bırakın, ona uygun bir cenaze düzenleyin, gibi şeyler. 

  Ormanda derisinin çürümüş olduğunu gördüğünü ve çürüyen vücudunun kokusunu aldığını söylüyor. Ona neden bahsettiğini sorup duruyorum. Arkadaşlarıyla buluştuktan sonra eve geç geldiği bir geceden bahsediyor. Saat 23.00 civarında eve gelmişti. Garip olan, arabasının hiçbir yerde bulunmamasıydı. Ona eve yürüyüp yürümediğini sorduk ve bize söylediği tek şey enkazda öldüğü. Ona göre, yoldan çıktı ve arabası devrildi. O kazada öldüm; diyor. Onu hayatta olduğuna ikna etmeye çalışıyoruz. 

  Annemde neyin yanlış olabileceğini söylemesi için onu yerel bir psikiyatriste götürdük. Doktora göre, "Cotard Sendromu" denen bir hastalıktan muzdarip olabilir. Bunun ima ettiği şey, Annenin öldüğü yanılsaması altında olmasıdır. Herkese dediği gibi tek dediği, o kazada öldüğü. 

  Bu arada annemin arabasını arıyorduk. Yol kenarında mahsur kaldığı sonucuna vardık ve eve yürüdük ve bir şekilde onu unuttuk. Arabasını ev ile bar arasında hiçbir yerde bulamadık. "Yanlış yere bakıyorsun" diye cevap verdi. 

Hiçbir şey yardımcı olmadı.

Sonra polisten bir telefon aldım. Hattaki memur, yol kenarında devrilmiş bir araba bulunduğunu söyledi. Günlerdir ölü olan içerideki kişi, annemin tanımına uyuyor. Birinin morga gelip cesedi teşhis etmesini istediler.Telefonu kapattıktan sonra belirsizlikle donmuştum. Annem bana doğru yürüdü ve vücudumdan soğuk bir hava akımı geçtiğini hissettim.


 İnce soğuk havada buharlaşmadan önce "Cenazede görüşürüz," dediği son şeydi.

21 Eylül 2018 Cuma

My Neighbor's Dog Has a Zipper

Başta, bunu hiç düşünmemiştim.

Komşum elinde tasmayla yürürken, benimle sohbet etmek için dururdu; bense köpeğin karnında asılı, sallanan metal makaraya anlık bakışlar atardım. Bir tür evcil hayvan kıyafeti giydiğini var sayardım, ya da belki başarısız bir veteriner prosedürünün getirisiydi, ama biz daha çok sohbet ettikçe ve ben bu gizemli fermuarı daha sık gördükçe daha iyi anladım ki, o alışılmışın dışındaydı, köpeğin derisine iyice yerleştirilmişti.
Biz ne zaman küçük bir konuşma yapmak için dursak, o dikkatimi çekerdi. Ta ki bir gün ben bunu sormaya karar verene kadar.

"Söylesene, küçük dostumuzun karnının üstündeki fermuar ne?"

"Ah, o mu? Uzun hikaye, seni sıkmak istemem."

"Zamandan bol bir şeyim yok."
Alnımın üstünde oluşan boncuk boncuk terleri görüp göremediğini merak ettim.

"Gerçekten önemsiz bir şey, sadece bir güvenlik tedbiri."

Ve işte bu kadardı. Gülüp geçti, bana azıcık bir açıklama bahşederek. Şimdi düşününce anlıyorum ki, tepkileri büsbütün geçiştirici ve belirsizdi. Ne kadar merak ettiğimi görebiliyordu, öyleyse bana neden sadece anlatmıyordu? Ve güvenlik tedbiri derken tam olarak kast ettiği neydi? Konuşmamız her ne kadar verimsiz geçmiş olsa da sonradan bu konuyu üstelemedim. Günler, haftalar, aylar geçti. Ara sıra köpeğin garip kozmetik şeyini görüyordum, ama her seferinde kafamı dağıtıyordum; eğer bu konuya takılırsam kafamdan asla çıkmayacağını bilerek.
Yine de, aklımın bir köşesinde duran merak arttı, bir kaç ay içinde onu bastırabilecek sinirlere sahip olamayacaktım.

Çitin kenarındaki otları çekip komşumun evine baktığımda, arka verandada yatan köpeği fark ettim. Bizim mahallede sık sık gezen başı boş bir kedi, köpeğin yanına yaklaştı.Uyarıcı ya da kötü niyetli bir duruşu fazla yoktu, ama köpek kalktı ve kediye "çarptı" ve sivri dişlerini kemiğine geçirdi. Kedi, bir şey yapamayacak kadar acı çekiyordu. Bir dakikada tüm vücudunu yuttu.

Şoktaydım.
Kedinin ağlamaları komşum için bir uyarı olmuştu, dışarı çıktı, köpeği yakasından yakalayıp eve çekti. Sonra, yemin ederim ki onun zincirini açıp elini karnından içeri, organlarına soktu. Köpek kaçmadı, azıcık bile. Kolunu çıkarttıktan sonra köpek yere düştü, ölmüş gibi görünüyordu. Sonra komşum onu dışarı taşıdı ve verandadaki yerine geri koydu, vücudunu uyuyor pozisyonda ayarladı. Sonra arabasına bindi ve gitti.
Bu beş dakikalık gördüğüm şey, daha önce tanık olduğum hiçbir şeye benzemiyordu. "Korkunç", "tuhaf" ve "dehşet verici" gördüklerimi tarif etmek için uygun sözlerdi. Dehşete düşmüştüm.
Şok söndükten sonra, köpeğe yaklaştım. Boynuna dokundum; teni soğuk, nabzı yoktu. Karnına baktım ve oradaydı, tüm gizemli görüntüsüyle, tanrıyı terk etmiş fermuar. Köpek öldüğü için kendimi kötü hissettim ama o lanet şeyin amacını öğrenmek zorundaydım. Sadece köpeğin değil, komşumun bir kaç dakika öncesindeki tuhaf davranışlarının da bir açıklamasına ihtiyacım vardı.
Fermuarla köpeğin karnını yavaşça açtım, metalin şıngırdayan sesiyle merakımı artırdım. Karnının her iki tarafını da ellerimle açtım ve hayvanın içini açığa çıkardım. Gördüğüm şey kesinlikle aptalcaydı.
Komşumun köpeği... Animatronikti. Kablolar, dişliler, midesinin olması gereken yerde bir makine. Hiçbir anlamı yoktu ama oradaydı ve fermuarın arkasından bana bakıyordu.

Şok geçirdikten sonra, yapabileceğim en iyi hareketin eve gidip Hayvan Denetimi'ni aramak olduğuna karar verdim. Onlara, komşumun köpeğinin çimlerime izinsizce girip kedilere saldırdığını söyleyebilirdim. Böylece onlar gelecek, robotik varlığı inceleyecek ve sonra da gideceklerdi. Bu tür bir şey için bir protokol olmadığını biliyordum, ama bir şeyleri halledebileceklerini ve polis, hükümet ya da ulusal görevliler gibi uygun insanlarla iletişime geçebileceklerini düşündüm. Bu tuhaf durumun üstesinden gelinirse, komşumun garip köpeğinin hoşuna giden her şeyi yemediğini bilerek rahat uyuyabilirdim.
Basit, değil mi? Hayır! Ne münasebet.
Hayvan Denetimi'nin gelmesi biraz sürdü. Onlar gelene kadar komşum eve geldi ve kanıtları ortadan kaldırdı, köpeği de evinde bir yere sakladı. Hayvan Denetimi görevlisi yanlış anlaşılmadan dolayı özür diledi ve gitti, komşum ön verandada durmuş bana bakarken. Gizliliğin yerel kurumlarda hiçbir şey ifade etmediği ortaya çıktı, işte benim şansım (!)

Takip eden günler... Farklıydı. Komşumun köpeği efendisi tarafından yeniden aktif ederek hayata geri döndü. Her zamanki yollarını yürüdüler, ama benimle küçük konuşmalar için durmadılar. Sonuçta, onun kirli küçük sırrını biliyordum. Artık sohbet edilecek, dost bir komşu değildim, hayır. Bir düşmandım, bu kadının tuhaf hayatı için bir tehlikeydim. Ona ya da garip evcil hayvanına zarar vermeye çalışmış olmasam bile, o bunu bu şekilde görmüyordu.
Böylece, yine günlük yürüyüşlerinden birinde benimle tekrar konuşmadan önce, bir buçuk ay boyunca bana soğuk davrandı.
"Selam!"

"Merhaba. Her şey yolunda mı?"

"Her zamanki gibi. Cumartesi günü öğlen bir yemek veriyorum, sen de davetlisin tabiki."
Garip, bir aydan uzun bir süredir konuşmuyorduk ve şimdi aniden davet edilmiştim? Belki bu zeytin dalı uzatmanın bir yoluydu. Buzları eritmek içindi.

"Evet tabi, gelirim. Kulağa iyi zaman geçirecekmişiz gibi geliyor."

"Harika! Seni listeye ekleyeceğim."
Uzaklaşırken, köpeği kedi yiyen bir robot olduğu halde, özür dileme ihtiyacı hissettim.

"Hey, Hayvan Denetimi hakkında. Sadece söylemek istedim ki-"

"Bunun için endişelenme, önemi yok. Cumartesi görüşürüz!"
Aceleyle eve gitti, ve işte bu kadar. Sorun çözülmüştü.
Ya da ben öyle sandım.

Yemekten önceki gece uyuyamadım.
Evimin çevresinde sürünen ayak sesleri duyuyordum. Bakmak için her kalktığımda ise ses kesiliyor ve görünürde hiçbir şey olmuyordu. Belki bir şaka, bir hırsız ya da geceleri etrafta gezinen hayaletlerdi. Ne olursa olsun, beni gerdi ve uyumamı uzak bir hayal haline getirdi.

Bu ayak sesleri yine geldiğinde, merdivenlere yöneldim. Aşağıdaki oturma odasının kapısının önünde durdum. Ve işte, pencereden adeta odayı gözetleyen dört parlak ışık vardı, onu yakalamıştım. Ensemdeki tüyler diken diken olmuştu.
Her ne kadar dehşete kapılmış olsam da, beyzbol sopamı alıp davetsiz misafirleri selamlamak için ön kapılara yönelmem uzun sürmemişti. Yaşlı olabilirdim, ama gerektiğinde, özellikle de konu evim olduğunda onlara hadlerini bildirirdim.

Şaşırdım, bahçem boştu. Evin her köşesini aradım, kimseyi bulamadım, bir hayalet bile. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun, kimse göze gözükmeden bu kadar hızlı hareket edemezdi, ışık zayıf olsa da. Korkmuş, az öncekinden bile gergin bir şekilde yatağıma dönüp korkmuş bir çocuk gibi örtünün altına saklanmadan önce her kapıyı kontrol ettim, gölgelerin arasındaki gizemli figürlerden korkarak.

Gecenin geri kalanında ayak sesleri kesildi, güneş doğarken de korkum. Uyanık kabusum bitmişti, ama giderken yerine yorgun ve uykusuz bir zihin yerleştirmişti.

Komşum öğleden sonra eve döndü, ben de biraz sonra bu komşu buluşması için yolumu tuttum. Garip bir şekilde otoparkta onunkinden başka araba yoktu. Tarihi mi yanlış anladım diye merak ettim, ama kapıyı çaldıktan sonra büyük bir gülümsemeyle açtı ve hemen içeri koşturdu. Beni mutfakta bir bar sandalyesine oturttu sohbet ederken. Ama sonra aniden bir sessizlik oldu. Bu tuhaf birkaç dakikadan sonra, mağlum soruyu sormak için cesaretimi topladım.

"Yani... Herkes nerede?"

"Sen zaten buradasın ya aptal."
Şaşkınlıkla kafamı eğdim.

"Peki ya diğer herkes?"

"Başka kimse yok. Davet ettiğim tek kişi sensin."

Böylece bir kerede parçalar yerine oturdu. Daha önce fark etmediğim için aptal hissettim. Aniden gösterdiği nezaket, dün geceki sesler. Davet yoktu, hiç olmamıştı. Kendi planımdan dolayı tuzağa düşmüştüm.

"Peki şimdi ne olacak?" Diye sordum

"Göreceksin, sıkı dur."

Hızla sandalyemden fırladım ve kapıya koştum. İnsan üstü bir hızla mutfaktan büyük bir bıçak alıp önümde durdu.
"O kadar da hızlı değil."

Taş gibi bekledim, hızlı hareketleri ve sert duruşu beni korkutuyordu.

"Konuşmamız gerek."

"Ne hakkında?" Sordum ama zaten biliyordum.

"Benimle aptalı oynama."

Ve tam o anda, göğsünde, bluzunun içinden dışarı kaymış metale güneş ışığı yansıdı. Bu... Bir fermuardı.
Korku dolu gözlerim fermuarda takılı kaldı, bakışlarımı bir el hareketiyle kesti.

"Gözlerim burada!" Ve sonrası karanlık.

Anılar biraz bulanık, bir sandalyeye bağlı şekilde uyandım. Merdivenlere bakınca bodrumda olduğumu tahmin ettim, ki bu maalesef duruyordu. İplerden kurtulmaya teşebbüs ettim ama hiçbir işe yaramadı. Beni serbest bırakmasaydı hayat boyu o sandalyede bağlı kalırdım.
Merdiven soldaydı, sağımda beton bir duvar vardı, ama doğrudan önümde bir düzine bilgisayarla birlikte adeta bir iş istasyonu vardı. Komşum göğsünden çıkan usb kablosunu bir bilgisayara takmış, kör edici bir hızla bir şeyler yazıyordu. Ne yazdığı görüş alanımda değildi.
Bir bakışla sınırlı olsa da, arkamda ne olduğunun kafamda bir resmini oluşturmak için boynumu sağa sola hareket ettirdim.

Köpeğin özdeş kopyaları bir sürü kafesteydi. Hareket bile etmiyorlardı, onlar da animatronikti, komşum gibi. Tanrı'nın yeşil dünyasında neler bulmuştum böyle?
Az sonra, komşum kabloyu göğsünden söktü ve bana doğru geldi.
"Ah iyi, uyanıksın. Şekerleme güzel miydi?"
Ona iğrenerek baktım ve cevaplamayı reddettim. Benimle konuşan bu şey neydi?

"Sorun ne? Köpek dilini mi yedi?"
Bu alaya da sessiz kaldım.

"İyi. Sadece beni dinlemelisin. Kımıldama, hemen dönerim."
İş istasyonuna dönmeden eline bir şey aldı, sonra önümdeki oturduğu yere geri döndü.

"Sen işleri benim için berbat edene kadar çok çalıştım. Ama yine de, bu benim suçum. Umursamazdım, sırrımı bu kadar belirgin bırakmamalıydım."
Köpeği hakkında konuştuğunu düşündüm.

"Buna bakmanı istiyorum." Nesneyi göz hizzama getirdi. "Syntheti-Tech" yazılı bir logosu olan bir çeşit rozetti.

"Ben bir androidim. Girişimler için önemli bilgiler toplayarak ilerleme sağlamaya çalışan büyük bir şirket için çalışıyorum. Bundan fazlasını bilemezsin. Lanet olsun, zaten çok fazla şey biliyorsun."

Başta fark etmemiştim ama elleriyle fermuarıyla oynuyordu.

"Tanrım, bu lanet olası et elbisesinden çok sıkıldım."
Gözlerimin önünde kıyafetlerini çıkardı. Mümkün olabilecek en normal şekilde. kendi cildinden çıkıp gerçek formunu gösterdi bana. İnsan biçiminde bir araya getirilmiş bir elektronik yığından başka bir şey değildi. Bu; kelimenin tam anlamıyla mide bulandırıcı bir manzaraydı. Hareketleri, konuşması... Rahatsız edici ve hastalıklıydı.

"Daha fazla bir şey anlatamam, ama bu işin gerekli olduğunu bilmeni istiyorum. Bu gerçekleri yukarıdaki dünyaya anlatırsan, başardığımız her şeyi tehlikeye atmış olacaksın. İsteklerimize boyun eğmek zorundasın."
Ne yapacağımı bilmiyordum. Gözlerimi uzağa çevirdim, onun garip, animatronik yüzünü daha fazla görmek istemedim. Maalesef, soğuk metal beni çenemden yakaladı ve gözlerimi ona bakmaya zorladı.

"Söz ver. Bunlardan herhangi birini kimseye söylemeyeceksin. Anlıyor musun?"

Onaylar gibi başımı salladım, ama sadece elini yüzümden çekmesini istediğim içindi. Neyse ki çekti.

"İyi. Bilirsin, tanıdığında o kadar da kötü değiliz. Biz sadece sizin gibiyiz."

Bunu düşündüm. Hiçbir şeyim onun gibi değildi, ve sadece görünüşü yüzünden de değil; asla komşularımı kandırıp bodrumumda bağlı tutmamıştım. Bu benlik değildi.

"Pekala, bu kadar. Buradan gitmen gerekiyor. Sakın benim yaptığım hatayı yapma, hayatının geri kalanı boyunca pişman olursun."

Bu bana söylediği son şeydi ve hiçbir şey anlamamıştım. Yine bayılmış olmalıyım, sonraki hatırladığım şey, onun bodrum zemininde yerden kalktığımdı. Artık bağlı değildim. Herhangi bir neden için beni öldürmemişti. Artık özgürdüm.

Aniden, bir grup personel bodrum kapısından içeri girdi ve bana yardım etmek için aşağı indi.

"İyi misin?"

"Evet, ben iyiyim. Neler oluyor?"
Kanıt toplamak için odanın karşı tarafında yürüyen bir kaç adam gördüm. Bir adam kafeslerden birini söktü, köpeklerden birini yakaladı ve içini açarak onun boş bir kalıptan başka hiçbir şey olmadığını ortaya çıkardı.

"Onlar boş, efendim. Kabuklarından oluşan bir koleksiyon."

"Şüphelendiğim gibi. Önemli değil, serbest sürücülerle birlikte kamyona yükleyin. Umarım gitmeden onları silmemiştir."

Tamamen şokta görünüyor olmalıydım, adam beni omuzlarımdan kavradı ve gözlerimin içine baktı.

"Artık her şey iyi. Uzun zamandır bu kadının peşindeydik. Onu kaçırmış olabiliriz, ama bu yine de büyük bir başarı ve tamamen senin sayende."
Kafam hala karışıktı ama her şey bittiği için rahatlamıştım.

"İyi olduğundan emin misin? Hastaneye gitmene gerek yok mu?"

Kafamı salladım, zaten doktorlara fazla güvenmezdim. Ben sadece evime gitmek istiyordum.

"Tamam, seni evine kadar götüreyim."

Kabul ettim ve çıktık. Sonra hemen içeri girdim ve tüm çirkinliği arkamda bırakarak kapımı kapattım. Planım hepsini unutmaktı.

Devlet memurları gibi duran bu ekip, mahallemi bir kaç saat içinde terk etti. O gece, bu durumu değerlendirmek için, aynı kurum beni aradı. Öğrenmek iyidir ama yine de bazı detayları verdikleri için onları suçladım. Bazı soruları kendime saklamayı yeğlerdim, huzurlu kalmak için. Sonuçta sadece geceleri rahat uyumak isteyen yaşlı bir adamdım.
Komşumun, çeşitli hükümet kurumlarına sızan bir android kültünün yüksek dereceli bir öğrencisi olduğu ortaya çıktı. Şu an ise davalarına yardım etmek için yeni üyeler alma sürecindeydiler. Söyledikleri merakımı giderip bu olayı kapatmam için oldukça yeterliydi, adama teşekkür ettim.

Konuşmamız bittiğinde, ön kapıda bir tıklama duydum.

Gece geç saatlerde misafire alışkın değildim, ama bu operasyonla ilgili soru sormak için gelen komşulardan biridir diye düşündüm. Kapıyı açtım, ama kimse yoktu. Hayır, bir insan yoktu. Onun yerine bir köpek vardı, komşumun köpeğinin aynısından. Ben bir şey yapmadan içeri girip yere oturdu. Tasmasından bir ses yükseldi.

"Kapıyı kapat."
Şaşkınlık ve korkuyla dediğini yaptım.

"Merhaba, ben SERİ #724234. Yolculuğunda senin arkadaşın olacağım. Gerçek macera başlamak üzere. İlk görevine başlamak ister misin?"

Ne yapacağım veya Tanrı aşkına, neler olduğu konusunda bir fikrim yoktu ama tam o sırada; gövdemde boylu boyunca bir kaşıntı hissettim. Başta küçüktü ama sonra büyüdü.

O an, parmaklarımda tanıdık metali hissettim. Anlamam zaman aldı, ama ne hissettiğimi tam olarak biliyordum.

Bu bir fermuardı.


Ç/N : Biraz garip bir pasta, umarım beğenirsiniz. ^^

10 Ağustos 2017 Perşembe

Holiday Forever

Hafıza ve beyni güçlendirmenin yolları arasında; daha çok tatmak, koklamak ve dokunmak varmış. Anıları güçlendirmenin bir yolu da buymuş.

Bu yüzden, o tatil kasabasına giden yolda bile gördüğüm her şeyin anısını güçlendirmeye çalıştım. Her zaman yaptığımın aksine, bu kez annemin istediği gibi -hanımefendi gibi- giyindim ve fotoğraflarda gülümsedim.
Orası... Orası beni değiştirmişti.

Havasında mıydı sihir, suyunda mı, bilmiyordum. İlk kez gecelerim yatağımda oturup sırtımı soğuk duvara yaslayarak "neden bu hayatı yaşadığımı" sorgulamakla geçmiyordu. Gün içinde yüzüyor, kirletilmemiş yeşilliklerde yürüyor ve gece huzurlu bir uykuya dalıyordum. Bu uyku en fazla 9'a kadar sürüyordu; sonrasında ise hiç olmadığım kadar dinç bir şekilde uyanıyordum ve daha önce asla yiyemeyeceğim kadar büyük bir kahvaltı ediyordum.
Buranın, bu küçük kasabanın insanları da metropol insanı gibi değillerdi. Suratsız ve ruhsuz değillerdi, çevrelerindekilere buz gibi bakmıyorlardı. Turistler de vardı ve onlar da en az yerli halk kadar arkadaşça yaklaşıyorlardı. Tanımadığım insanlardan "günaydın, iyi akşamlar ve iyi günler" gibi kelimeleri ilk kez duyuyordum.

Antidepresanlarımı her sabah kullanmayı neredeyse unutuyordum, eskiden üç kez almak bile bana yeterli gelmezdi.
Arabaya binip camı açıyordum, saçlarımın uçuşmasına izin veriyordum. Bu tertemiz hava önceden nefret ettiğim saçlarımı okşuyordu, onları açıp savuruyordum ve yüzüme bir gülümseme yerleştiriyordum; ilk kez saçlarımı kontrol altında tutmak için spreylere ya da şekillendirici makinelere ihtiyacım yoktu. Her ince bukle kendi yoluna savruluyordu ve bence, sorun yoktu. Eskiden dinlediğim, her sözünde ayrı bir nefret barındıran şarkılar yerine mavi-yeşil denizin akıntısını dinliyordum, yemyeşil yaprakların hışırtısını.

Ve o gün geldi. Eve döneceğimiz gün, paha biçilmez bir haftanın sonunda kapıya dayandı.
Anneme nasıl açıklayabilirdim bu durumu? "Burası tam da yaşanılacak yer," kelimeleri ağzımın içinde geveliyor ve bana bir umut vermesi umuduyla ona bakıyordum, ama o gülümseyerek belki okulu bitirince yani yakında, burada bir kariyer kurabileceğimi söylüyordu. Anlamıyordu.
Ben oraya dönmek istemiyordum.

Durum ciddiydi, annem otobüste dönüş biletlerimizi çoktan almıştı, gülümsüyor ve seneye buraya tekrar gelmemiz gerektiğinden, hem buranın bana çok iyi geldiğinden bahsediyordu. Zamanın çoğunda ağlamaklıydım ve bu güzel topraklarda gözlerimi son kez gezdiriyordum. Yola çıktığımızda ellerim refleks olarak iyice kontrolden çıkmış saçlarıma gitti ve onları sımsıkı bir topuz yaptım.
Sonra kulaklıklarımı taktım ve başımı cama dayadım.

İşte yine başlıyordu. Uykusuz geceler, sürekli zayıflamak, sabaha karşı öğürmeler ve dersler. Anneme bu konuyu ne zaman açmaya çalışsam onlardan hayatın gerçekleri diye bahsediyordu, ama değildi, en azından benim hayatımın gerçeği bu değildi.

Hava kararmıştı ve yanımdaki koltukta oturan annem tatlı bir uykuya dalmıştı. Başımı camdan çevirip ona bakarken zihnimi olumlu şeylere yönlendirmeye çalıştım. En azından artık ne istediğimi biliyordum, biraz geç de olsa bir amaç edinmiştim; burada yaşamak.

Sonra tam olarak gece oldu ve otobüsteki ışıklar söndü, bir kaç telefon ışığından başka ışık görülmez oldu. Mesajlara karşılık vermek yerine telefonumu müzik dinleme aracı olarak kullanıyordum. Hâlâ görevlinin saatler önce getirdiği bisküviyi kemiriyordum; yine oluyordu, midem fazla bir şey almıyordu.
İşte tam da o sırada, çok garip bir şey oldu. Karanlık yolda bir ışık parladı, yayıldı ve yayıldı. Gözlerimi kamaştıran bu ışık karşısında gözlerimi ovuşturdum, ışık artık tüm yolu kaplamıştı. Bunun ne olduğu ile ilgili bir fikir üretemedim bile, ağır bir uyku tüm bedenimi sardı. Ama bu kasabadaki gibi tatlı bir uyku değildi. Bu karşı konulmaz, kapkaranlık bir uykuydu.

Yeniden kendime geldiğimde anlık bir korku hissettim, o ışık ile ilgili. Ancak bu duygu kısa sürdü; çünkü her şey normaldi, yine geceydi ve yolda gidiyorduk, tek garip şey ise otobüste The Gibson Brothers- Bye Bye Love şarkısının çalmasaydı. Bunun gibi bir uzun yol otobüsünde ilk kez neredeyse yüksek sayılabilecek sesle bir şarkının çaldığını duyuyordum.
Karanlık yollarda gittik, saatler boyunca. Mola vermiyorduk ve durum garipleşmeye başlıyordu, kimse mola ile ilgili bir şey sormuyordu ve ben de garip bir şekilde mola ihtiyacı hissetmiyordum, çok uzun süredir.

Ne kadar daha gittik bilmiyorum, ama yol bitmek bilmedi. Bu sırada bir kez anneme döndüm ve onunla konuşmaya çalıştım fakat uyuyordu. Arkama yaslandım ve gecenin karanlığı içinde iki tarafı ağaçlık olan yola baktım.

Otobüs güneş doğarken durdu. Gökyüzü kızıla boyanmıştı ve hafif serin bir rüzgar esiyordu. Çevre ıssız gibi görünüyordu. Annemin hâlâ uyuduğunu fark ettiğimde oldukça şaşırdım, o bu kadar uzun uyumazdı.
Çevreye baktım ve gördüğüm herkes uyuyordu.
Hafif bir korkuyla ayağa kalktım ve gözlerimle benden başka uyanık birini aradım. Tam arkamda oturan küçük kızın koltuğu boştu.
Annemin koktuğunun önünden geçerek otobüsteki boş alana çıktım ve şoföre doğru yürüdüm.
Uyuyordu. O da.

Dehşetle arkama döndüm ve kızı gördüm. Dudaklarımın arasından istemsiz bir çığlık kaçtı. Şimdi o da korkmuş gözlerle bana bakıyordu. Konuşmam gerektiğini hissettim.
"Merhaba, nerede olduğumuz hakkında bir fikrin var mı? Ya da herkesin neden uyuduğu hakkında?"
Başını iki yana salladı, teni esmerdi ve kahverengi saçları tepeden toplanmıştı. Çok korkmuş görünüyordu.

"Dışarı... Dışarı çıkıp baksak mı?" Titrek bir sesle sordu. Tereddütle dışarı baktım. Görünürde kimse yoktu.
"Pekala..." adımlarımı otobüsün açık kapısından dışarı attım. Beni takip etti ve bir koruma iç güdüsüyle, ormanlık yolda yürürken onun elini tuttum.
Tek bir yol vardı ağaçların arasında ve oradan yürüyorduk, ikimiz de neler olup bittiğinin merakından tek kelime etmiyorduk.
Yolun sonunda bir anayola çıkmıştık, burayı hatırlamam uzun sürmedi. Burası o kasabaydı, saatler önce ayrılmış olmamız gereken kasaba.
Üstünde kasabanın adının yazdığı tabelayı geçip içeri doğru yürüdük, etraf adeta ışıldıyordu. Arkaya dönüp baktığımda ise geldiğimiz yolun yerinde sık ağaçlar olduğunu fark ettim. Ve bir şeyler bana o otobüse geri dönemeyeceğimi hissettirdi.

"Burayı biliyor musun?" Küçük kız sorduğunda gülümsedim.
"Biliyorum. Aslına bakarsan burası..."
Hızlı bir hareketle saçlarımı serbest bıraktım ve yasemin çiçeği kokan havayı içime çektim.
"Benim evim."

***


"... adında şehirler arası yol otobüsü, dün gece saat 11 sularında kaza yaptı. Kazada bir genç kız (D.F.) ve onun hizzasında arkasında oturan küçük bir kız (J.P.) hayatını kaybetti. Otobüs şoförü konuşmasında tüm otobüsü kaybedebilecek bir kaza yaşandığını, yine de ucuz atlatıldığını belirtti. Hayatını kaybedenlerin aileleri bu davanın peşini bırakmamakta kararlı."
- 10/07 Gazetesi, 2017

Ç/N : Bunu ben yazdım, umarım beğenirsiniz *-*

7 Mayıs 2016 Cumartesi

''Onun Yanına''

             
    Genç kız ağaçların arasındaki çalılıklardan yürüyordu.Akşam karanlığı tamamen çökmemişti ama
ağaçların arasından batmakta olan güneşin kızıllığı görünüyordu.Ormandaki sessizlik yüzünden nefes alışınızı bile duyabilirdiniz.Sessizliği bozan ağaçlardan birinin kırılma sesiydi.Kız sesin geldiği yöne döndü ve şaşkınlıktan öylece bakıp kaldı.Bulunduğu ormanda hayvanlar olduğu aklına geldi ama görebildiği hiçbir tehlike yoktu.Bu bir hayvan olamazdı.Etrafına bakarken az ilerde çalıların arasına çömelmiş bir adam gördü.Kızı görünce bir anda şaşırdı ama yüzünde sevecen bir gülümseme vardı.'Merhaba küçük hanım'dedi.Adamın elleri kirlenmişti ve büyük bir kürek taşıyordu.Kız adamın orada ne yaptığını merak ediyordu.'Adın ne küçük kız?','Goldilocks'diye cevap verdi kız.Adam kendini tutamayarak güldü ve 'Sanırım bu da beni Papa Bear yapar'dedi.Yüzüne daha garip bir gülümseme yerleşti.'Senin yaşında bir kızın burada tek başına işi nedir?'diye sordu.'Arkadaşım Nathan'ı arıyorum'diye cevap verdi.'Sanırım sana yardım edebilirim'Kızın elini yakalayıp.'Sence küçük Nathan nerede saklanıyor olabilir?'

  Çok üzgün olduğu her halinden belliydi.'O saklanmıyor,kayıp.Geçen hafta ormana oyun oynamaya gelmiştik,o zamandan beri geri gelmedi'dedi.'Ormanlar sizin yaşınızdakiler için tehlikeli yerlerdir,Merak etme onu bulacağız'dedikten sonra tüm dişlerini gösterip gülmeye başladı.Adam önde kız arkasında onu takip edip yürümeye başladı.Gecenin karanlığında ormanı aydınlatan tek şey ayın bembeyaz ışığıydı.Kızın içi ürperdi.'Zavallı çocuk,kaybolmasına üzüldüm'İkiside durdu ve adam elindeki küreği yavaşça yere bıraktı.Kızın üşüdüğünü fark etmişti ve üstündeki eskimiş ince ceketi kıza verdi.'Bu orman hakkında ki hikayeyi biliyor musun?Kötü şeyler oldu burada çok kötü şeyler.En azından duyduklarım böyle.Bir keresindede bir oğlan burada yalnız başına dolaşıyordu ama o şanslıydı ki buraları tanıyan bir adam oğlanı bulmuş'.'Şanslıymış...'dedi kız kısık sesle.Aslında ikiside Şanssızdı.çünkü adam oğlanı evine almıştı'.Kız'Anlamadım bunun nesi şanssızlık olabilir ki?'.'Çünkü çocuk hareketli biriymiş ve adamın onu kurtarmasından memnun olmamış ve tekrar ormana dönmüş,maalesef çocuk o gece ölmüş.Cesedi hiçbir zaman bulunamadı'.Kız 'Eğer hiç bulunamadıysa öldüğünü nerden biliyorsun...?diye şüpheyles sordu.Adam'ah..sonuçta birileri bilmek zorunda değil mi?' dedi.

Kız yüzüne öfkeli bir gülümseme yerleştirip yavaşça yere eğildi ve küreği eline alıp hızla adamın yüzüne savurdu.'Hikayelerine bayıldım.Şimdi seni Nathan'ın yanına göndereceğim.'

Kız neşeli bir ıslık çalarak,derin bir çukur kazmaya başladı...

23 Ocak 2016 Cumartesi

Judge Angels


Clark ailesi Için Önemli Bir gündü, 10 aydır hamile Olan Bayan Clark Sonunda çocuğunu doğuracaktı.Bay Clark'ı herkes tanırdı,o;şehrin ünlü avukatıydı

Bir kaç saat Sonra hemşire yüzünde garip bir ifadeyle,yeni doğanı taşıyarak Clark'ın ofisine girer ''Um..Bay Clark.''suratındaki garip ifade yavaş yavaş şok edici bir ifade haline gelir.''Evet,ne oldu ?.'' der adam panikleyen hemşirenin düz suratına bakarak''Uh...Kendiniz görmek isteyebilirsiniz''Adam panikleyerek''Bana söyleyemediğin ne var ki bakmam gereken? Neden şimdi söylemiyorsun ?''

''Şey...Çocuğunuz biraz 'özel' bir kız''

Bayan Clark'ın yattığı yere giderler.Yatakta Bayan Clark ve onun yanında yeni doğmuş çocukları yatıyordur.Doğuma yardım Edenlerse utanç içinde durmaktadırlar.Kızını gören adam herkesten daha çok şaşırdığını belli eden bir ifadeyle bakakalır.

Bu bir kızdır fakat,saçları ailesinin aksine sarışın;biri kızıl diğeri kahverengi saçlı normalde.

En şaşırtıcı Olan imkb kızın gözlerinin aşırı derecede korkunç Olması, TAMAMI siyah renkte, ìrísí ziyaretinde beyaz Olması Gereken YERLER bile simsiyah ...

'' Nasıl bir canavarımsı yaratık bu !!? 'Diyerek şiddetle bağırır. Kimse cevap veremez.

Bayan Clark'ın yakasına yapışır ve ''Başka biriyle yattın değil mi benden böyle ucube çocuğun olması imkansız!''diyerek karısını iyice sarsar''Bay Clark lütfen sakin olun karınızın dinlenmesi lazım''Adam hızla karısını hızla yatağa atarak umrunda olmadığını ve avukatını getireceğini söyleyerek odadan ayrılır.

Bir kaç gün Sonra avukatı babalık testi sonuçlarını getirir.Kız kesin olarak onun çocuğudur.Gözleri gayet sağlıklıdır ve bunun üzerine normal bir insanın gözlerinin iki katı daha iyidir.Adam buna rağmen gerçeği kabullenmez ve '' O mükemmel değil,bana layık değil , o bir canavar !''

'' O zaman onu yetim yurduna verelim '

'Hayır bu benim halk Arasındaki ünümü kötü Etkiler, onu saklamalıyız, okula gitmemeli Dışarı çıkmamalı ettik. Ona genç Öğretmenler tutar Basit seyleri öğretirim. Oh bir de hemşireler gördükleri Hakkında sakın hiçkimseye hiçbir şey söylemesinler.Bu çocuk bizim ailemiz için çok kötü oldu.'' der Bay Clark baktığı dosyayı kapatırken '' Eğer herhangi bir kaza olursa , onun için herşey biter..O bir başarısızlıktı.''

 Yıllar sonra Dina Angela 13 yaşına girmişti.Tüm gün odasına kapanıp oyun oynayan çocukları izliyordu. Yıllarca süren ev hapsinden dolayı asosyal bir çocuk olmuştu. Babasının ünlü bir avukat olduğunu , adaletli bir insan olduğunu biliyordu. Ayrıca hastalıklı mükemmellitçiliğe sahip olduğunu da biliyordu.

Dina yanındaki aynaya uzanıp görüntüsüne baktı . Gözlerine baktığında annesinin diğerlerinin aksine gözlerindeki parıltıyı farkettiğini hatırlayıp gülümsedi.Gözlerini çok seviyordu. Sarı saçları kısa ve dağınıktı . Sadece babası varken saçlarını tarar belirli bir şekle sokardı.Tabi bununlada annesi uğraşırdı.

Annesinden bahsedersek o Dina'yı çok seviyor, savunuyor ve kolluyordu. Bu yüzden Dina annesini herşeyden çok seviyordu. Annesi onu asla garipsememişti.

Her gün izlediği Bir oğlan vardı. Onunla tanışmak istiyor fakat yapamıyordu.Malikanesi ne kadar büyükse Dina'da o kadar yalnızdı.

Birden kapı tıklatıldı ve içeri annesi girdi.Gülümseyerek bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordu.Dina ihtiyacının olmadığını söyledi . Ancak annesi ona en sevdiği tatlıdan kaçak alacağını söyledi. Çünkü babası duysa asla ona tatlı yemesine izin vermezdi.

Kadın gidince kadın iç çekerek ''İstemediğimi söylemiştim'' dedi.

Ne kadar hayır dese de aslına yeni kıyafetler ya da yeni yemekler denemek istiyordu. Annesi sık sık yeni şeyler alırdı ona. Kendisi çıkıp yeni şeyler denemek, ithal etmek istiyordu. Ama evde kimse yokken Maisha adlı bir hizmetçi onu koruyordu. Onu öldürmek için işe alındığını düşünüyordu. Kız bunları düşünürken imkanım olsa onu öldürürdüm diyordu.

Yılbaşı yaklaşıyordu Fakat BBC muhabirine Dina'nın umrunda değildi .Nasılsa diğer günler gibi normal geçecekti. Odaya kitlenir, babası parti verirdi . Ancak annesi her özel günde ona pasta yapar , hediye alır ve onunla kutlardı.

'Bugün kimse olmadığına Göre ne yapabilirim bakalım''Odasından Ayrı koleksiyon odasına gitti. Babası onu katı bir dille uyarmıştı.

Oradaki kılıç ... Ona bayılıyordu.Bembeyaz özenle işlenmill Bir kılıç Dina'nın gözleri parıldıyordu. Gözlerinin yansımasını görebiliyordu. Efsaneye Göre savaş sırasında bir melek kılıcı dünyaya düşürmüş ve asla bulamamış. O günden beri nesilden nesile Clark ailesine; bir melek kadar saf ,temiz birini  buluncaya kadar kimse kullanmadan saklanıyordu. Eğer o kişi gelirse kılıç sonsuza kadar bu kılıç onun olacaktı.

Kılıç cam icinde özenle saklanıyordu. Dina cama elini koyarak 'ah bir benim olsan ..' ' diye söyleniyordu. Bunları söylerken kılıçtan melodik bir ses duydu, kılıç onu kendine doğru çekiyordu. Duyduğu ayak sesleri onu kendine getirdi . Maisha gelmeden önce kimsenin bilmediği özel sığınağına saklandı. Gittiğinde tekrar çıktı.

O Sırada annesi elindeki torbalarla dönmüştü.Şans o ki kocası KAPIDA onu Karşıladı. 'Ne aldın elindeki torbalarda ne var?' Diyerek kadının kolunu sertçe tutarak içeri sürükledi.Kadının elindekilerde yere düştü tabi Dina'ya aldığı tatlı kekler de...'' O canavar için bu kadar yüksek kalite yiyecekler alamazsın,ona aldın değilmi!'' diye bağırırken Dina geldi.''Baba ne yapıyorsun!''

'' Sen bana baba diyemezsin '! Eger Normal erkek çocuğu olsaydın Bir! 'Dina Suratına atıl tokatla tökezler. Babasına sinirle soluyarak bir süre nefretle baktıktan sonra babası dayanamayıp odasına gider.

Adam gidince Dina hemen annesinin yanına eğilir 'İyi misin?'

'' İyiyim ya sen tatlım? '

'Bana alma demiştim işte' der gözleri dolarak

'Önemli değil senin için aldım .Artık onlari afiyetle yiyebileceksin .Ne de olsa Tek yavrumsun'' diyerek Dina'ya sarılır.

Kadın kocasında boşanmayı tabi ki düşünmüştü Fakat Dina'yı tek bırakmayacağından boşanmamıştı.Zaten Dina doğduğundan beri adamla aralarında tek Bir güzel gün bile geçmemişti.

Akşam Dina annesine sarılarak uyumaya çaşılsada içinde bir soru vardı .Sonunda dayanamayıp sordu

'Anne benden hiç nefret ettin mi?'

'' O nasıl söz '? Ki hayır Tabi ... Sen benim   MELEĞİMSİN''

Melek ... Dina'nın su'nun Serpen Bir Söz İçine. O bir melekse annesini kurtarabilirdi.

'Anne kaçmayı düşündün mü hiç?'

''Elbette.Sen doğunca seni de alıp kaçmak istedim ama babanın her yerde gözü kulağı var.''

'' Ben planı hazırladım.Bu yılbaşı kaçacağız '

Dina annesi o gün gelince kaçacaklardı  sonunda bu cehennem gibi evden kaçacaklardı gün gelmişti.Eğer evin bir hakimi ,yargılayıcısı olacaksa neden o olmuyordu?

Dina hazırdı .Akşamı boyunca bekledi annesinin ona Aldığı kolyeyi tatkı.Herkes onu normal bir kız olarak biliyordu.Dina ilk defa bugün mutlu hissediyordu. Bu hisler onun gülümsemesine neden oldu.

Birden kapı açıldı annesi gözleri mosmor bır sekılde daldı. Dina'ya bağırıyordu kaç diye.Dina tepki vermeden babası daldı içeri 'SENİ want pislik! SENİ pislik NASIL OLURDA disari ÇIKARSIN! Noldu biliyor MUSUN? BİRİ SENİN FOTOĞRAFINI çekmiş SİYAH GÖZLÜ Yaratık diyerek ETRAFA YAYMIŞ VE! EVİN ÖNÜ HABERCİLERLE doldu Taştı !! 'Adam Dina'yı itti kafasını çarpan Dina bayıldı .

Uyandığında alt katta zindan gibi bir yerde kapalıydı. Maisha yanına gelip ''Hey ucube,burası nasıl?Planını en baştan beri biliyordum o yüzden balkondaki bir fotoğrafını sızdırmak o kadarda zor olmadı.Çirkin yaratık , sinsi şeytan, pis ucube!''

Sen de öylesin değil mi ama Ah ''? Babam Tarafından Kontrol edilen, vücudunu ona veren, her gece çığlıkları duyulan yaratık 'Dina kafasını kaldırıp gülerek' Ah seni pislik, pislik, pislik 'demeye başladı.Durmak bilmiyordu .Maisha dayanamayarak hücrenin kapısına Dina'yı çeker ziyaretinde kafasını ayağıyla ezmeye baslar . 'Yeter artık pis şeytan .Baban ne zaman istersem seni gebertebileceğimi söyledi''Ancak Dina susmuyordu.''Pislik,pislik,pislik...Hehe'' Dina o anda bir şeylerin yok olduğunu fark etti.Sabrı onca tıl biriken kin ve nefrete dönüşmüştü.Ruh sağlığı...Hala ezilmekte olan Dina yüksek sesle kıkırdamaya başladı.
'HAHAHAHAHAHA ...' Gözlerini kocaman açtı ve Maisha'nın Ayağına yapıştı''HAYIR!Cezalandırılması gereken ben değil SENSİN!'' Dina eliyle Maisha'nın dizini inanılmaz bir şekilde yumrukladı.

Dizinden çatırt diye gelen sesle kadın kendini acı icinde yerde buldu.Din üstüne çıkarak onu tokatlamaya başladı''BAĞIR HADİ SENİ PİSLİK!ÇIĞLIKLARIN O KADAR GÜZEL Kİ!HAHAHAHA!''Sonra kadınıın kulağına yapışarak fısıldadı.Acı içinde kıvranan kadın Dina'nın kolunu tamamen deşerek derisini kaldırdı fakat gözü dönmüştü Dina'nın

''Biliyorum her şeyi .Ah bir meleğe bunu yapmayacaktın. Bu nedenle Ötürü seni yargılayacağım Maisha Qwest''suratını Maishe'ninkine dayandı korkuyla gözlerini açtı kadın fakat bir sğre sonra solukları kesilmişti.''Yaptıkların bir meleğin gözünden kaçamaz Maisha Qwest.Bu nedenle ötürü..'' kulağına eğilerek fısıldar.

'Suçlu Bulundun''

Dina ayağa kalkarak heyecanla gülümser 'Birini öldürdüm, Birini öldürdüm. En sonunda Hahahaha ... ' kendine sevinirken tekrar ciddiyetine döner ''Daha yargılamam gereken insanlar var''

Koleksiyon odasina gelip, kılıcın Camini nazikçe açar. 'Gel zamanı geldi.Başından beri arzuladığın şey''Kılıcı tutar.Her şeyi farklı planlamıştı beraber kaçacaklardı ama annesi ölmüştü. Herkesi öldürüp tek başına kalmaya karar verir.

Babasının odasını açar fakat her yer kandır ve babası görünmemektedir. Yerde yatan annesinin cesedine gidip son kez sarılır.

Kılıçtaki yansımadan birisini fark eder.

Dina kim olduğunun farkındadır kılıçla babasının ayağını keser. Babası bağırarak kaçmayı dener.''Hoşgeldin baba. Kaçtın sanmıştım.Bu iyi oldu''

'' Uzak dur .. ''

Musun biliyor Baba ''? Olacağım.Hahahaha ünlü bır yargıç olacağım! '

Adam hala mükemmellikten bahsediyordu.Dina'nın bakışları ciddileşir''Hmm ben Senden Daha iyiyim.Ben Bir meleğim.Senden üzerinde kat Daha iyiyim'' Adamın organları çıkana kadar saplamaya devam eder.Adam hala yaşamaktadır

'' Seni Ucube! '

'' Ucube mi '? Ucube Sensin! 'Kılıcı havaya kaldırarak' 'Danny Clark günahlarından Ötürü SENİ suçlu BULUYORUM!

Dina aklını yitirmişti 

O gece evi ateşe vermişti.Komşular içeride Birinin olmadığını söylüyorlardı ..

BİR AY SONRA ...

'İyi sabahlar.David sabah haberleriyle Başlangıç karşınızda bugün ki konuklarımız beyaz giyinen,kılıçlı bir kız gördüklerini savunuyorlar.''

'' O bir  melekti!Kanatlarını ve gözlerini gördüm!''

'' Hayır o kelle avlayan Beyaz bir hayaletti! ''

'' Her türlü bizi avlamaya geledi!Günahkarların canını alacak!''

Televizyonu izleyen adam homurdanır ''Melek mi? Onlar gerçek değil .Olsa bile dünyada ne işleri var?''Diye kendi kendine söylenir. Elektrikler kesilir .Koridorda ilerlerken Biri onu yakalar. İlk farkettiği beyazlı bir kızın karşısında durduğudur.Korkuyla''Yoksa sen...Dur..bekle...bekle..''

'Sshh yargılanma sürecince susulmalı.Bayım,meleklere inanmamaktan ötürü yargıç melek olarak''kılıcını havaya kaldırır.

'' Suçlu BULUYORUM! '


NOT: MERHABA ARKADAŞLAR BEN YENİ ADMİNLERİNİZDEN OLAN BU BENİM MRS.BLACK YAYINLADIĞIM İLK CREEPYPASTAM UMARIM BEĞENMİŞTİNİZDİR ..... KORKMUŞ KALIN ....