22 Ağustos 2015 Cumartesi

"The Mirror"

Küçükken büyükannem ve büyükbabamı ziyaret ettiğimi hatırlıyorum. Yaklaşık her ay bir kez babam bizi şehir dışına çıkarıp güzel İngiliz köyüne götürürdü. Oraya giderken dönüm dönüm tarlaları ve bir sürü ağacı geçerdik, kare şekilli tarlaların yama gibi göründüğünü hatırlıyorum, dünyadan yapılmış-buğday ve çimenden-kareli gömlekler gibiydiler. Büyükanne ve büyükbabam şekilleri ve büyüklükleri farklı yüzlerce odası olan bir malikhanede yaşayan zengin bir çiftti. Erkek kardeşlerim ve ben savaş oyunu oynarken odadan odaya koşar, plastik silahlarımızla masanın altına girer ve hayali canavarları vururduk. Ya da saatlerce süren bir saklambaç oyunu oynardık.

Tek bir oda dışında evdeki tüm odalara giriş iznimiz vardı. O zamanlar büyükanne ve babamın biraz mahremiyet istediğini, ya da orda kardeşimle benim mahvedeceğimiz narin eşyalar olduğunu düşündüm. Sanırım komik bir şekilde haklıydım.

İlk başta masum bir şekilde başladı, bana nazikçe oraya girmememi söylediler. ve ilk 7-8 defa girmedim. 11. doğumgünümün olduğu gün onların evinde küçük bir parti verdim. Ailem herhangi bir yeri kiralamadan parti verebileceğim en büyük yer orasıydı, ve büyükanne ve babamın zenginliğine rağmen ailem beni yetiştirirken yoksuldu. Oturma odasında küçük kek dilimlerinin ve sandviçlerin bulunduğu bir açık büfe vardı. Yedikten sonra saklambaç oynamaya karar verdik, doğumgünüm olduğu için her şekilde o oyunu kazanmak gibi bir niyetim vardı. Ve büyükannem evdeki herkese o odaya girilmeyeceğini açık bir şekilde  söylediklen sonra, nereye saklanacağımı anlamıştım.

Erkek kardeşim kapıya dönüp parmakları arasında hafif aralıklar bırakarak gözlerini kapadı, muhtemelen camdan yansımaları izlemek içindi. 10'dan geriye saymaya başladı ve hepimiz tüm yönlere dağıldık, merdivenlerden yukarı ve koridorlardan aşağı. Kapılar açıldı ve tekrar kapandı. Merdivenlerden yukarı koştum ve kapıları saydım. Soldan 3. oda, bahsettiğim oda. Yavaşça kapı tokmağını çevirdim ve içeri girdim.

Görülmekten kaçınmak için kapıyı kapadım. Oda tamamen karanlık ve tek bir pencereden bile yoksundu. El yordamıyla karanlıkta ışık düğmesini aramaya başladım ama hiç yoktu. Bu beni pek de sıkmadı çünkü karanlığı seviyor olmasam da sadece oyun bitene kadar burda olacağımı biliyordum, bu yüzden sadece kapının yanına oturdum. Kapı içeri doğru açıldığı için biri içeri baksa da beni göremezdi.. Bir kaç dakikadan sonra gözlerim karanlığa alıştı.

Oda neredeyse tamamen boştu; Bütün o olayın sebebini anlamadım, sadece bir kaç dolap ve bir ayna. Ayağa kalktım ve aynaya doğru ilerledim, karanlıkta vücut hatlarımı görebiliyordum, gerçi biraz daha uzun ve zayıf görünüyordum. Uzun bir süre aynaya baktım. Büyükannem veya büyükbabam, ya da arkadaşlarımdan biri odaya gelirse diye saklanmam gerektiğini kendime defalarca kez söyledim, ama yapamadım, bir şey beni aynaya çekiyordu. İlginç derecede rahatlatıcı bir etkisi vardı. Özel bir şey yapmıyordu, dünya üzerinde bulunan her ayna gibi yansımaları gösteriyordu. Ancak karanlıkta bu aynaya bakmanın içime işleyen bir etkisi vardı, ona bakarken daha akıllı hissediyordum.

Kapı açıldı. Büyükbabamdı "Ne halt yediğini sanıyorsun?"

Gözleri kınama dolu ve vahşiydi. Kekeledim. Hızlıca içeri daldı ve kolumu hiçkimsenin sıkmadığı kadar sıkarak beni tuttu ve odadan çıkardı; sonraki yarım saati bana bağırarak geçirdi, öfkeli yüzünü ağlamaktan bulanıklaşmış gözlerimle gördüğümü hatırlıyorum. Neden o odaya girmenin yasak olduğunu hala anlayamamıştım, ama girdiğimde olan buysa, bir daha girmek istemiyordum.

15 yıl sonra büyükannem ve büyükbabam öldü, kendilerini öldürdüler. Aynı yıl içinde. Evden taşınacak kadar büyüdüğüm anda ailemle ilişkimi kestim. Kaba ruhlu, ayrıca bencillerdi. Onların bir parçası olmak istemiyordum. Artık onların himayesi altında değildim ama bir ara anne ve babamın evdeki her şeyi aldığı söylendi bana. Şimdiki güne kadar oraya gitmeme neden olan şey neydi bilmiyorum çünkü orda almak isteyeceğim hiçbir şey yoktu.

Ev tamamen boştu; ailem satabilecekleri her şeyi almış olmalıydı. Boş odalarda gezerek alabileceğim duygusal veya değerli bir şeyler aramaya başladım. Orayı bulana kadar her odayı gezdim. Soldan üçüncü odayı. Kapıyı açtım, dolap alınmıştı ama bu önemli değildi, orda olmamın sebebi dolap değildi.

Ayna hala ordaydı, toza gömülmüştü; belki de bu yüzden yansımamı bozuk göstermişti. Hala hiç pencere yoktu, ama şimdi eskiden pencereleri olduğunu görebiliyordum. Tuğlayla kapatılmışlardı. Ayna yaklaşık 2 metre boyundaydı ve ayakları yoktu, oval şekilliydi. Arabama sokmak biraz sorun olacaktı ama eve götürmek için sabırsızlanıyordum. Evde ilgimi çeken başka bir şey yoktu, her şey alınmıştı, ve şimdiye kadar muhtemelen satılmıştı.

Bir tür mucizenin eseri olarak aynayı arabama sokabilmiştim.

Eve geldiğimde aynayı yatak odama koymaya karar verdim, yatak ucumdaki duvarın oraya. 4 direkli bir yatağım vardı ve sanırım odam genel olarak zarif görünüyordu. Eski bir ayna mükkemmel bir ek olurdu. Ayna kesinlikle eskiydi, Viktoria zamanındandı belki, ama tüm bilgilerime rağmen mağara adamlarının döneminden bile olabilirdi.

Hayatımda 2. kez aynaya baktım, bu kez dağınık bir sakal ve nikotin sarısı olmuş parmaklarımla daha yaşlı görünüyordum. Ayna karizmasından hiçbir şey kaybetmemişti, ancak bu kez kendimi gün ışığında görebiliyordum, neredeyse. Görüntü daha netti ama hala tozunu almamıştım, daha aydınlıktı, yine de aynaya bakan herhangi birinden farkım anlaşılamazdı. Bulanık ve şekilsiz. Sünger bulmak için odadan çıktım.

Döndüğümde odam daha karanlık ve bir şekilde daha küçük göründü. Aynada toz yoktu. Bunu uyku eksikliğime vurup aynaya baktım, yansımam da bana baktı. Bir şeyler yanlış geliyordu, bana bakan kesinlikle benim yansımamdı, ve her hareketimde yansımam da senkronize bir şekilde hareket ediyordu (Her aynanın yapması gerektiği gibi) ama yine de bir şeyler tersti, yansımanın gözlerinde onu canlı yapan bir parlama vardı.

Bir kaç saniye düşündüm, düşünürken boşluğa bakıyordum. Gözlerimin ucuyla onu gördüm, görüş alanımın dışına yakındı ama ne gördüğümü biliyordum. Yansımam hareket etti, kafası yavaşça bana döndü ve gülümsedi, gözleri kocamandı ve gülümsemesi şeytaniydi. Direk ona bakmak için kafamı hızlıca çevirdim, ama hemen normale döndü. Tek görebildiğim dehşete düşmüş kendi yüzümdü.

Kafayı buna takmamaya karar verdim, açık bir şekilde uykuya ihtiyacım vardı, bu yüzden uyudum. O gece rüya görmedim, ama eminim ki uyudum, hiçbir zaman uyanmayacakmışım gibiydi. Uyandım, ama gerçekte, uyanmamış olmayı diliyordum.

Normalde sabah güneşinin yüzüme vurması gerekirken sadece karanlık vardı. Doğruldum ve etrafa baktım, odam daha küçüktü. Dün gece birazcık küçük gelmiş olabilir ama emin olamamıştım. Ama şimdi fark edilir bir şekilde daha küçüktü, duvarlar içeri doğru ilerlemişti. Pencere gitmişti, yerinde tuğlalar vardı. Gece lambam için uzandım ama gitmişti. Tamamen karanlıkta kalmıştım. Çığlık atmak için ağzımı açtım ama fiziksel olarak bir ses çıkaramadım. Ayağa fırlayıp aynaya gittim; gözlerim artık karanlığa alışmıştı. Ayna dışında odamda hiçbir şey yoktu, yatağım da gitmişti. Bir dakikadan kısa bir süre önce içindeydim, ama şimdi yok olmuştu. El yordamıyla ışık düğmesini aradım, yoktu.

Karanlıkta oturdum, aynanın önünde. Aynanın içinde odayı olması gerektiği gibi görebiliyordum; yatak, gece lambası ve pencereler ile. Uyuyan yansımamı yatakta görüyordum. Çığlık atıp bağırdım ve küfür ettim ama etrafım sessizlikle kaplıydı, hiçbir ses çıkaramadım. Yansımam uyandı ve giyindi, ardından aynaya yürüdü. Gözlerimin içine baktı, ve ben de onun gözlerine bakmaya mecbur kaldım. Oda yine ışıkla dolmuştu, ama o gittikten sonra yine karanlığın içindeydim.

Elinde bir tarakla geri döndü ve ışık yine geldi ve de bir tarak, elimde tutuyordum. Gözleri bir kez daha benimkilere baktı, onu taklit etmekten başka bir şey yapamıyordum. Elleri saçına doğru ilerledi, ve benimki de. Karşı koymaya çalıştım ama yapamadım, aslında işin doğrusu, o bana baktığı sürece onu taklit etmekten başka bir şey yapamıyordum. O yüzden olduğum yerde durdum, saçımı taradım, ne kadar çok denesem de başka hiçbir şey yapamıyordum. Odadan çıkmak için arkasını döndü, yatak odamın kapısının kapandığını duydum. Tekrar karanlığa dönmüştüm, işte tam o anda fark ettim, O benim yansımam değildi.

Ben onun yansımasıydım.

Ç.N:
O zaman büyükannesi ve büyükbabası da yansımaydı? Eğer öyleyse o da aslında başından beri yansımaydı? O zaman şimdi ne?  o_O 
Kendi kafamı karıştırdım :D 

13 Ağustos 2015 Perşembe

"The Bad Dream"

"Baba, kötü bir rüya gördüm."

Gözlerini kırpıştırıyorsun ve dirseklerin üzerinde doğruluyorsun. Saatin karanlıkta kırmızı renkte ışıldıyor -saat 03:23

"Yatağa çıkıp bana anlatmak ister misin?"

"Hayır baba."

Durumun garipliği uykunu iyice açıyor ve iyice uyanıyorsun. Odanın karanlığında kızının solgun dış hatlarını zar zor görüyorsun.

"Neden tatlım?"

"Çünkü rüyamda, sana rüyamdan bahsedince, annemin derisini giyen şey ayağa kalktı."

Bir anlığına donup kalıyorsun; gözlerini kızından alamıyorsun.

Arkandaki örtü hareket etmeye başlıyor...

Ç.N:
O şeyle yan yana uyuma düşüncesi ödümü kopartırdı açıkçası o_O
Resimden korkan beni suçlamasın bu arada :D



26 Temmuz 2015 Pazar

"Danny Kills"

"Sonra görüşürüz dostum!" Leroy bana çantamı fırlattı.
"Görüşürüz!" Dedikten sonra Mark'ın ensesine bir şaplak indirip sınıftan dışarı koştum. Okuldan çıkınca da her ihtimale karşı koşmaya devam ettim. Beni yakalayamadığı için kendi kendime güldüm ve birazdan adımlarımı yavaşlattım.

Eve girdiğimde görünürde kimse yoktu. Çantamı odamda yere koydum ve banyoya girdim. Ellerimi yıkadıktan sonra dışarı çıktım. Garipti, hiç ses yoktu. Oysa kız kardeşim Lilly bir dakika bile sessiz duramazdı. O küçük cadının hep konuşacak şeyleri vardı.
"Büyükanne!"
Bağırdım ve mutfağa girdim. Büyükannem genelde yemek yaptığı için orada olurdu. Ama yoktu, evde kimse yoktu.
Şaşkınlıkla bakındıktan sonra kendime yiyecek bir şeyler çıkarttım. Salamı dilimledim ve iki dilim ekmeğin arasına koydum. Fıstık ezmesini de masaya koyduktan sonra sandalyelerden birine oturdum. İçimde kötü bir his vardı, sanki izleniyormuşum gibi.


Yemeğim bittikten sonra odama gidip üstüme rahat bir şeyler geçirdim. Okulda giydiğim kıyafetleri koymak için dolabımı açtım.

Hareket edemedim, olduğum yerde donup kaldım.

Büyükannem ve kardeşim Lilly, parçalanmış şekilde dolabıma konmuşlardı. Kafaları, kolları ve bacakları gövdelerinden ayrılmıştı, derileri ise yanmış gibiydi. Başımın döndüğünü hissettim, sanki ayağımın altındaki yer kayıyordu. Bir süre nefes bile alamadım, öylece kaldım. Biraz kendime gelebildiğimde odadan dışarı çıkmak için fırladım. Kapı yüzüme kapandı ve karşı taraftan kilitlendi. Kapıyı zorladım ama açılmadı. Dehşet içinde arkama döndüm. O anda tavandan gelen sesle irkildim . Avize büyük bir hızla sallanıyordu. Korkuyla kapıyı zorlamaya devam ettim, artık tüm oda sallanıyordu.

"Onların hiçbir suçu yoktu!" Diye bağırdım.
"Neden öldürdün onları!"
Yere çöktüm ve sarsılarak ağlamaya başladım. Annem ve babam ben sekiz yaşımdayken trafik kazasında ölmüşlerdi. Artık tek ailem olan kız kardeşim ve büyükannem de yoktu. Şimdi ne halt edecektim? O, her neyse, beni de öldürmeliydi. Hemen şimdi öldürmeliydi.




"Danny!" Kız kardeşimin tatlı sesini duyuyordum, bana sesleniyordu.
"Danny!"
Gözlerimi kapatıp sıktım. Deliriyor muydum? Yoksa tüm bunlar bir kabus muydu?
"Fıstık ezmesinin kapağını kapatmayı unuttun tatlım." Dedi büyükannem. Cesetleri parçalanmış hâlde dolaptaydı. Peki onları nasıl duyuyordum? Sesleri kafamın içindeydi, aklımı kaçırıyor olmalıydım.
"Danny! Beni duymuyor musun? Danny!"
Lilly şiddetle bağırdı. Ellerimle kulaklarımı kapattım.
"Daniell Button, hemen kız kardeşinin odasına gidiyorsun." Dedi büyükannem.
Çaresizce ağlıyordum, bedenim sarsılıyordu. Yere çökmüştüm ve kalkamıyordum, güçsüzdüm. Zaman geçiyordu, oda artık kapkaranlıktı. Bütün bunların bir kabus olmasını, eğer kabus değilse de ölmeyi diliyordum.
Yerde uzun bir gölge belirdi. Birden gelen cesaretle başımı kaldırdım. İşte oydu, o olduğunu biliyordum. Karanlıktı. Siyah bir iskelet gibiydi. Fazla iri, simsiyah gözleri vardı ve kocaman ağzıyla gülümsüyordu.


Kulaklarım uğulduyor ve beynim kaç diye bağırıyordu, aldırmadan orada durdum ve korkunç suratına baktım.
"Ne istiyorsun?" Diye sordum. Aslında bağırmak istemiştim ama sesim çıkmamıştı.
Gülümsemesini bozmadı.
"İstediğimi aldım." Dedi, sesi ışıksız bir gece kadar ürperticiydi.
"Neden!" Diye bağırdım, sesim yankılandı. Başını eğdi ve güldü.
"Neden!" Diye bağırdım tekrar, başını kaldırmadı ve cevap vermedi. O sırada aşağıdan gelen sesleri duydum.




Henüz ben ne olduğunu anlayamadan kapı kırılarak açıldı. İçeri polisler girdi. Karşımdaki şey ise yok oldu. Polislerin karşısında tek başıma kala kalmıştım.
"Sakın kıpırdama!"
Diye bağırdı biri.
"Kıpırdama! Olduğun yerde kal!"
Şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Onlar... Benim yaptığımı sanıyor olamazlardı, değil mi? Bulunduğum şoktan çıkamadan beni omuzumdan tutup sertçe ayağa kaldırdı.
"Aileni öldürmek ha? Ne istedin bu yaşlı kadından ve küçük kızdan!" Bir polisin attığı tekmeyle yere yığıldım, henüz kalkamadan iki tane polis daha yaklaştı.
"Neden yaptın bunu? Delirdin mi?" Dedi biri. Bir şey söyleyemiyor ve hareket etmiyordum. Sanırım bir çeşit şoktaydım.
"Bakışlarına bak şunun! Kesinlikle aklını kaçırmış." Dedi diğer polis. Sonra beni ayağa kaldırdı.
"Haydi bakalım. Umarım uzun yıllar içerde kalırsın da aklın başına gelir."
Başımı yere eğdim, vücut sıcaklığım git gide artıyor gibiydi. Yine, kulaklarım uğulduyordu. Uzun yıllar orada kalmamı umduğunu söyleyen polis, beni dışarı çekiştirdi. Bazıları içerde kalıp cesetlerle ilgilenirken, diğerleri de beni dışarı çıkartıp polis arabasına yönlendirdi.
"Nereye gidiyorsun?" Diye sordu Lilly, üzgün bir sesle.

"Özür dilerim bebeğim." Dedim, çevremdekilere aldırmadan.
"Sizi koruyamadım. Çok özür dilerim."

"Kiminle konuşuyorsun sen?" Dedi beni arabaya çekiştiren polis memuru.
"Neyse. Zaten önemli değil. 17 yaşında aileni parçalamışsın. Seni psikopat."
Ona döndüm. Gözlerimin dolmasına engel olmaya çalıştım.
"B-ben... Ben yapmadım." Dedim zorlukla.
"Yemin ederim..."
"Boş konuşma." Dedi ve beni arabadan içeri itti. O anda silahını kaptım ve ona ateş ettim. İsabetli olmamıştı. Bacağından vurduğum adam kıpırdamamamı bağırıyordu.

Ç.N:
Bu CP Taylor Fulya Swiftioner tarafından yazılmıştır ^_^
Geç paylaştığım  için kendisinden özür diliyorum T_T Mail kutum o kadar dolu ve karışık ki, bunu bulmak saatlerimi aldı (-_-')

14 Temmuz 2015 Salı

"Voices and Whispers"

Çok sessiz bir yerdeyken kulaklarına gelen çınlama sesini biliyorsun değil mi? Bazı insanlar bu sesin insan kulağının düşük frekanstaki sesleri duyamadığı için uydurduğu bir ses olduğunu söyler.




Ama bu tamamen yanlış.



O çınlama tamamen farklı bir şeyi kapatıyor. Eğer yeterince hızlı olursan, sabredersen ve biraz da şansın varsa, o çınlama sesinin ötesini duyabilirsin. Duyacağın şey birbirine fısıldayan sesler. Kendilerini hemen susturacaklar ancak biraz daha sabredersen ne dediklerini yakalayıp anlamakta daha iyi olacaksın. Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek ile ilgili şeyler duyacaksın.
Ancak, dikkatli olmalısın. Çünkü bedensiz ses diye bir şey yoktur.

Ve sen onları fark etmeye basladıgında,
Onlar seni fark etmeye baslar.



Ç.N:
Hihiihhi.... Ödünüzü koparmak için yeni bir CP :D 

8 Temmuz 2015 Çarşamba

"Upstairs"

Küçük bir çocukken 2 katlı kiralık bir evde yaşıyordum. Anne ve babam çalıştığı için okuldan geldiğimde genelde yalnız oluyordum.

Bir akşam üzeri eve geldiğimde ev yine karanlıktı. "Anne?" diye seslendim ve üst kattan bir sesin "Eveeeet?" diye cevap verdiğini duydum. Anneme tekrar seslendim ve yine aynı "Eveeeet?" cevabını aldım. Yanına gelmemi istediğini fark edip merdivenleri çıkmaya başladım. 2. kata ulaştığımda ona son bir kez seslendim, ve en uzaktaki odadan "Eveeet?" sesi geldi.

Huzursuz hissettim, yine de annemi görmek için çok istekli olduğumdan odaya doğru yürümeye başladım. Ancak tam o anda alt katta dış kapının açılma sesi geldi ve annem elinde bir sürü alışveriş poşedi ile içeri girdi.

Neşeli bir sesle "Tatlım, evde misin?" diye seslendi. Onun sesini duymak beni hemen mutlu etti ve merdivenlerden aşağı inmek üzere arkamı döndüm... Ancak tam dönerken uzaktaki odaya son bir bakış attım. Ben en üst merdivenden izlerken, odanın kapısı yavaşça açıldı. Çok kısa bir an için orda garip bir şey gördüm.

Bana bakan, soluk bir yüz.



Ç.N:
Bunu okurken nedense tüylerim diken diken oldu, normalde olmayan bir şeydir o_O
Vee... Anketin sonuçlarını kontrol etseniz iyi olur :D Eğer "Hayır" cevabı "Evet" cevabından fazla olursa cidden açmayacağım blogu :D 

5 Temmuz 2015 Pazar

"The Baby Doll"

Illınois'in kırsal kesimlerinde bir oyuncak şirketi bebek bekleyen anneler için "Gerçekçi" bebekler satmaya başladı. Ama görünüşe bakılırsa anne bebeği satın aldıktan sonra bebek hemen ağlamaya başlıyordu.

"Sallama hareketi" bir süre sonra çalışmamaya başlıyordu, ve bebeği sarsmadan susturamıyordunuz. Sonunda bebek ağlamaya başladığında ebeveyninin ona vurması gerekiyordu, vuruşlar ve darbeler bebeği susturmak için daha da şiddetlenmeye başlıyordu.

Bebeği kalıcı olarak susturmanın tek yolu kafasını duvara vurarak ağlamayı tetikleyen mekanizmayı parçalamaktı. Ancak birden fazla olayda, komşular çocuk istismarını ihbar etmek için polisi aradılar.

Polis olay yerine vardığında yere ve duvarlara sıçramış kanlı bebek kalıntıları buluyordu. Olayların neredeyse tamamında anne polisin neden orda olduğunu anlayamıyor ve bebek şekilli bir cismi kucağında sallarken "Aptal oyuncak bebekten" kurtulduğunu söylüyordu...



Ç.N:
Uzun süredir yoktum sanırım *-*
Sayfa da uzun süredir boş kalmış (-_-') Kusura bakmayın >_<

Bu Cp oldukça huzursuz o_O

Veeee, bir de size danışmak istediğim bir şey var; ayrı bir blog açıp orda komik CP paylaşımları veya bulduğum güzel CP karakteri resimlerini paylaşmak güzel olabilir diye düşünüyordum :3 Ne dersiniz?

8 Mayıs 2015 Cuma

Coming for you

Uzun zamandır sağlıklı bir uyku uyuyamadım.Ama bu gece uyuyacaktım.Kuzenim bir haftadır bizde kalıyor ve her gece sabaha kadar oturuyorduk.Günde en fazla dört ya da beş saat uyuyabiliyordum.Gözlerim sızlıyıyor ve başım ağrıyordu.Dayanamıyordum.Bu gece sonunda kuzenime uyuyacağımı söyledim.Ama o gene beni ikna etti.Sadece bir film izledikten sonra ikimizde uyuyacaktık.

Tahmin ettiğim gibi korku filmiydi.Ve lanet hava kötü olacağı tutmuştu.Bu benim için çok sinir bozucu bir durumdu.Ben zaten korkak bir insandım.Bir de bu korkunç atmosfer ile birleşince yaşamam bile bir mucizeydi.Kuzenim herşeyi hazılamıştı.Yiyecekleri ve filmi hazılamıştı.Yatağa geçip izlemeye başladık.Gerçi ben filmin büyük bir kısmında gözlerimi kapadım.Sonunda film bitmişti.Ve benim için asıl zor olan bölüm geliyordu.

Kuzenim yemekleri alıp mutfağa gitti.Ben ise yatağıma girdim.Başta hiç bir şey yoktu ama bir anda tüm filmi beynimin içinde tekrar izlemiş gibi oldum.Korku tüm bedenimi sardı.Gözlerim deli gibi odayı tarıyordu.Artık yorganın altına girmeliydim.

Kaç saattir burdayım bilmiyorum.Havasızlıktan öleceğim.Çok sıcak olmaya başladı.Nefes almak için küçük bir yer açsam iyi olur diye düşünüyorum.Parmağımın ucu ile yorganı açıyorum biraz nefes alıyorum korkarakta olsa bakmak için gözümü deliğe getiriyorum.

Gördüğüm şey karşısında donup kalıyorum.Nefesim kesiliyor.Terliyorum ama sıcaktan değil korkudan.Gerçek olması mümkün değil bir rüya olmalı.İnanmıyorum.

Bir şey bana bakıyor.Çok yakın aramızda çok mesafe yok.İğrenç ve buz gibi nefesini hissediyorum.Ona bakarken haraket edemiyorum.Sadece bakıyorum.Çünkü ne yapacağımı bilmiyorum.Her an saldırabilir.
En sonunda gözlerimin sızlamasına dayanamayıp gözlerimi aniden sımsıkı kapıyorum ve kurtulmak için dua ediyorum.Bir kez bakmak için gözlerimi açıyorum sandalyemde oturuyordu.Ne zaman onu kontrol etmek için baksam orda oturuyordu.Gitmiyordu.

Sonunda güneş ışıkları odaya giriyor.Gündüz oldu artık güvendeyim.Bana hiç bir şey zarar veremez diyorum.Gözlerimi açıyorum.O hayla benim sandalyem de oturuyodu.Önce ifadesizce boş boş önüne bakıyordu.Sonra beni farkedip bana doğru döndü.Gülümsemeye başladı.Gözleri..Gözleri çok korkunçtu gecenin karanlığından bile daha koyuydu.Yüzünde başka bir şey de yoktu.Ama nedense bana gülümsediğini hissediyordum.Korkuyordum.

Kafasını  önüne çevirdi.Sanırım gidiyordu,kurtuluyordum.

Bir saniye.Bir kez daha bana döndü.Gözleri kıpkırmızıydı.Üstüme doğru atıldı.

Bir şeyi anlamam gerekliydi.Beni almadan gitmeyecekti ve benim için geliyordu.


ÇN:Evet uzuuuuuunnnn bir aradan sonra geldim bazı işleri sorunlar filan vardı.Ve yokluğumda kimse dwade nerde dememiş -.- neyse geldim işte önümüzde ki hafta sınav haftam o da bitsin çevirilere başlarım.
Yanlışlar olabilir kusura bakmayın :3 


19 Nisan 2015 Pazar

" I Sat On the Bus "

Otobüste oturuyorum, okul yolundayım.

Müzik dinliyorum; diğer öğrenciler umrumda değil.

Duraklardan birinde zihnim gerçekliğe döndü.

Küçük eve doğru baktım. Tommy'nin evi, diye düşündüm.

Perdelerin arasından bir el çıktı ve otobüs şöförüne devam etmesi için el salladı.

Duruma fazla da dikkat etmeyerek 'Hasta olmalı' diye düşündüm.

Bir gün geçti.

Okuldan sonra yerel haberleri yayınlayan kanalı izledim, ve duyduğum şey donup kalmama neden oldu.

Tommy'nin tüm ailesi tam da o gün bilinmeyen bir şüpheli tarafından öldürülmüştü.

Bu haberleri duyduktan sonra odama çıktım ve sessizce uykuya daldım.

                                                                                               

Ertesi gün, otobüste oturuyordum.

Tommy'nin evine doğru yaklaştık,  ve Tommy'nin ailesinin kaderinden habersiz olan otobüs şöförü evin önünde durdu.

Tam da ayağa kalkıp olanları açıklamak üzereyken, bir şey gözüme takıldı.

Soluk bir el perdelerin arasından çıktı ve otobüs şöförüne devam etmesi için el salladı.

Otobüste oturdum, dehşete düşmüş bir şekilde.

Ç.N:
Paylaşımlar oldukça azaldı farkındayım ama bunları telafi edeceğim :/
Ve, um... fark ettim ki sayfamda çok ilginç insanlar var *-*
Okuldan eve gelip kaldığım 7-8 ders için dertlenirken Blogumu kontrol ediyorum ve insanların gösterdiği ilgiyi görüyorum, moralim yerine geliyor. Yani size gerçekten çok şey borçluyum ^^ 

Hepinize teşekkürler hepinizi çok seviyorum >o<