"Baba, kötü bir rüya gördüm."
Gözlerini kırpıştırıyorsun ve dirseklerin üzerinde doğruluyorsun. Saatin karanlıkta kırmızı renkte ışıldıyor -saat 03:23
"Yatağa çıkıp bana anlatmak ister misin?"
"Hayır baba."
Durumun garipliği uykunu iyice açıyor ve iyice uyanıyorsun. Odanın karanlığında kızının solgun dış hatlarını zar zor görüyorsun.
"Neden tatlım?"
"Çünkü rüyamda, sana rüyamdan bahsedince, annemin derisini giyen şey ayağa kalktı."
Bir anlığına donup kalıyorsun; gözlerini kızından alamıyorsun.
Arkandaki örtü hareket etmeye başlıyor...
Ç.N:
O şeyle yan yana uyuma düşüncesi ödümü kopartırdı açıkçası o_O
Resimden korkan beni suçlamasın bu arada :D
13 Ağustos 2015 Perşembe
26 Temmuz 2015 Pazar
"Danny Kills"
"Sonra görüşürüz dostum!" Leroy bana çantamı fırlattı.
"Görüşürüz!" Dedikten sonra Mark'ın ensesine bir şaplak indirip sınıftan dışarı koştum. Okuldan çıkınca da her ihtimale karşı koşmaya devam ettim. Beni yakalayamadığı için kendi kendime güldüm ve birazdan adımlarımı yavaşlattım.
Eve girdiğimde görünürde kimse yoktu. Çantamı odamda yere koydum ve banyoya girdim. Ellerimi yıkadıktan sonra dışarı çıktım. Garipti, hiç ses yoktu. Oysa kız kardeşim Lilly bir dakika bile sessiz duramazdı. O küçük cadının hep konuşacak şeyleri vardı.
"Büyükanne!"
Bağırdım ve mutfağa girdim. Büyükannem genelde yemek yaptığı için orada olurdu. Ama yoktu, evde kimse yoktu.
Şaşkınlıkla bakındıktan sonra kendime yiyecek bir şeyler çıkarttım. Salamı dilimledim ve iki dilim ekmeğin arasına koydum. Fıstık ezmesini de masaya koyduktan sonra sandalyelerden birine oturdum. İçimde kötü bir his vardı, sanki izleniyormuşum gibi.
Yemeğim bittikten sonra odama gidip üstüme rahat bir şeyler geçirdim. Okulda giydiğim kıyafetleri koymak için dolabımı açtım.
Hareket edemedim, olduğum yerde donup kaldım.
Büyükannem ve kardeşim Lilly, parçalanmış şekilde dolabıma konmuşlardı. Kafaları, kolları ve bacakları gövdelerinden ayrılmıştı, derileri ise yanmış gibiydi. Başımın döndüğünü hissettim, sanki ayağımın altındaki yer kayıyordu. Bir süre nefes bile alamadım, öylece kaldım. Biraz kendime gelebildiğimde odadan dışarı çıkmak için fırladım. Kapı yüzüme kapandı ve karşı taraftan kilitlendi. Kapıyı zorladım ama açılmadı. Dehşet içinde arkama döndüm. O anda tavandan gelen sesle irkildim . Avize büyük bir hızla sallanıyordu. Korkuyla kapıyı zorlamaya devam ettim, artık tüm oda sallanıyordu.
"Onların hiçbir suçu yoktu!" Diye bağırdım.
"Neden öldürdün onları!"
Yere çöktüm ve sarsılarak ağlamaya başladım. Annem ve babam ben sekiz yaşımdayken trafik kazasında ölmüşlerdi. Artık tek ailem olan kız kardeşim ve büyükannem de yoktu. Şimdi ne halt edecektim? O, her neyse, beni de öldürmeliydi. Hemen şimdi öldürmeliydi.
"Danny!" Kız kardeşimin tatlı sesini duyuyordum, bana sesleniyordu.
"Danny!"
Gözlerimi kapatıp sıktım. Deliriyor muydum? Yoksa tüm bunlar bir kabus muydu?
"Fıstık ezmesinin kapağını kapatmayı unuttun tatlım." Dedi büyükannem. Cesetleri parçalanmış hâlde dolaptaydı. Peki onları nasıl duyuyordum? Sesleri kafamın içindeydi, aklımı kaçırıyor olmalıydım.
"Danny! Beni duymuyor musun? Danny!"
Lilly şiddetle bağırdı. Ellerimle kulaklarımı kapattım.
"Daniell Button, hemen kız kardeşinin odasına gidiyorsun." Dedi büyükannem.
Çaresizce ağlıyordum, bedenim sarsılıyordu. Yere çökmüştüm ve kalkamıyordum, güçsüzdüm. Zaman geçiyordu, oda artık kapkaranlıktı. Bütün bunların bir kabus olmasını, eğer kabus değilse de ölmeyi diliyordum.
Yerde uzun bir gölge belirdi. Birden gelen cesaretle başımı kaldırdım. İşte oydu, o olduğunu biliyordum. Karanlıktı. Siyah bir iskelet gibiydi. Fazla iri, simsiyah gözleri vardı ve kocaman ağzıyla gülümsüyordu.
Kulaklarım uğulduyor ve beynim kaç diye bağırıyordu, aldırmadan orada durdum ve korkunç suratına baktım.
"Ne istiyorsun?" Diye sordum. Aslında bağırmak istemiştim ama sesim çıkmamıştı.
Gülümsemesini bozmadı.
"İstediğimi aldım." Dedi, sesi ışıksız bir gece kadar ürperticiydi.
"Neden!" Diye bağırdım, sesim yankılandı. Başını eğdi ve güldü.
"Neden!" Diye bağırdım tekrar, başını kaldırmadı ve cevap vermedi. O sırada aşağıdan gelen sesleri duydum.
Henüz ben ne olduğunu anlayamadan kapı kırılarak açıldı. İçeri polisler girdi. Karşımdaki şey ise yok oldu. Polislerin karşısında tek başıma kala kalmıştım.
"Sakın kıpırdama!"
Diye bağırdı biri.
"Kıpırdama! Olduğun yerde kal!"
Şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Onlar... Benim yaptığımı sanıyor olamazlardı, değil mi? Bulunduğum şoktan çıkamadan beni omuzumdan tutup sertçe ayağa kaldırdı.
"Aileni öldürmek ha? Ne istedin bu yaşlı kadından ve küçük kızdan!" Bir polisin attığı tekmeyle yere yığıldım, henüz kalkamadan iki tane polis daha yaklaştı.
"Neden yaptın bunu? Delirdin mi?" Dedi biri. Bir şey söyleyemiyor ve hareket etmiyordum. Sanırım bir çeşit şoktaydım.
"Bakışlarına bak şunun! Kesinlikle aklını kaçırmış." Dedi diğer polis. Sonra beni ayağa kaldırdı.
"Haydi bakalım. Umarım uzun yıllar içerde kalırsın da aklın başına gelir."
Başımı yere eğdim, vücut sıcaklığım git gide artıyor gibiydi. Yine, kulaklarım uğulduyordu. Uzun yıllar orada kalmamı umduğunu söyleyen polis, beni dışarı çekiştirdi. Bazıları içerde kalıp cesetlerle ilgilenirken, diğerleri de beni dışarı çıkartıp polis arabasına yönlendirdi.
"Nereye gidiyorsun?" Diye sordu Lilly, üzgün bir sesle.
"Özür dilerim bebeğim." Dedim, çevremdekilere aldırmadan.
"Sizi koruyamadım. Çok özür dilerim."
"Kiminle konuşuyorsun sen?" Dedi beni arabaya çekiştiren polis memuru.
"Neyse. Zaten önemli değil. 17 yaşında aileni parçalamışsın. Seni psikopat."
Ona döndüm. Gözlerimin dolmasına engel olmaya çalıştım.
"B-ben... Ben yapmadım." Dedim zorlukla.
"Yemin ederim..."
"Boş konuşma." Dedi ve beni arabadan içeri itti. O anda silahını kaptım ve ona ateş ettim. İsabetli olmamıştı. Bacağından vurduğum adam kıpırdamamamı bağırıyordu.
"Görüşürüz!" Dedikten sonra Mark'ın ensesine bir şaplak indirip sınıftan dışarı koştum. Okuldan çıkınca da her ihtimale karşı koşmaya devam ettim. Beni yakalayamadığı için kendi kendime güldüm ve birazdan adımlarımı yavaşlattım.
Eve girdiğimde görünürde kimse yoktu. Çantamı odamda yere koydum ve banyoya girdim. Ellerimi yıkadıktan sonra dışarı çıktım. Garipti, hiç ses yoktu. Oysa kız kardeşim Lilly bir dakika bile sessiz duramazdı. O küçük cadının hep konuşacak şeyleri vardı.
"Büyükanne!"
Bağırdım ve mutfağa girdim. Büyükannem genelde yemek yaptığı için orada olurdu. Ama yoktu, evde kimse yoktu.
Şaşkınlıkla bakındıktan sonra kendime yiyecek bir şeyler çıkarttım. Salamı dilimledim ve iki dilim ekmeğin arasına koydum. Fıstık ezmesini de masaya koyduktan sonra sandalyelerden birine oturdum. İçimde kötü bir his vardı, sanki izleniyormuşum gibi.
Yemeğim bittikten sonra odama gidip üstüme rahat bir şeyler geçirdim. Okulda giydiğim kıyafetleri koymak için dolabımı açtım.
Hareket edemedim, olduğum yerde donup kaldım.
Büyükannem ve kardeşim Lilly, parçalanmış şekilde dolabıma konmuşlardı. Kafaları, kolları ve bacakları gövdelerinden ayrılmıştı, derileri ise yanmış gibiydi. Başımın döndüğünü hissettim, sanki ayağımın altındaki yer kayıyordu. Bir süre nefes bile alamadım, öylece kaldım. Biraz kendime gelebildiğimde odadan dışarı çıkmak için fırladım. Kapı yüzüme kapandı ve karşı taraftan kilitlendi. Kapıyı zorladım ama açılmadı. Dehşet içinde arkama döndüm. O anda tavandan gelen sesle irkildim . Avize büyük bir hızla sallanıyordu. Korkuyla kapıyı zorlamaya devam ettim, artık tüm oda sallanıyordu.
"Onların hiçbir suçu yoktu!" Diye bağırdım.
"Neden öldürdün onları!"
Yere çöktüm ve sarsılarak ağlamaya başladım. Annem ve babam ben sekiz yaşımdayken trafik kazasında ölmüşlerdi. Artık tek ailem olan kız kardeşim ve büyükannem de yoktu. Şimdi ne halt edecektim? O, her neyse, beni de öldürmeliydi. Hemen şimdi öldürmeliydi.
"Danny!" Kız kardeşimin tatlı sesini duyuyordum, bana sesleniyordu.
"Danny!"
Gözlerimi kapatıp sıktım. Deliriyor muydum? Yoksa tüm bunlar bir kabus muydu?
"Fıstık ezmesinin kapağını kapatmayı unuttun tatlım." Dedi büyükannem. Cesetleri parçalanmış hâlde dolaptaydı. Peki onları nasıl duyuyordum? Sesleri kafamın içindeydi, aklımı kaçırıyor olmalıydım.
"Danny! Beni duymuyor musun? Danny!"
Lilly şiddetle bağırdı. Ellerimle kulaklarımı kapattım.
"Daniell Button, hemen kız kardeşinin odasına gidiyorsun." Dedi büyükannem.
Çaresizce ağlıyordum, bedenim sarsılıyordu. Yere çökmüştüm ve kalkamıyordum, güçsüzdüm. Zaman geçiyordu, oda artık kapkaranlıktı. Bütün bunların bir kabus olmasını, eğer kabus değilse de ölmeyi diliyordum.
Yerde uzun bir gölge belirdi. Birden gelen cesaretle başımı kaldırdım. İşte oydu, o olduğunu biliyordum. Karanlıktı. Siyah bir iskelet gibiydi. Fazla iri, simsiyah gözleri vardı ve kocaman ağzıyla gülümsüyordu.
Kulaklarım uğulduyor ve beynim kaç diye bağırıyordu, aldırmadan orada durdum ve korkunç suratına baktım.
"Ne istiyorsun?" Diye sordum. Aslında bağırmak istemiştim ama sesim çıkmamıştı.
Gülümsemesini bozmadı.
"İstediğimi aldım." Dedi, sesi ışıksız bir gece kadar ürperticiydi.
"Neden!" Diye bağırdım, sesim yankılandı. Başını eğdi ve güldü.
"Neden!" Diye bağırdım tekrar, başını kaldırmadı ve cevap vermedi. O sırada aşağıdan gelen sesleri duydum.
Henüz ben ne olduğunu anlayamadan kapı kırılarak açıldı. İçeri polisler girdi. Karşımdaki şey ise yok oldu. Polislerin karşısında tek başıma kala kalmıştım.
"Sakın kıpırdama!"
Diye bağırdı biri.
"Kıpırdama! Olduğun yerde kal!"
Şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Onlar... Benim yaptığımı sanıyor olamazlardı, değil mi? Bulunduğum şoktan çıkamadan beni omuzumdan tutup sertçe ayağa kaldırdı.
"Aileni öldürmek ha? Ne istedin bu yaşlı kadından ve küçük kızdan!" Bir polisin attığı tekmeyle yere yığıldım, henüz kalkamadan iki tane polis daha yaklaştı.
"Neden yaptın bunu? Delirdin mi?" Dedi biri. Bir şey söyleyemiyor ve hareket etmiyordum. Sanırım bir çeşit şoktaydım.
"Bakışlarına bak şunun! Kesinlikle aklını kaçırmış." Dedi diğer polis. Sonra beni ayağa kaldırdı.
"Haydi bakalım. Umarım uzun yıllar içerde kalırsın da aklın başına gelir."
Başımı yere eğdim, vücut sıcaklığım git gide artıyor gibiydi. Yine, kulaklarım uğulduyordu. Uzun yıllar orada kalmamı umduğunu söyleyen polis, beni dışarı çekiştirdi. Bazıları içerde kalıp cesetlerle ilgilenirken, diğerleri de beni dışarı çıkartıp polis arabasına yönlendirdi.
"Nereye gidiyorsun?" Diye sordu Lilly, üzgün bir sesle.
"Özür dilerim bebeğim." Dedim, çevremdekilere aldırmadan.
"Sizi koruyamadım. Çok özür dilerim."
"Kiminle konuşuyorsun sen?" Dedi beni arabaya çekiştiren polis memuru.
"Neyse. Zaten önemli değil. 17 yaşında aileni parçalamışsın. Seni psikopat."
Ona döndüm. Gözlerimin dolmasına engel olmaya çalıştım.
"B-ben... Ben yapmadım." Dedim zorlukla.
"Yemin ederim..."
"Boş konuşma." Dedi ve beni arabadan içeri itti. O anda silahını kaptım ve ona ateş ettim. İsabetli olmamıştı. Bacağından vurduğum adam kıpırdamamamı bağırıyordu.
Ç.N:
Bu CP Taylor Fulya Swiftioner tarafından yazılmıştır ^_^
Bu CP Taylor Fulya Swiftioner tarafından yazılmıştır ^_^
Geç paylaştığım için kendisinden özür diliyorum T_T Mail kutum o kadar dolu ve karışık ki, bunu bulmak saatlerimi aldı (-_-')
14 Temmuz 2015 Salı
"Voices and Whispers"
Çok
sessiz bir yerdeyken kulaklarına gelen çınlama sesini biliyorsun değil mi? Bazı
insanlar bu sesin insan kulağının düşük frekanstaki sesleri duyamadığı için
uydurduğu bir ses olduğunu söyler.
Ama
bu tamamen yanlış.
O
çınlama tamamen farklı bir şeyi kapatıyor. Eğer yeterince hızlı olursan,
sabredersen ve biraz da şansın varsa, o çınlama sesinin ötesini duyabilirsin.
Duyacağın şey birbirine fısıldayan sesler. Kendilerini hemen susturacaklar
ancak biraz daha sabredersen ne dediklerini yakalayıp anlamakta daha iyi
olacaksın. Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek ile ilgili şeyler duyacaksın.
Ancak,
dikkatli olmalısın. Çünkü bedensiz ses diye bir şey yoktur.
Ve
sen onları fark
etmeye basladıgında,
Onlar seni fark
etmeye baslar.
Ç.N:
Hihiihhi.... Ödünüzü koparmak için yeni bir CP :D
8 Temmuz 2015 Çarşamba
"Upstairs"
Küçük bir çocukken 2 katlı kiralık bir evde yaşıyordum. Anne ve babam çalıştığı için okuldan geldiğimde genelde yalnız oluyordum.
Bir akşam üzeri eve geldiğimde ev yine karanlıktı. "Anne?" diye seslendim ve üst kattan bir sesin "Eveeeet?" diye cevap verdiğini duydum. Anneme tekrar seslendim ve yine aynı "Eveeeet?" cevabını aldım. Yanına gelmemi istediğini fark edip merdivenleri çıkmaya başladım. 2. kata ulaştığımda ona son bir kez seslendim, ve en uzaktaki odadan "Eveeet?" sesi geldi.
Huzursuz hissettim, yine de annemi görmek için çok istekli olduğumdan odaya doğru yürümeye başladım. Ancak tam o anda alt katta dış kapının açılma sesi geldi ve annem elinde bir sürü alışveriş poşedi ile içeri girdi.
Neşeli bir sesle "Tatlım, evde misin?" diye seslendi. Onun sesini duymak beni hemen mutlu etti ve merdivenlerden aşağı inmek üzere arkamı döndüm... Ancak tam dönerken uzaktaki odaya son bir bakış attım. Ben en üst merdivenden izlerken, odanın kapısı yavaşça açıldı. Çok kısa bir an için orda garip bir şey gördüm.
Bana bakan, soluk bir yüz.
Ç.N:
Bunu okurken nedense tüylerim diken diken oldu, normalde olmayan bir şeydir o_O
Vee... Anketin sonuçlarını kontrol etseniz iyi olur :D Eğer "Hayır" cevabı "Evet" cevabından fazla olursa cidden açmayacağım blogu :D
Bir akşam üzeri eve geldiğimde ev yine karanlıktı. "Anne?" diye seslendim ve üst kattan bir sesin "Eveeeet?" diye cevap verdiğini duydum. Anneme tekrar seslendim ve yine aynı "Eveeeet?" cevabını aldım. Yanına gelmemi istediğini fark edip merdivenleri çıkmaya başladım. 2. kata ulaştığımda ona son bir kez seslendim, ve en uzaktaki odadan "Eveeet?" sesi geldi.
Huzursuz hissettim, yine de annemi görmek için çok istekli olduğumdan odaya doğru yürümeye başladım. Ancak tam o anda alt katta dış kapının açılma sesi geldi ve annem elinde bir sürü alışveriş poşedi ile içeri girdi.
Neşeli bir sesle "Tatlım, evde misin?" diye seslendi. Onun sesini duymak beni hemen mutlu etti ve merdivenlerden aşağı inmek üzere arkamı döndüm... Ancak tam dönerken uzaktaki odaya son bir bakış attım. Ben en üst merdivenden izlerken, odanın kapısı yavaşça açıldı. Çok kısa bir an için orda garip bir şey gördüm.
Bana bakan, soluk bir yüz.
Ç.N:
Bunu okurken nedense tüylerim diken diken oldu, normalde olmayan bir şeydir o_O
Vee... Anketin sonuçlarını kontrol etseniz iyi olur :D Eğer "Hayır" cevabı "Evet" cevabından fazla olursa cidden açmayacağım blogu :D
5 Temmuz 2015 Pazar
"The Baby Doll"
Illınois'in kırsal kesimlerinde bir oyuncak şirketi bebek bekleyen anneler için "Gerçekçi" bebekler satmaya başladı. Ama görünüşe bakılırsa anne bebeği satın aldıktan sonra bebek hemen ağlamaya başlıyordu.
"Sallama hareketi" bir süre sonra çalışmamaya başlıyordu, ve bebeği sarsmadan susturamıyordunuz. Sonunda bebek ağlamaya başladığında ebeveyninin ona vurması gerekiyordu, vuruşlar ve darbeler bebeği susturmak için daha da şiddetlenmeye başlıyordu.
Bebeği kalıcı olarak susturmanın tek yolu kafasını duvara vurarak ağlamayı tetikleyen mekanizmayı parçalamaktı. Ancak birden fazla olayda, komşular çocuk istismarını ihbar etmek için polisi aradılar.
Polis olay yerine vardığında yere ve duvarlara sıçramış kanlı bebek kalıntıları buluyordu. Olayların neredeyse tamamında anne polisin neden orda olduğunu anlayamıyor ve bebek şekilli bir cismi kucağında sallarken "Aptal oyuncak bebekten" kurtulduğunu söylüyordu...
Ç.N:
Uzun süredir yoktum sanırım *-*
Sayfa da uzun süredir boş kalmış (-_-') Kusura bakmayın >_<
Bu Cp oldukça huzursuz o_O
Veeee, bir de size danışmak istediğim bir şey var; ayrı bir blog açıp orda komik CP paylaşımları veya bulduğum güzel CP karakteri resimlerini paylaşmak güzel olabilir diye düşünüyordum :3 Ne dersiniz?
"Sallama hareketi" bir süre sonra çalışmamaya başlıyordu, ve bebeği sarsmadan susturamıyordunuz. Sonunda bebek ağlamaya başladığında ebeveyninin ona vurması gerekiyordu, vuruşlar ve darbeler bebeği susturmak için daha da şiddetlenmeye başlıyordu.
Bebeği kalıcı olarak susturmanın tek yolu kafasını duvara vurarak ağlamayı tetikleyen mekanizmayı parçalamaktı. Ancak birden fazla olayda, komşular çocuk istismarını ihbar etmek için polisi aradılar.
Polis olay yerine vardığında yere ve duvarlara sıçramış kanlı bebek kalıntıları buluyordu. Olayların neredeyse tamamında anne polisin neden orda olduğunu anlayamıyor ve bebek şekilli bir cismi kucağında sallarken "Aptal oyuncak bebekten" kurtulduğunu söylüyordu...
Ç.N:
Uzun süredir yoktum sanırım *-*
Sayfa da uzun süredir boş kalmış (-_-') Kusura bakmayın >_<
Bu Cp oldukça huzursuz o_O
Veeee, bir de size danışmak istediğim bir şey var; ayrı bir blog açıp orda komik CP paylaşımları veya bulduğum güzel CP karakteri resimlerini paylaşmak güzel olabilir diye düşünüyordum :3 Ne dersiniz?
8 Mayıs 2015 Cuma
Coming for you
Uzun zamandır sağlıklı bir uyku uyuyamadım.Ama bu gece uyuyacaktım.Kuzenim bir haftadır bizde kalıyor ve her gece sabaha kadar oturuyorduk.Günde en fazla dört ya da beş saat uyuyabiliyordum.Gözlerim sızlıyıyor ve başım ağrıyordu.Dayanamıyordum.Bu gece sonunda kuzenime uyuyacağımı söyledim.Ama o gene beni ikna etti.Sadece bir film izledikten sonra ikimizde uyuyacaktık.
Tahmin ettiğim gibi korku filmiydi.Ve lanet hava kötü olacağı tutmuştu.Bu benim için çok sinir bozucu bir durumdu.Ben zaten korkak bir insandım.Bir de bu korkunç atmosfer ile birleşince yaşamam bile bir mucizeydi.Kuzenim herşeyi hazılamıştı.Yiyecekleri ve filmi hazılamıştı.Yatağa geçip izlemeye başladık.Gerçi ben filmin büyük bir kısmında gözlerimi kapadım.Sonunda film bitmişti.Ve benim için asıl zor olan bölüm geliyordu.
Kuzenim yemekleri alıp mutfağa gitti.Ben ise yatağıma girdim.Başta hiç bir şey yoktu ama bir anda tüm filmi beynimin içinde tekrar izlemiş gibi oldum.Korku tüm bedenimi sardı.Gözlerim deli gibi odayı tarıyordu.Artık yorganın altına girmeliydim.
Kaç saattir burdayım bilmiyorum.Havasızlıktan öleceğim.Çok sıcak olmaya başladı.Nefes almak için küçük bir yer açsam iyi olur diye düşünüyorum.Parmağımın ucu ile yorganı açıyorum biraz nefes alıyorum korkarakta olsa bakmak için gözümü deliğe getiriyorum.
Gördüğüm şey karşısında donup kalıyorum.Nefesim kesiliyor.Terliyorum ama sıcaktan değil korkudan.Gerçek olması mümkün değil bir rüya olmalı.İnanmıyorum.
Bir şey bana bakıyor.Çok yakın aramızda çok mesafe yok.İğrenç ve buz gibi nefesini hissediyorum.Ona bakarken haraket edemiyorum.Sadece bakıyorum.Çünkü ne yapacağımı bilmiyorum.Her an saldırabilir.
En sonunda gözlerimin sızlamasına dayanamayıp gözlerimi aniden sımsıkı kapıyorum ve kurtulmak için dua ediyorum.Bir kez bakmak için gözlerimi açıyorum sandalyemde oturuyordu.Ne zaman onu kontrol etmek için baksam orda oturuyordu.Gitmiyordu.
Sonunda güneş ışıkları odaya giriyor.Gündüz oldu artık güvendeyim.Bana hiç bir şey zarar veremez diyorum.Gözlerimi açıyorum.O hayla benim sandalyem de oturuyodu.Önce ifadesizce boş boş önüne bakıyordu.Sonra beni farkedip bana doğru döndü.Gülümsemeye başladı.Gözleri..Gözleri çok korkunçtu gecenin karanlığından bile daha koyuydu.Yüzünde başka bir şey de yoktu.Ama nedense bana gülümsediğini hissediyordum.Korkuyordum.
Kafasını önüne çevirdi.Sanırım gidiyordu,kurtuluyordum.
Bir saniye.Bir kez daha bana döndü.Gözleri kıpkırmızıydı.Üstüme doğru atıldı.
Bir şeyi anlamam gerekliydi.Beni almadan gitmeyecekti ve benim için geliyordu.
ÇN:Evet uzuuuuuunnnn bir aradan sonra geldim bazı işleri sorunlar filan vardı.Ve yokluğumda kimse dwade nerde dememiş -.- neyse geldim işte önümüzde ki hafta sınav haftam o da bitsin çevirilere başlarım.
Yanlışlar olabilir kusura bakmayın :3
Tahmin ettiğim gibi korku filmiydi.Ve lanet hava kötü olacağı tutmuştu.Bu benim için çok sinir bozucu bir durumdu.Ben zaten korkak bir insandım.Bir de bu korkunç atmosfer ile birleşince yaşamam bile bir mucizeydi.Kuzenim herşeyi hazılamıştı.Yiyecekleri ve filmi hazılamıştı.Yatağa geçip izlemeye başladık.Gerçi ben filmin büyük bir kısmında gözlerimi kapadım.Sonunda film bitmişti.Ve benim için asıl zor olan bölüm geliyordu.
Kuzenim yemekleri alıp mutfağa gitti.Ben ise yatağıma girdim.Başta hiç bir şey yoktu ama bir anda tüm filmi beynimin içinde tekrar izlemiş gibi oldum.Korku tüm bedenimi sardı.Gözlerim deli gibi odayı tarıyordu.Artık yorganın altına girmeliydim.
Kaç saattir burdayım bilmiyorum.Havasızlıktan öleceğim.Çok sıcak olmaya başladı.Nefes almak için küçük bir yer açsam iyi olur diye düşünüyorum.Parmağımın ucu ile yorganı açıyorum biraz nefes alıyorum korkarakta olsa bakmak için gözümü deliğe getiriyorum.
Gördüğüm şey karşısında donup kalıyorum.Nefesim kesiliyor.Terliyorum ama sıcaktan değil korkudan.Gerçek olması mümkün değil bir rüya olmalı.İnanmıyorum.
Bir şey bana bakıyor.Çok yakın aramızda çok mesafe yok.İğrenç ve buz gibi nefesini hissediyorum.Ona bakarken haraket edemiyorum.Sadece bakıyorum.Çünkü ne yapacağımı bilmiyorum.Her an saldırabilir.
En sonunda gözlerimin sızlamasına dayanamayıp gözlerimi aniden sımsıkı kapıyorum ve kurtulmak için dua ediyorum.Bir kez bakmak için gözlerimi açıyorum sandalyemde oturuyordu.Ne zaman onu kontrol etmek için baksam orda oturuyordu.Gitmiyordu.
Sonunda güneş ışıkları odaya giriyor.Gündüz oldu artık güvendeyim.Bana hiç bir şey zarar veremez diyorum.Gözlerimi açıyorum.O hayla benim sandalyem de oturuyodu.Önce ifadesizce boş boş önüne bakıyordu.Sonra beni farkedip bana doğru döndü.Gülümsemeye başladı.Gözleri..Gözleri çok korkunçtu gecenin karanlığından bile daha koyuydu.Yüzünde başka bir şey de yoktu.Ama nedense bana gülümsediğini hissediyordum.Korkuyordum.
Kafasını önüne çevirdi.Sanırım gidiyordu,kurtuluyordum.
Bir saniye.Bir kez daha bana döndü.Gözleri kıpkırmızıydı.Üstüme doğru atıldı.
Bir şeyi anlamam gerekliydi.Beni almadan gitmeyecekti ve benim için geliyordu.
ÇN:Evet uzuuuuuunnnn bir aradan sonra geldim bazı işleri sorunlar filan vardı.Ve yokluğumda kimse dwade nerde dememiş -.- neyse geldim işte önümüzde ki hafta sınav haftam o da bitsin çevirilere başlarım.
Yanlışlar olabilir kusura bakmayın :3
19 Nisan 2015 Pazar
" I Sat On the Bus "
Otobüste oturuyorum, okul yolundayım.
Müzik dinliyorum; diğer öğrenciler umrumda değil.
Duraklardan birinde zihnim gerçekliğe döndü.
Küçük eve doğru baktım. Tommy'nin evi, diye düşündüm.
Perdelerin arasından bir el çıktı ve otobüs şöförüne devam etmesi için el salladı.
Duruma fazla da dikkat etmeyerek 'Hasta olmalı' diye düşündüm.
Bir gün geçti.
Okuldan sonra yerel haberleri yayınlayan kanalı izledim, ve duyduğum şey donup kalmama neden oldu.
Tommy'nin tüm ailesi tam da o gün bilinmeyen bir şüpheli tarafından öldürülmüştü.
Bu haberleri duyduktan sonra odama çıktım ve sessizce uykuya daldım.
Ertesi gün, otobüste oturuyordum.
Tommy'nin evine doğru yaklaştık, ve Tommy'nin ailesinin kaderinden habersiz olan otobüs şöförü evin önünde durdu.
Tam da ayağa kalkıp olanları açıklamak üzereyken, bir şey gözüme takıldı.
Soluk bir el perdelerin arasından çıktı ve otobüs şöförüne devam etmesi için el salladı.
Otobüste oturdum, dehşete düşmüş bir şekilde.
Ç.N:
Paylaşımlar oldukça azaldı farkındayım ama bunları telafi edeceğim :/
Ve, um... fark ettim ki sayfamda çok ilginç insanlar var *-*
Okuldan eve gelip kaldığım 7-8 ders için dertlenirken Blogumu kontrol ediyorum ve insanların gösterdiği ilgiyi görüyorum, moralim yerine geliyor. Yani size gerçekten çok şey borçluyum ^^
Hepinize teşekkürler hepinizi çok seviyorum >o<
Müzik dinliyorum; diğer öğrenciler umrumda değil.
Duraklardan birinde zihnim gerçekliğe döndü.
Küçük eve doğru baktım. Tommy'nin evi, diye düşündüm.
Perdelerin arasından bir el çıktı ve otobüs şöförüne devam etmesi için el salladı.
Duruma fazla da dikkat etmeyerek 'Hasta olmalı' diye düşündüm.
Bir gün geçti.
Okuldan sonra yerel haberleri yayınlayan kanalı izledim, ve duyduğum şey donup kalmama neden oldu.
Tommy'nin tüm ailesi tam da o gün bilinmeyen bir şüpheli tarafından öldürülmüştü.
Bu haberleri duyduktan sonra odama çıktım ve sessizce uykuya daldım.
Tommy'nin evine doğru yaklaştık, ve Tommy'nin ailesinin kaderinden habersiz olan otobüs şöförü evin önünde durdu.
Tam da ayağa kalkıp olanları açıklamak üzereyken, bir şey gözüme takıldı.
Soluk bir el perdelerin arasından çıktı ve otobüs şöförüne devam etmesi için el salladı.
Otobüste oturdum, dehşete düşmüş bir şekilde.
Ç.N:
Paylaşımlar oldukça azaldı farkındayım ama bunları telafi edeceğim :/
Ve, um... fark ettim ki sayfamda çok ilginç insanlar var *-*
Okuldan eve gelip kaldığım 7-8 ders için dertlenirken Blogumu kontrol ediyorum ve insanların gösterdiği ilgiyi görüyorum, moralim yerine geliyor. Yani size gerçekten çok şey borçluyum ^^
Hepinize teşekkürler hepinizi çok seviyorum >o<
6 Nisan 2015 Pazartesi
" Lavender Town Syndrome "
Lavanta şehri sendromu ( Lavanta şehri tonu veya Lavanta Şehri İntiharları olarak da bilinir) Pokemon Red ve Green'in 27 Şubat 1996'da Japonya'da piyasaya sürülmesinden sonra yaşları 7-12 arasında değişen çocukların intihar ve hastalıkta zirveye ulaştığı zamanlardı.
Söylentilerin dediğine göre bu intihar ve hastalıklar çocuklar oyundaki Lavanta Şehri bölümüne geldikten sonra başlamıştır. Bu bölümün freansı aşırı derecede yüksekti, ve çalışmaların gösterdiğine göre bu frekansları kulakları hassas olduğu için sadece çocuklar ve gençler duyabiliyordu.
Lavanta tonu yüzünden yaklaşık 200 çocuk sözde intihar etti, ve geri kalan bir çoğu hastalık ve rahatsızlıklar yaşadı. İntihar eden çocukların geneli kendini asarak ya da yüksek bir yerden atlayarak yaşamlarına son verdiler. Hala mantık sahibi olan bir kaçı Lavanta Şehri'nin müziğini dinledikten sonra baş ağrıları çektiklerini söyledi.
Artık Lavanta Şehri'nin müziği daha farklı duyulsa da, oluşan büyük karmaşa Pokemon oyununun piyasa ilk çıktığı tarihte başlamıştı. Lavanta Tonu olayından sonra programcılar Lavanta Şehri'nin müziğini daha düşük bir frekansa indirerek düzelttiler, böylece çocuklar etkilenmeyecekti.
2010 yılında "Özel bir yazılım" kullanan programla Lavanta Şehri'nin müziği analiz edildi. Müzik oynandığında program müziğin sonlarına doğru bilinmeyen karakterler yarattı. Bu bir tartışmaya neden oldu, çünkü bilinmeyen karakterler 2. üretimde çıkmıştı (2. Üretim 1999 tarihinde piyasaya sürüldü) Bilinmeyen karakterleri çevirince böyle bir yazı çıktı "BURAYI TERK ET"
Lavanta Şehri'nin Beta sürümü de mevcut, bu da beta sürümünden Lavanta Şehri:
https://www.youtube.com/watch?v=joMrLP5L_vU
Ç.N:
Bu CP'de gerçeklik payı var bu arada o_O
İntiharlar konusunda emin değilim ama gençler ve çocuklar yetişkinlerin duyamadığı frekansta sesleri duyabilirler, Lavanta Şehri'nin müziğinde de o frekans aralığında sesler vardı bu yüzden çocuklarda odak problemi, mide bulantısı,baş ağrısı ve bazılarında burun kanaması görüldü. Ve bu Pokemon oyunları hakkında daha pek çok söylenti var, onları da çevireceğim *-*
Söylentilerin dediğine göre bu intihar ve hastalıklar çocuklar oyundaki Lavanta Şehri bölümüne geldikten sonra başlamıştır. Bu bölümün freansı aşırı derecede yüksekti, ve çalışmaların gösterdiğine göre bu frekansları kulakları hassas olduğu için sadece çocuklar ve gençler duyabiliyordu.
Lavanta tonu yüzünden yaklaşık 200 çocuk sözde intihar etti, ve geri kalan bir çoğu hastalık ve rahatsızlıklar yaşadı. İntihar eden çocukların geneli kendini asarak ya da yüksek bir yerden atlayarak yaşamlarına son verdiler. Hala mantık sahibi olan bir kaçı Lavanta Şehri'nin müziğini dinledikten sonra baş ağrıları çektiklerini söyledi.
Artık Lavanta Şehri'nin müziği daha farklı duyulsa da, oluşan büyük karmaşa Pokemon oyununun piyasa ilk çıktığı tarihte başlamıştı. Lavanta Tonu olayından sonra programcılar Lavanta Şehri'nin müziğini daha düşük bir frekansa indirerek düzelttiler, böylece çocuklar etkilenmeyecekti.
2010 yılında "Özel bir yazılım" kullanan programla Lavanta Şehri'nin müziği analiz edildi. Müzik oynandığında program müziğin sonlarına doğru bilinmeyen karakterler yarattı. Bu bir tartışmaya neden oldu, çünkü bilinmeyen karakterler 2. üretimde çıkmıştı (2. Üretim 1999 tarihinde piyasaya sürüldü) Bilinmeyen karakterleri çevirince böyle bir yazı çıktı "BURAYI TERK ET"
Lavanta Şehri'nin Beta sürümü de mevcut, bu da beta sürümünden Lavanta Şehri:
https://www.youtube.com/watch?v=joMrLP5L_vU
Ç.N:
Bu CP'de gerçeklik payı var bu arada o_O
İntiharlar konusunda emin değilim ama gençler ve çocuklar yetişkinlerin duyamadığı frekansta sesleri duyabilirler, Lavanta Şehri'nin müziğinde de o frekans aralığında sesler vardı bu yüzden çocuklarda odak problemi, mide bulantısı,baş ağrısı ve bazılarında burun kanaması görüldü. Ve bu Pokemon oyunları hakkında daha pek çok söylenti var, onları da çevireceğim *-*
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



