7 Eylül 2017 Perşembe

Satellite Images

Bir arkadaşım bana Google Haritalar'ın nasıl kullanıldığını gösterdi. Eminim ki siz de Google Haritalar'ı görmüşsünüzdür. Uygulama, sizin uydu görüntülerini kullanarak dünyanın etrafındaki farklı yerlere bakmanızı sağlıyor.
Bir kaç yıl önce, bir kaza atlattım. O kazadan beri evden dışarı pek sık çıkmıyorum. Bu zordu, ve bir arabayı görmenin düşüncesi bile sersemlemiş gibi hissetmeme yetiyor. Tüm dünyayı neredeyse oradaymış gibi görebilme konusunda büyülenmiştim. Sanal gerçeklikte sokaklarda yürüyebilirdim ve bu neredeyse gerçekmiş gibi hissettirebilirdi.
Anında bağımlısı oldum. Bana dünya üzerinde gerçek bir göz verdi. Neredeyse her büyük şehire gidebilirdim, ve gittim de. Çin'in, Almanya'nın, Japonya'nın, İngiltere'nin sokaklarını gördüm... Çok fazla yer gördüm. Hatta Dracula'nın Şatosu, Büyük Set Resifi gibi turistik yerlere bile gittim.
Favorim ise, büyük şehirlerde rastgele yerlere gitmek ve orada kaç tane hayvan ve insan bulabileceğime bakmaktı. İnsanların yüzleri gizliliklerini koruma amacıyla daima bulanıktı ama yine de onları orada görmek, hayatlarından zevk almalarını görmek, hiçbir şey yokmuş gibi yürümelerini görmek çok eğlendiriciydi.

"İyi bir zevki olmalı," güldüm.

Daha çok yakınlaştırdım ve onun gri ve mor bir omuz askısıyla gri bir çanta taşıdığını fark ettim. Rahat bir şekilde yürüyordu ve bir eli yanındaki duvarı takip ediyordu. Bahse girerim ki, yüzünü görebilseydim, onun gülümsediğini görebilirdim. Biraz üzgün hissetmeye başladım. Ellerimin tekerlekli sandalyemin kollarına düşmesine izin verdim ve ona bir dakika daha baktım. Keşke orada olabilseydim, keşke onunla kaygısızca yürüyebilseydim. Gerçi bu, ben ölene kadar olmazdı. Bu sandalyeye sıkışmıştım.
İç çektim ve Tokyo'yu yakınlaştırmayı bıraktım. Bu akşam bu kadar yeter. Bilgisayarı kapattım ve yatağıma gittim.

                                                                                    —

Erken kalktım ve Paris'in etrafına bakınmaya karar verdim. Paris her zaman eğlenceliydi. Şehirdeki tüm eski, güzel yapıları beğenirdim ve izleyecek çok insan vardı. Rastgele bir alana yakınlaştırdım ve eski tuğla binalar, bir kaç küçük dükkan ve taba renginde eski bir kilise gördüm. İleride bir kavşak vardı ve onlarca insan geçiyordu. Kelleşen bir iş adamı arkadaki yaşlı bir kadına bakarken hızlıca ilerledi, kadının saçı bir eşarpla örtülmüştü ve büyük bir çanta taşıyordu. Çok dar ve siyah bir pantolon giymiş kıvrımlı bir kadın mağazanın penceresine bakıyordu, ve iki kadın köşenin yanında bir grup çocuğu yönetiyordu.

Görüntüyü bir kaç kez daha çevirdim ve tuhaf bir şey gördüm. Bir otobüs durağının oturağında oturan iki kişi. Onlardan birisi, ayağını önüne rahat bir şekilde yerleştirmiş bir kadındı. Benimkiler gibi kırmızı olan bir çift spor ayakkabı giymişti. Siyah pantolonu, beyaz tişörtü ve siyah kapüşonlu ceketi gördüğüm an bir anlığına şaştım kaldım. Kahverengi saçı gevşekçe kafasının arkasından bağlanmıştı. Gri çanta oturağın üstünde, onun yanında duruyordu ve askısı omzunda takılıydı.

"Bu delice," diye düşündüm. "Bu aynı kadın olamaz. Bu farklı bir ülke, hatta farklı bir kıta. Bu nasıl o olabilir?"

Bu saçmaydı. Canlı fotoğraf gibi değillerdi. Ama, bir ara çekilip sonra stoklanmışlardı. O kadın aynı yerde gibi olamazdı. Belki de, sadece bir gezgindir. Hem, onun yüzünü göremeden aynı kişi olduğunu söylemek imkansızdı. Kahverengi saç muhtemelen dünyadaki en yaygın saçtır. Şu kırmızı spor ayakkabılar internetten aldığım bir şeydi, eminim ki milyonlarca insanlar da öyle yapmıştır. Kafamı salladım ve biraz yemek almaya gittim.

Tekrardan çevrimiçi olduğumda, bu sefer Berlin'e bakmaya karar verdim. Sıradan bir şekilde rastgele bir sokak seçtim. Sokak oldukça boş görünüyordu. Sokağı kaplayan tuğla binalar vardı, ama diğer şeylerden çok fabrika var gibi görünüyordu. Ayriyeten boş araziler, uzun çimler ve yığılmış çakıllar da vardı. Pek de görecek bir şey yoktu, aslında. İki Alman bayrağının yükseldiği, motorsikletlerin ve motorların olduğu bir sıra da vardı. Biraz araştırdıktan sonra, bir tane çocuk buldum. Okul için giyinmiş gibi görünüyordu, bir tane ceket çantasının üzerine atılmıştı. Dikkatle cep telefonunu gibi bir şeye bakıyordu. Hayal kırıklığına uğramıştım, çıkmaya başlamıştım, ama sonra köşede bir şey gözüme takıldı. Açıyı değiştirdim ve, oradaydılar. Şu lanet kırmızı spor ayakkabılar.

Yön tabelası gibi bir şeyin yanında, sokağın köşesinde duruyordu. Eli yön tabelasının üzerindeydi ve sokağa doğru bakıyordu, sanki geçmek istermiş gibi. Şok içinde öylece baktım. Nasıl burada da olabilirdi? Seyahat ediyor olsa bile, onu her seferinde bulmam imkansızdı. Onu Paris'te bulmak bir tesadüf olabilirdi, ama bu? Bu çılgıncaydı. Acaba bir şaka falan mıydı? Google uygulamalarını çok kullanan kişilere şaka yapmak mı istemişti? Bu iyi bir şaka olabilirdi...

Hızlıca bir arama yaptım, Waldo gibi sürekli ortaya çıkan kadına dair bir şey aradım. Hiçbir şey yoktu. Google Haritalar'da bulabileceğiniz garip şeyler isimli bir makalelere baktım, ama hiçbiri dünyayı seninle gezen kadınla alakalı bir şey söylememişti. Bu deliceydi. Kendi kendime yaptığım ayrımcılık beni delirtmiş miydi? Çok yalnızlaşmıştım ve kendi kendime bir halüsinasyon mu yaratmıştım?

Berlin'in görüntüsünü ekranımda bırakarak, arkadaşıma bir mesaj gönderdim, ondan konumlara bakmasını isteyerek. Ona aynı kadını görüp görmediğini sordum. Sonra ellerim terlerken, kalbim göğsümde gümbür gümbür atarken bekledim. Telefonum 10 dakika sonra geri dönüş mesajıyla biplediğinde yerimden zıpladım. Gelen mesajı okudum, "Söylediğin kadını Berlin'de gördüm ama Tokyo veya Paris'te göremedim. Bu bir çeşit oyun falan mı? İyi misin?
"
Cevap vermedim, bunun yerine Tokyo ve Paris'teki konumlara tekrar döndüm. İşte buradaydı. O buradaydı, ama bu sefer farklıydı. Artık Paris'te otobüs durağının oturağında oturmuyor, çantasında bir şey arıyor gibi önünde duruyordu. Tokyo'da ise, bloklar ötede, bir calico kedisini sevmek için çömelmişti. Titredim. Bu kadın kimdi? Ne oluyordu?

Haritayı Brüksel'e çevirdim. Başka bir şehir sokağıydı. Eski görünen binalarla, yer seviyesinde olan dükkanlarla sıralıydı, ve yukarıda da apartmanlar olduğunu tahmin ettim. Hızlıca sokakları taradım, açık mavi bir kazağın içinde bir sarışın kadın haricinde hepsi boştu. İkinci bir arama yaptım, burada değildi. Rahatlıkla bir nefes verdim. Bunun hakkında bu kadar uğraştığıma inanamıyordum.

Tesadüften başka bir şe-- Durdum, gözlerim ekrana kilitlenmişti. Yolun çatalının noktasında bulunan bir bina vardı, beyazdı ve ikinci katından çıkan siyah demir bir balkonu vardı. Kaldırımlara bakarken görmemiştim ama işte buradaydı, balkonda ayakta duruyordu ve kafası kameranın yönünde çevirilmişti, neredeyse bana mütevazi bir şekilde bakıyordu. Nefesim boğazımda sıkışmıştı.

Sidney'e çevirdim. Bu sefer Carricks Eczanesi'nin girişindeki bir duvara yaslanmıştı. Londra'da ise onu iki katlı bir otobüse binerken kafasını omzunun üstünden bakmak için çevirildiğini gördüm. O kadın baktığım her yerdeydi. Venedik'te bir köprüde bulunan tuğladan olan bir kaldırımda duruyordu, Zürih'te sarı parmaklıklı bir kaldırımdan yürüyordu, Hong Kong'ta ise, Wing Lung Bank ve McDonald's'ın ortasında çantasındaki askıyı ayarlarken duruyordu. Her fotoğrafta, daha çok yakına geliyordu ve o bulanık yüzüyle direkt olarak bana bakıyordu.

Kalbim dehşete kapılmış küçük bir kuş gibi hissediyordu, göğsümü zorlayarak atıyordu. Nefesimi yakalayamıyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Polisi de arayamazdım. Ekran görüntülerini Google'a göndermeli miydim?

Ellerimi sıkıca yumruk yaptım ve gözlerimi sıkıca kapattım. O kimdi? Beni takip mi ediyordu? Ben mi onu takip ediyordum? Keşke onun yüzündeki ifadeyi görebilseydim, onun bana geri baktığında ne gördüğünü görürdüm. Bu sandalyeden çıkmak ve koşmak istedim. Neden beni en çok özgür hissettiren şey, beni daha da kapana kısılmış hissettiriyordu? Bilmek istiyordum.

Yaşadığım şehrin adını arama butonuna yazdım ve rastgele bir sokakta görüntüyü yakınlaştırdım. Evimden bir kaç mil ötedeydi, şehir parkına giden geçitler burada gece olmasına rağmen gün ışığının berraklığı içindeydi. İşte, o kadın oradaydı. Orada... Oradaydı. Evimden sadece bir kaç mil uzakta, parkın isminin yazılı olduğu demir kemerin altında duruyordu. Direkt olarak kameraya bakıyordu, direkt olarak bana. Kusacakmış gibi hissettim. Yakınımdaydı, beni izliyordu. Benim için geliyordu. Ne istiyordu?

Arama çubuğuna yaşadığım sitenin adını yazdım. Binanın dışını görebiliyordum. Otopark tamamen arabalarla doluydu, ve bir kaç bulanık çocuk parkta oyun oynuyordu. O kadını görebilmek için her yeri aradım. Otoparkta veya kaldırımlarda değildi, binaların arasında saklanmıyor veya parkta dikilmiyordu. Her arabayı tek tek aradım, çalıların arkasına baktım ve tüm bulanık pencereleri inceledim. O burada değildi. Kendi kendimi sardım ve kafamı masanın üzerine bıraktım.
Burası güvenliydi. Apartmanı da terk etmedim gerçi. Google Haritalar'ı bir daha kullanmayacağım. Onu bir daha görmeyeceğim. Umursadığım tek şey olarak parkta kalabilir. Kendi kendime gülümsedim ve bir gözyaşı yüzümden kayınca şaşırdım.

"Güvendeyim," dedim kendime fısıltıyla. Bunu sesli duymak iyi hissettirmişti.
Bunu dediğim gibi, kapım çaldı. Bir soğukluk vücudumdan aşağı doğru ilerledi. Bilgisayarıma bağlı dışarıdaki kapıda kimin olduğunu gösteren bir kameram vardı, bu benim hareket problemlerim için daha kolay oluyordu. Yavaşça dışarıda kimin olduğuna bakmak için kontrole ulaştım, ama elim çılgınca titredi. Kontrole dokunduğum gibi hatamı anladım. En son gördüğüm Google görüntüsü sadece binanın dışını gösteriyordu. Sadece dışarıyı.

Ekrana baktım ve, gri ve mor renkleri barındıran omuz askılı gri bir çanta taşıyan beyaz tişörtlü, siyah pantolonlu ve siyah kapüşon ceketli bir kadın gördüm. Ve tabii ki, şu kırmızı spor ayakkabılar. Direkt kameraya bakıyordu, yüzü tamamen bulanıktı. Çığlığımı bastırmaya çalışırken, o elini kaldırdı ve gürültülü bir şekilde ön kapımı çaldı.



Selamlar, ben yeni çevirmen Soircai. Bu ilk çevirim değil ama ilk creepypasta çevirim, hatalarım oldukça fazla, biliyorum; bunun için hepinizden özür dilerim ama umuyorum ki zamanla bu ortadan kalkacak. Çevirilerimi sevmeniz dileğiyle. 🌟

13 yorum:

  1. Kolay gelsin ve hosgeldin ^_'

    YanıtlayınSil
  2. Of beh! Bence devamı olabilirdi. Hoşgeldin ve çeviri için teşekkürler 😊^^

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim! bence de pasta biraz vasat bitmişti ki ben direkt okumadan çevirdiğim için böyle bir pasta ortaya çıktı sanırım...

      Sil
  3. aşkımbebeğim çok gğzel çevirmişsin seni seviyorum-malisa

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. sanki görmemiş gibi. ben de seni seviyorum teşekkür ederim yuurim<2

      Sil
  4. Voah. Çok güzel bir pastaydı. Çeviri için teşekkürler. Hoşgeldin bu aradaヽ༼ຈل͜ຈ༽ノ

    YanıtlayınSil
  5. ceviri cok guzeldi, hikaye de oyle. hosgeldin 💫

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. çevirimi beğenmen beni çok mutlu etti. hoş buldum!

      Sil
  6. Hoş geldin
    Çeviri çok güzelmiş yeni gördüm üzgünüm

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. hayır, hiç sorun değil, önemli olan beğenmen! hoş buldum.

      Sil
  7. daha okumadım ama cok heycanlıyım bakalım ne olacak

    YanıtlayınSil

Yorum yaparken kaba veya küfürlü bir dil kullanmaktan çekinirseniz sevinirim ^^