11 Temmuz 2018 Çarşamba

Deadly Trick-or-Treating Part-I

Cadılar Bayramı,1999
   1999 yılında bir Cadılar Bayramı gecesiydi. 10 yaşındaydım ve 5. sınıfa gidiyordum. New Hampshire denilen bir kasabada yaşıyordum. Bu hikayede Alison,Emma ve Meredith olarak bahsedeceğim 3 yakın arkadaşım vardı. Cadılar Bayramı gecesinde hepimiz benim evime toplandık ve sonra mahallede kapı kapı dolaşıp şeker toplama macerası için yola koyulduk. Amacımız bir sürü eve gidip toplayabildiğimiz kadar çok şeker toplamaktı. Bu yıl ailelerimiz kendi başımıza dışarı çıkmamıza izin vermişti. Bu, dört kızın Cadılar Bayramı macerasıydı.
    Her şey iyi gidiyordu. Çok fazla şeker toplamıştık, ve bizler gayet eğleniyorduk. Dördümüz saatin bir hayli geç olduğunu farkediyorduk ve şeker toplayanların çoğunluğu bu noktaya kadar çoktan eve gitmişti. Cadılar Bayramı bu yıl pazar gününe denk gelmişti, yani hepimizin ertesi gün okula hazır olmak için eve gidip uyuması gerekiyordu. Evimize doğru gitmeye başladık,hepimizin evi birbirine çok yakındı. Karanlık bir sokakta yürürken,ağacın arkasından çıkan birini gördük. Epey uzundu ve Çığlık filminden  hayalet surat kostümü giyiyordu. Bizi korkutmaya çalışan küçük bir çocuk olduğunu zannettik. Onu başımızdan savdık ve yolumuza devam ettik. Arkama göz attım ve ağacın arkasında gördüğümüz aynı adamı farkettim. Bizi takip ediyordu. Arkadaşlarıma bu ürpertici adamın peşimizde olduğunu fısıldadım ve kurtulmak için onları daha hızlı yürümeyi denemeye zorladım. Grubumuzun belalı ve cesur kızı olan Emma geriye dönüp bu esrarengiz adamla yüzleşmeye karar verdi. Ona tuhaf insan diye seslendi ve ne halt ettiğini sordu. Adam, pelerinin altından bir şey çıkardı. Onun küçük bir çakı olduğunu farkettim. Aniden bize doğru koşmaya başladı. Dördümüz de bu deli insandan cehennem gibi kaçmaya başladık. Ciddi bir şekilde korku filmindeymişiz gibi hissettiriyordu.
   Arkamıza bir saniye dahi bakmadan bacaklarımızın bizi taşıyacağı kadar hızlı koşmaya devam ettik. Nihayetinde onu kaybettik. Soluklanmak için oturduk ve bu tuhaf şeyden daha hızlı koşarak kurtulduğumuz için memnunduk. Sonra,bir şey farkettim. Şu an yalnızca 3 kişiydik. Ben, Alison, ve Meredith vardı ama Emma görünürde yoktu. Belki de,Emma bizden farklı bir yöne kaçtı diye düşünmüştük. Zihinlerimiz, bu tuhaf şeyin arkadaşımızı ele geçirip ona kötü bir şey yaptığı en kötü durum senaryosuna atlamamaya çalıştı. Tam o sırada bize doğru topallayan birini gördük. Bu Emma'ydı. Sağ bacağının kanadığını farkettik. Bize,adamın onu enselediğini ve ağaçların arkasına götürdüğünü söyledi. Emma'nın bacağını bıçaklamıştı ama Emma onun yüzüne yumruk atarak ondan kaçmıştı. Dediğim gibi Emma grubun belalı kızıydı ve o, onunla uğraşabilecek biri değildi.
    Sonra,bir şey oldu. Emma o tuhaf,bıçaklı adamla,nasıl mücadele ettiğini anlatırken yere çöktü. Sırtında açık bir bıçak yarası olduğunu sonra farkettik. Anlaşılan, Emma onunla mücadele etmeye çalışırken,adam onu bıçaklamış olmalıydı. Emma baygındı ve önümüzde öldüğünü sandık. Ön sundurma ışıkları açık olan en yakın eve koştuk. Telaş içinde kapı zilini çaldık ve yaşça büyük bir adam çıktı. Ona bir arkadaşımızın yaralandığını ve ambulansa ihtiyacı olduğunu söyledik. Karısına polisi aramasını söylerken adam bizimle geldi. Adam Emma'yı eve taşımamıza yardım etti ve hepimiz ambulansın gelmesini bekledik. 5 dakika içinde ambulans geldi ve Emma'yı hastaneye götürdü. Aynı zamanda polis de çıkageldi. Memurlardan biri Alison,Meredith ve bana,arkadaşımıza ne olduğunu sordu. Hayalet surat kostümlü bir adamın bizi takip etmeye başladığını,sonra da bir bıçakla bizi peşimizden kovaladığını anlattık. Emma'nın ondan uzaklaşmak için mücadele ederken bıçaklandığını da söyledik. Memur ifademizi aldı. Çok geçmeden ailelerimiz olay yerine geldi. Birkaç saatliğine gitmiş olmamıza rağmen çok endişeliydiler. Yatma vaktimiz de iyice geçmişti. Hepimiz eve gittik ve Emma'nın iyi olması için dua ettik.
   Yani...Bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber,Emma sağ kurtuldu. Kısa bir süre hastanede kalmak zorundaydı ama nihayetinde tam bir iyileşme gösterdi. Emma ve ailesi, çoğunlukla tek çocuğunun Cadılar Bayramı gecesinde çok güvenli olduğu düşünülen bir kasabada neredeyse öldürüldüğü ve neredeyse hiç şiddet suçları gerçekleşmediği gerçeğinden dolayı yıl sonuna doğru uzaklaştılar. Emma olay hakkında dışardan belalı ve cesur görünse de, içinden çok korkmuş ve sarsılmıştı. Kötü haber ise şu ki polis bizi kovalayan deli adamı bulamadı ve neredeyse arkadaşımızı öldürüyordu. Onlara ifademizi verdikten sonra sorumlu olan adamın izini sürmek için bir soruşturma yürüttüler. Bununla beraber, kimseyi suçlamak için yeterli kanıt yoktu. Polis, kasabamızdaki insanlara geceleri geç saatte  sokaklarda yürüyüş yaparken tedbirli olmalarını tavsiye etti.

  Ç.N.:Tüm makarna severlere selam olsun!! Ben yeni yazarınız Varoş Hanım. Elimden geldiğince sık bir şekilde makarna çevirmeye çalışacağım. İstek çeviriniz olursa da bakarım. Yeni çeviriler gelene dek kendinize iyi bakın.<3

24 Nisan 2018 Salı

CORRECT CLASSROOM BEHAVIOR

 Büyüme çağlarımdayken her zaman okuyabileceğim çok kitabım olurdu.Şimdi anlatıyorum:Ben ve ailem eskiden okul olarak kullanılmış ve sonradan yerini ev olmaya bırakmış dökük bir binada yaşardık.O yüzden eski evimin daima iğrenç ve tüyler ürpertici bir havası vardı.İki sınıfı ve biri aşağıya inen diğeri ise yukarı çıkmaya yarayan iki merdiveni vardı.Yukarı kat ilkokul katıydı ama su alıyordu ve dayanılmazdı bu yüzden en alt kat sonradan ilkokul kısmı olmuştu.Fakat yapılan yenilikler her iki tarafı da bir ev olmaya uygun hale getirmişti.Muhtemelen birçok çocuk bu yüzden gelmek istemedi.Tek çocuk olmak,nedenini tahmin ettiğiniz üzere,biraz sıkıcıydı.Benim gibi tek çocuk olanlar (kardeşi olmayanlar)muhakkak anlatmak istediğim şeyi bariz bir şekilde anlayacaklardır.Aslında dışarı çıkıp oynayabilir,arkadaş edinebilirdim lakin bu konuda pek iyi sayılmam; insanlarla konuşmak konusunda.Yani,ebeveynlerim kitapları zamanımı öldürmem için iyi bir fikir olarak görmüşlerdi. Bana bir ton şimdiki çocukluk kitaplarımı aldıkları zaman sadece 6 yaşındaydım.Tüm kitapçıların alt raflarında gördüğünüz ucuz,kağıt kapaklı hikaye kitaplarıydı aldıkları.Genelde parlak renkli resimlerle bezeli arkadaşlığı,maceralara atılmayı,korsanlar ve hazinelerini,ejderhalar ve prensesleri anlatan kitaplardı.
Çok fazlaydılar hepsini tabiki bitiremeyecektim. Bodrumumuzda,bir rafın altında bir dolu tahta ufak dolaplar vardı.Bu dolaplardan birinde ben bu okuyamadığım kitapları tutuyordum işte.Böylece okuldan sonra hergün onları alıp okuyabiliyordum.Hergün 6 yaşındaki aklımı başımdan alıyorlardı,ki hala da alır.
Herneyse,eninde sonunda zevkle okumuştum.
Zamanla ilgimi yitirdim kitaplara karşı. Ebeveynlerim bana bir oyun konsolu almışlardı,tabiki, parlak bir ekrana bakma arzusu sıkıcı bir kağıda bakma arzusundan ağır geliyordu.O küçük tahta dolap da aklımdan siliniverdi,tekrar açmadım.Günler haftalara,haftalar aylara,aylar da yıllara döndü.
Liseyi de bitirdikten sonra,artık koleje geçmenin vakti geldi çattı.
Yaz çok çabuk geçti ve ben ertesi gün koleje gitmek için evden ayrıIacaktım.Tüm çantalarımı toparlamıştım ve ailem de yatağa gitmişti.Arabam yarınki 8 saatlik bir sürüş için hazırdı ve böylece yatağa erkenden gitmek için vaktim vardı.Odama giden merdivenlere doğru yürürken annem bana mayhoş bir şekilde sarıldı ve babamda garip bir şekilde sarıldı.Sırt çantamı ağzı açık bir şekilde benimle birlikte yere sürterek taşıdım.
Neyse çok gereksiz detay verdim;Böyle taşırken bir su şişesi yere düşüp yuvarlanarak gitti.Peşinden giderken şişenin aşağıda çarpma sesini duydum.İndiğimde ışıkları açtım ve şişeyi duvarın dibinde gördüm.Gittim aldım fakat aniden bir saniyeliğine durdum.Aklım o gözümün takıldığı tahta kutucukta kaldı.Merak dürtüsüyle kolayca kapağını açtım.Ce içinde gördüğüm şeye inanamadım.Toz.Heryerde.Öksürüyorken elimle rüzgar yaparak tozları dağıttım.Kapağı her oynatışımda toz kalkıyordu.Elimle üstündeki tozu almak için parmağımla sildim ve ani bir ürperti ile baktım,renkli ve cıvıl cıvıl bir şey vardı.Aldım elime,bu bir çocuk kitabıydı.Tek kaşımı kaldırdım ve üstüne üfledim.Üzerinde çok genç bir kızın kurabiye yaparkenki resmi vardı,kitabın üzerinde “Cindy’nin Büyük Fırını!”yazıyordu.Köşesinde de siyah asetatlı kalemle ‘Jason Klein’yazıyordu.Benim adım.Aayfları çevirirken anıların bir bir canlandığını hissettim.Bunlar benim çok eski kitaplarımdı.
Çabucak okudum onları,tabiki 20 sayfa olduğunu göz önüne alırsak.Bir müddet sonra daha çok okudum okudum,ne kadar hatırlamıyorum.Tabiki de çok fazlaydı.Okumamın imkanı yok diyordum.Yarım saat sonra çoğu gitmişti bile ve rafya bir kitap kalmıştı.Kitabı alırken kapağına baktım:”Correct Classroom Behavior”.
Bunun üzerinde adım yazmıyordu.Ve sararmış yapraklarından bir kanıya varacaksak bu kitap ailem taşınmadan önce de buradaydı.Yavaşça açıp okurken,kapağın ardındaki ilk sayfada da “Correct Classrom Behavior”yazıyordu.Yazar adı verilmemişti.Tekrar sayfayı çevirdim ve bir resim karşıladı beni.Resimde bir dizi öğrenci koşuyor,bazıları sınıf duvarına tükürük topu yapıtıştırıyor,havada kağıtta uçaklat uçuyordu ce resmin hemen altında şöyle yazıyordu:’Çocuklar çok yaramaz olabiliyor,yeri geldiğinde çok yaramaz olabiliyor.Özellikle öğretmenleri,tatlı ve yaşlı Byn.Sneed’e karşı.’Öteki sayfada,çok yaşlı bir kadın vardı.Kalın çerçeveli gözlükler takıyordu.Saçları koyu griydi,kısa kesimliydi ve bukleliydi.Üzerinde pembe papatyalar olan sarı bir elbide giyiyordu.Fakat beni asal yakalayan yüz ifadesiydi,O… korkmuş gibiydi.Gözleri muntazam detaylıydı,Sanki bana bir şey anlatmak ister gibiydi,korkunç bir şey.Ama o sadece bir resimdi.
Sayfayı çevirip,devam ettim.Bir sonraki sayfada Byn.Sneed çocuklar koştururken masasında oturuyordu.’Hadi,Byn.Sneed utangaç olmayın.Bu çocuklara kimin patron olduğunu gösterin.’Byn.Sneed yere bakarken üzgün gözüküyordu,Kemikleşmiş ellerini masaya dayamış kabullenmeye çalışıyordu.Yüzündeki kendinden nefret etme hissi gittikçe artıyordu masasının karşısında durup ona dil çıkaran çocuğa bakarken.Sayfayı çevirdim tekrar neden bu kadar korktuğunu anlamak için.
Bu sefer paragrafı önce okudum ki iyi ki de öyle yaptım.”Şimdi,şimdi Byn.Sneed güvenlik makasını al.Bu çocuklar kesikler ve deşiklerden öğrenirler.’
Resimde Byn.Sneed deliye dönmüş bir şekilde elinde makasla çocuğun ellerinin bağlarını kesiyordu.Çocuk ağlıyor ve çığlık atıyordu. Byn.Sneed devam ettikçe kızıyordu.Dişleri sıkıca kenetleniyordu.Bu resme bakınca ağzım açık kaldı ve birkaç kez gözlerimi açıp kapadım.Rahatsız ediciydi,evet,ama hala sadece bir kitaptı.
Sayfayı tekrar çevirdim.’Harika iş Byn.Sneed!Eğitiminiz mucizevi,gelmedi mi şimdi de öğretmenin vakti biyolojiyi?’
Bir sonraki resim Byn.Sneed ce masaya yatırılmış çocuğu gösteriyordu.Çocuğun diz,dirsek ve ağız kenarındaki tendonları paramparça etti makasıyla.Şimdi de makasıyla karnını açıyor ve çocuklara iç organları öğretiyordu.
Sıralarında oturan çocuklar ağlıyor,kimisi elleriyle ağzını kapatıyor,kimisi ise saddce bakmamaya çalışıyordu.Hepsi soluk gözüküyordu.Artık kendi minicik canlarından korkuyorlardı.
Çocuğun organlarını açtığı ve çocukalara gösterdiği zamanki resimde kenardaki çocukların gözlerindeki dehşete dikkatlice baktım ve hemen sayfayı çevirdim.Sayfada’Ne harika bir sınıf!Harika bir sınıf işte!Bu ders senin son dersindi değil mi Byn.Sneed?’ yazıyordu.Resimdeki çocuklar okuldan çıkarken dizlerinde kan vardı kimisinin ve acayip solgun gözüküyorlardı.Kimileri yürürken birbirlerine sarılarak gidiyor,sakinleşmeye birbirlerinden destek alarak nefes almaya çalışıyorlardı.Kapı kirişinde Byn.Sneed duygudan yoksun bir şekilde onların gidişini seyrediyordu. Elbisesi kanlar içindeydi.
Sayfayı tekrar çevirdim,bir sayfa daha olacağını hissederek.Son bir sayfa değildi bir fotoğraftı.Bir sınıf resmi.sandalye ve sıralar devrilmiş çevirilmiş,duvarlarda küf,duvar kağıtları soyulmuştu tamamen duvardan.Ama beni yakalayan o değildi.Bir kadın vardı resmin tam ortasında;kartlaşmış koyu kahve bir deri kaplıydı cildi,çatlıyordu vücudu.
Saçları dağılmış asılmış bir kaç parçası yama gibi düşmüştü kafasından soyuluyordu.Dudakları kuru dişleri sapsarıydı.Direk dikkatimi çekmişti.O boş göz yuvaları sanki sonsuza dek bakıyordu,gözleri çürüyüp çoktan düşmüş olmasına rağmen.Parçalanmış bir sarı elbise giyiyordu üzerinde kurumuş kan olan,bir kaç pembe papatya şurada ve burada…Boynunun etrafında bir ip,tavana bağlı bir ip.Fotoğrafın köşesinde minik bir not vardı.’Teşekkürler Byn.Sneed,görevinizi tamamladınız.Çok öğrendik,tabiki de çok eğlendik.’
Kitabı kapatıp ayağa kalktım,etrafımda bir döndüm ve bodrumu fark ettim.Diyorum ki,biliyordum her zaman biliyordum.Ne olduğunu biliyordum,bizim bodrumdu.Gerçekten biliyordum artık.Kitaptaki sınıftı,ayaklanırkwn baktım sıralar gitmiş bir ton çöp gelmişti buraya.Ama bir kadın burada kendini asmış olamazdı değil mi ? Düşüncelere dalmışken dikkat edemedim,sendeledim.
Gözlüklerim düştü,eğildim ve aramaya başladım.Elim gözlüğe benzer bir nesneye gitti.Kalktım,gözlüğü aldım,taktım.Telefonumu alıp siyah ekrandan yansımama baktım.Bu benim gözlüğüm değildi.Kalın çerçeveli çatlak camlı gözlüklerdi.Kenarının sapında da ‘Byn.Sneed’ yazıyordu.





20 Nisan 2018 Cuma

THE ABANDONED CONVENIENCE STORE



UZUN MESAFE GİDEN HERHANGİ BİR YOLCU OTOBÜSÜNE BİNİN;GREYHOUND GÜZEL BİR SEÇİM OLURDU YA DA 24 SAATTEN UZUN HERHANGİ BİR ŞEY İŞTE.CAMKENARINDA DOĞUYA BAKAN BİR KOLTUK SEÇİN ARDINDAN PENCEREDEN DIŞARI GÜNEŞE BAKIN, TA Kİ GÜN BATIMI GELENE KADAR.KESKİN GÜNEŞ TAM OLARAK UFKA DOKUNDUĞUNDA GÖZLERİNİZİ KAPAYIN.SIKICA KAPAYIN.HERHANGİ BİR HAREKETTE BULUNMAYIN,BAŞKA YERE DÖNMEYİN VE SAKIN GÖZLERİNİZİ AÇMAYIN.EĞER ZORUNDA KALIRSANIZ KULAKLARINIZI TIKAYABİLİRSİNİZ.BİR MÜDDET GEÇTİKTEN SONRA OTOBÜSÜN HAREKET ETMEDİĞİNİ FARK EDECEKSİNİZ.BU ARTIK GÖZLERİNİZİ AÇABILECEĞİNİZİN İŞARETİDİR.GÖZLERİNİZİ AÇTIĞINIZDA SADECE BİR FLORESAN İLE AYDINLATILMIŞ BİR PETROL İSTASYONU GÖRECEKSİNİZ. GÖKYÜZÜNDE AY, YILDIZ YAHUT DA BİR GÜNEŞ OLMAYACAK.İSTASYONUN İÇİNDEKİ MİNİ MARKETİN KAPILARININ KAPALI OLDUĞUNU FARK EDECEKSİNİZ AMA KAPIDA ‘AÇIK’ YAZMAKTA.EĞER BUNU YAPAMAYACAĞINIZI HİSSEDERSENİZ O ANDA VAZGEÇİN .İNDİĞİNİZ OTOBÜSE DÖNÜN,KENDİ KOLTUĞUNUZA OTURUN VE UYUMAYI BEKLEYİN. ERTESİ GÜN GÜNEŞİN DOĞMASIYLA BİRLİKTE SİZDE UYANACAKSINIZ VE OTOBÜSÜN GÜZERGAHINDA NERESİ VARSA ORADA OLACAKSINIZ.


EĞER CESARET EDİP MARKETE GİRERSENİZ KAPI SİZİN ARDINIZDAN HEMEN KAPANACAK. ORADA NE KADAR OLDUĞU BELLİ OLMAYAN BİRSÜRE BOYUNCA EN KÖTÜ KABUSLARINIZIN GERÇEKLİĞİNİ  HİSSEDECEK VE YAŞAYACAKSINIZ. EĞER DELİRMEDEN ORADAN KURTULABİLİRSENİZ.TEKRAR OTOBÜS VARIŞ NOKTASINA GELDİĞİ ZAMAN KOLTUĞUNUZDA UYANACAKSINIZ.ARTIK HİÇBİR ŞEYDEN KORKMUYOR OLACAKSINIZ.BAZILARI BUNUN BIR KARŞILAŞTIRMA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜR INSANLAR ARASINDA,BAZILARI DA EN KÖTÜ KABUSLARININ OLMADIĞINI DÜŞÜNÜR.AMA ENİNDE SONUNDA ELDE ETTIĞİNİZ BU YETENEĞIN EKSİ YÖNLERİ DE VAR TABİİ...




10 Nisan 2018 Salı

Yine O Aynı Yaz

O yaz da aynı geçecekti. Biliyordum. İlla birisinin çıkıp babama "Hey adamım, orası gerçekten sıkıcı. Hadi ama! Bir aile-barbekü-partisi bile daha iyidir!" demesi mi gerek? Sanmıyorum.5 Yaşımdan beri babam ve kardeşim Mike ile balık tutmaya gidiyoruz; ilk başlarda eğlenceliydi ama... bilirsiniz. 18 yaşındaki bir erkek erkek kardeşi ve babasıyla kim alık tutmaya gitmek ister? Beyaz, üstünde balık sembolü olan bir şapka ile üstelik.
Mike'e seslendim. Evden çıktık, babam yine aynı şarkıyı söyleyip arabayı kullanıyordu. Mike benden dört yaş küçüktü ve ön koltukta, babamın şarkısına eşlik ediyordu.
"hey ho, biz korsanız,
balıklar korkun bizden,
eğlence bekler
altın kaplı pullar üstünde,
ye ye ye o altın balıkları
keyfimiz üstümüzde,
şarkı söyleriz yine -hhgh" O sırada babam öksürdü. Bu aralar çok olmaya başlamıştı, yakında doktora gidecekti zaten. Mike ve babam suspus oldu. Çünkü... öksürüğü kanlıydı.Yavaşça gözlerimi büyüttüm ve babama iyi olup olmadığını sordum. Gözlerime bakmadan 'iyiyim' dedi ve şarkısına devam etti.
****
Sonunda göle gelmiştik. Babam o sandalı yine kiraladı, yine o sandala bindik ve babamla yine balık yakalamaya başladık; ta ki öğle güneşi başımızı yakıncaya kadar. Şapkalarımızı kafamıza geçirdik. O sırada oltamın sallandığını fark ettim. Gerçekten güçlü bir balık olmalıydı. Babam sevinecekti. Yavaşça çekmeye başladım ancak gücüm yetmiyordu, Mike da yardım etti. Ve çektiğimiz şey... şok vericiydi. Her şey donmuştu sanki. Babam aniden geriye sendeledi, Mike oltadan aniden elini çekti, bense öylece donup kalmıştım. Sonra zaman akmaya devam etti. Babam göle düştü, Mike çığlık atarak babamı yakalamaya çalıştı. Bense karşımdaki şeye öylece bakıyordum. O bir... cesetti. Saçları seyrekti, ceset sudan dolayı şişmişti. Dudakları mosmor, teni mor ve beyaz arasında gidip geliyordu. Gözlerinin sadece akı vardı, irisi de yok olmuştu. Dudağının arasından bir balık fırladı. O an... kustum. Ve olan oldu.
***
Ceset çığlık atmaya başladı ve çırpınıyordu. Deli gibi çırpınıyordu. Bir balığın sudan çıktığında yaptığı gibi bir çırpınmaydı. Ama daha fazlasıydı, onu gördükçe kusuyordum, kusmuğumu gördükçe daha da kusuyordum. TA ki o yaratık bana bakana kadar. O an bir şey hissettim. Çaresizlik gibi... sanki ceset huzursuzdu. Ama vücudu ele geçirilmişti. Sadece saliselik bir bakışmaydı. Ardından babamı hedef aldı. Mike ve ben donmuştuk. Kusmaktan ve aklımızı yitirmemeye çalışmaktan başka     hiçbir şey yapmıyorduk. Babam korkuyla yardım istiyordu, gölün ortasında olan bizi kimse görmüyordu. Sanki görünmezdik. O an buna değil de sadece babamın bana bakışını hatırlıyorum. Sevgi dolu. Çaresiz. Her şeyden pes etmiş gibi...
Ceset babamın ağzını açtı, oraya kendi kan dolu öksürüğünü damlattı. Babam kendinden geçmişti. Mike suda kalamıyordu artık, göle doğru batıyordu. Ona yardım edemezdim. Cesedin diğer tarafındaydı. Sonunda sadece su yüzeyinin üstünde kalan hava kabarcıkları vardı görünen. Mahvolmuştum. Duygularım yok olmuştu. Deli gibi karaya çıkmaya çalıştım. Ses tellerim kopana kadar çığlık attım. Ve... bunları size tam 37 yıl sonra anlatıyorum. Tanrı aşkına balık tutmaya gitmeyin. Onca sene deli hastahanesinde yattım... anneme ne olduğumnu veya polislere hiçbir halt anlatmadım. Anlatamadım.Ve ben hastahaneden ayrılırken genç bir çocuk geldi. Balık tutuyorlarken kahverengi saçlı, beyaz, üstünde balık sembolü olan şapkalı bir adamı ve yanında ortaokula giden bir erkeğin olduğunu, ailesin, öksürükleri ile öldürdüğünü söyledi.
Ve katlanamıyorum. Her şeyi uyduruğuma inanmıştım. Ama bu çok fazlaydı. Ben Alexandra ve bu benim intihar notum.

Mini Ülke

Bayan Rockella, evcil hayvanına tecavüzden dolayı hapishaneye gitmişti.
Bay Max ise onların derisini zevkle yüzmüştü. Her bir bıçak darbesiyle kanlar fışkırıyordu. Max ise her bir kan damlasıyla zevkten dört köşe oluyordu.
Bayan Lili, evcil hayvanına binmişti. Ona kırbacıyla vuruyor, daha hızlı gitmesi için daha sert darbeler indiriyordu. Yazık ona ki hayvanın üzerindeki morarmalar ve cılız bedeni... Yolda bayılıverdi.
Bay Hoppy hayvanının etini canlı canlı yüzdü ve afiyetle yedi. Enfesti.
Bayan Flowerspot günlerdir alışveriş yapıyordu. Hayvanına bir yem bile almadı. Yazık. Hayvan açlıktan öldü.
Ve bir süs köpeği olan Bay Rockka hayvanına fısıldadı, "Sen Ademoğlu... Bunları hak ettin. Dünya tersine döndü ve adalet yerini buldu. Siz bizlere acımasız davrandınız, biz de size!"

Not: Hayvanlara farkındalık içindir.

6 Nisan 2018 Cuma

Karadul Mona Lisa

Gece olmuştu ve evde hiçbir ışık yanmıyordu. Bu yüzden olsa gerek telefonum çaldığında korkmuştum. Yatağımdan doğruldum ve kimin aradığına baktım. Telefonun ışığı gözlerimi almıştı, onu kısmaya çalışırken arama durmuştu. Tam telefonu yerine geri koyacakken bildirim sesi geldi. Bir mesajdı.

@lissa: Hey! Uyanık mısın?

@4tomm5: Sen kimsin? 

@lissa: hmm.. Bir kız. Yalnız ve sadece birazcık sohbet isteyen.

@4tomm5: Ama beni uykumdan uyandırdın ;(

@lissa: Üzgünüm.. Adın ne? Tom mu?

@lissa: bu arada ben Lisa, ama bana Liss derler.

@4tomm5: Anladım, ben de Tom ama Tommy derler, Mona Lisacığım.

@lissa: Ah... Tanrım, sen de mi? :((

@4tomm5: Ben de.

@4tomm5: aynı

@4tomm5: o aptallar gibi

@4tomm5: senin için ölen erkeklerdenim

@4tomm5: Bunu biliyorsun

@4tomm5: bana işkence ediyorsun
yazmakla, lütfen dur.

@lissa: Ah Tommy... Ne güzel rol yapıyorduk şurada. Neden bozdun ki!? ŞIMDI LANET OLASI MEZARINA DÖN VE BEN ÇAĞIRANA KADAR UYU.

***
Lisa gülümsedi. Ama sinirden. Ne güzel rol yapıyorlardı işte. Sonuçta Lisa güzeldi, kırmızı dolgun dudakları, mavi gözleri, sarı uzun saçları vardı ve her liseli erkek Lisa ile birlikte olmak isterdi. Ama bilmedikleri bir şey vardı, Lisa bir lanetle kutsanmış bir nevi Karaduldu. Erkekler ile flörtleşir, sonra onla birlikte olan erkekler kendiliğinden ölürdü ve Lisa öldürdüğü erkekleri istediği gibi kullanabilirdi. Tabii bunu kimse bilmiyordu. Bilmeyecekti de.. Tabii aynı şekilde Lisa da bir erkekle flörtleşmişti ve bilin bakalım kim Lisa'nın sahip olduğu güçlere sahipti? Mogan; Lisa'nın flörtleştiği çocuk. Sonuç olarak ikisi de ölüydü ve ikisi de birbirini kontrol ediyordu. Bu nereye kadar sürebilirdi ki? Ancak şimdi Lisa'nın gitmesi gerek. Mogan'ın Lisa'ya verdiği süre bitti. Bir de... Bunu bana yazdıran da ikisi. Ikisi de sizleri seviyor. Lütfen etlerinizin soyulup jöle gibi yere düşmesini istemiyorsanız esmer, kıvırcık, yeşil gözlü erkeklerden ve sarışın kızlardan uzak durun..

Not: Ben Nursena, sadece hesabımın ismini değiştirdim :3


9 Aralık 2017 Cumartesi

AMY (Part-ll)

Fakat merak sadece bir sürelikti,tekrar hayali süpürgesinin üstünde uçmaya başladı.
Birkaç gün sonra tekrar kendini odada buldu.Bağdaş kurmuş,dizinin üstünde laptop,ödevini yapıyor;yatakta oturuyordu.Annesinin takviminde
 işaretlenmiş boş günleri vardı.Amy okuldan sonra Byn.Sterling’in evine gitmek zorunda kalmıyordu,bu bir nimetti.
Byn.Sterling düzelmiyordu.Gün geçtikçe Amy’e daha zalimce davranıyordu.Şu ana kadar bakıcılardan korkmayan Amy,Byn.Sterling’den biraz korkuyordu.
Byn.Sterling kesinlikle iyi değildi.Yüzünde kırışıklıklar artmaya başlamıştı.Gözleri taşlaşmış,saçları tutam tutam dökülmeye başlamıştı;evde bile bandana veya şapka kullanıyordu.Dişleri uzamış ve sararmıştı.Amy onunla ilgilenmek istiyor üzülüyordu lakin içten içe onunla burada olduğu sürece başka bir yerde olmayı diliyordu.
Ayrıca evdeki o koku ağırlaşmıştı.Byn.Sterling’e bunu belirttiği zaman,güvelerin kıyafetleri yememesi  ve koridordaki halılara zarar vermemesi için yeni güve ilaçları aldığını söyledi.Amy bunun bir yalan olduğunu düşündü.Ama daha o sekiz yaşındaydı,büyüklerin işlerine karışılmazdı.Bunu ona annesi söylemişti.
İşte bu düşünceler onu bu odada oturdukça,meşgul ediyordu.Ödevini unuttu,odaklanamıyordu.Odasında tuhaf sesler duydu,daha önce hiç duymadığı bir sesti il başta çıkaramadı ama sonra tanıdık geldi birden;kuzenin köpeği tahta zeminlerde kaydığı zamanki tırnak sesini andırıyordu.Onun gibi ama daha ufak,o kadar sesli değil.
Amy dikkatini sese verdi,yerini belirlemeye çalıştı.Fakat yapamıyordu,ses sürekli hareket ediyordu sanki.Sonunda,sesi dinlemesi için annesini çağırdı.
“Ben bir şey duymuyorum tatlım,ne duyduğunu tekrar anlatır mısın ?”
“Anne,Bev Hala’nın Alex ve Tippy’i getirdiği zamanı hatırlıyor musun ? Hani Tippy’nin yerde kayıp da nasıl tırnaklarından takırtı sesleri çıkardığını hatırlıyor musun ?”
“Evet,hatırlıyorum.”
Şaşırmıştı annesi,Amy o zamanlar sadece üç yaşındaydı.
“Hıh,işte o ses,ama o kadar yüksek değil.”dedi Amy.
“Dikkatli dinle,anne.”
İkisi de bir süre sessiz durdular ama odada hiçbir ses işitilmedi.Amy hayal kırıklığına uğramıştı.
“Belki de dışarıdaki ağaçlardan birinin dalı cama vuruyordur?”diye fikir öne sürdü annesi.
“Hayır,hareket ediyordu.Bazen buradaydı.”
Odanın bir tarafını işaret etti.Orada hiç ağaç yoktu.
“Orada ağaç yok anne,sadece banyo işte.”
“Haklısın,pekala eğer bir daha duyarsan bana söyle.Şimdi yatağa girmelisin evladım.Yarın okul var.”
“Yarın da bir ara veremez miyim ?”Amy neredeyse yalvarıyordu.
“Hayır tatlım,veremezsin.Okul önemli ve senin de gitmen gerekli.”
Bu annesinin her Amy evde kalmak istediğinde verdiği cevaptı.Annesi işe çok sık gidiyordu ve o annesiyle vakit geçirmeyi çok seviyordu.
“Anne-kız” zamanı oluyordu;en azından annesi öyle diyordu.Bu Amy’nin Harry Potter dışında en sevdiği şeylerden biriydi.
Annesi onu yatırdıktan sonra,Amy yatağında karanlığı dinlerken ve neredeyse uyumuşken o sesi tekrar duydu.O küçük ciyaklamalar ve tıp tıp sesi dolabın köşesinden geliyordu.
Amy korkusuzca ışığı açıp,yataktan çıktı ve sesin kaynağını bulmak amacıyla dolaba yaklaştı.Sesin dolabın köşesinden geldiğini düşündüğünde,ses bu sefer odanın öbür ucumdan geldi !
Şaşırmıştı,tekrar annesine seslendi.
“Anne” diye merdivenlerin başından biraz seslice fısıldadı.
“Anne o sesi tekrar duydum.Gelebilir misin ?”
Annesi yukarı geldi.İkisi de bir müddet sessizce Amy odasının ortasında durup sesi dinlediler.
Ses yoktu.
“Amy biliyorum,yarın okula gitmek istemiyorsun.Ben de seninle evde kalıp vakit geçirmek isterdim.Ama gitmelisin,önemli.”dedi.
“İyi bir eğitim almanı istiyorum.Üçüncü sınıf her ne kadar eğlenceli olmasa da dördüncü sınıfa geçmek için gitmelisin.Beşinci sınıfa geçmek için de dördü geçmelisin.Düzeni böyle,anladın mı?”
“Biliyorum anne.”dedi.Gerçekten şaşkına uğramış bir şekilde:”Okuldan kaçmaya çalışmıyorum,burada gerçekten bir şey var.”
“Pekala,belki de sadece minicik bir faredir.Eğer öyleyse senin canını yakmaz.Yarın sen okuldayken birkaç fare kapanı alayım,ne yakaladığımıza o zaman bakarız,tamam mı ?Şimdi yatağa geç bakalım.”
Bu kadardı anneyle tartışma olmayacağını biliyordu.Yatağa yattı ve sesi düşünmeye başladı.Byn.Sterling’in neyi olduğunu,Mary Kate’i ve neden bu kadar zalim olduğunu,Joey ve tayfalarını düşündü.Onlarıntek yaptığı takılmak ve aptal gaz çıkarma seslerine gülmekten ibaretti.Oğlanlar bu şakaları severdi.
Amy bunları düşünürken çekmeceyi görmedi.
“iyk-iyk”
(pıt pıt pıt pıt)
Ses Amy’nin yatağının altından geliyordu bu sefer kesindi.Başucundaki küçük yeşil el fenerini kaptı ve yataktan kalktı.Ayaklarını yataktan indirip,çıplak ayağını yere basar basmaz,bir şey onu ayak bileğinden yakalayıp çok sert bir şekilde çekti.O kadar hızlı olmuştu Amy neredeyse nefes bile alamamıştı.Asla bir çığlık atamamıştı.

Ertesi sabah olduğunda annesi seslendi.”Amy,kalk evladım.Kaldır o poponu yataktan ve kahvaltıya gel.”
On dakika sonra,Amy’nin annesi yukarıdan ses gelmeyince,onu uyandırmak için yukarıya çıktı.Okula geç kalmasa iyi olacaktı.Annesi Amy’nin odasını boş bulduğunda ve banyonun kullanılmadığını ,Amy’nin tüm okuş eşyalarını dünkü yerlerinde gördüğünde.Sadece kızmakla kalmadı resmen dehşete düştü.
İlk iş Byn.Sterling’e telefon etti.
“Ah,Byn.Sterling ben Amy’nin annesiyim.Bu kadar erken aradığım için üzgünüm,Amy evde değil.Sizinle orada mı acaba ?Ya da nerede olduğunu size söyledi mi?Biliyor musunuz nerede olabileceğini?-“
“Yok canım ya bilmiyom.”diye yanıtladı Byn.Sterling.
“Üzgünüm,bana uğramadı veya bişi demedi.Ama görürsem eve yollıcama emin olun.”
“Teşekkürler,bana hep yardımcı oluyorsunuz.İyi ki varsı-“

Telefon kapanır.

Amy uzun süre sonra da bulunamayınca polisler dahil olur ve tam bir soruşturma gerçekleştirilir.Amy’nin odası incelenir ama Amy ve annesinin izleri hariç başka hiçbir ize rastlanmaz.Amy’nin annesi de sorguya alınır,ama bir müddet sonra şüpheliler arasından çıkıp sadece sorumsuz bir ebeveyn olduğuna karar kılınır.
Soruşturmacılar Byn.Sterling’in kapısını da çaldıklarında Byn.Sterling bir papatya kadar taze ve beyaz bir gülümsemeyle,masmavi gözleriyle karşılar memurları.Daha genç görünüyordu,saçları sıkı topuzdu.Lakin soruşturmacılar ne onun 48 saat önce nasıl göründüğünü,ne de masasındaki dantelin üstünde yeni bir porselen fare figürü olduğunu biliyorlardı.

Onlar gittikten sonra Byn.Sterling en yeni ödülünü eline alıp,parmaklarını üzerinde gezdirdi.Son olarak hassas bir şekilde porselen kulaklarının arasını parmağının ucuyla okşadı ve ona fısıldadı:”Sanırım ,sana Amy diyeceğim.”


24 Ekim 2017 Salı

AMY (Part-I)

"Amy kalkma zamanı evlat! Hadi gidelim kahvaltı neredeyse hazır."

Amy darmadağın olmuş sarı saçlarıyla uyandı ve yatağa oturup mavi gözlerini ovuşturmaya başladı.Amy on dakika içerisinde aşağıda olması gerektiğini biliyordu bu yüzden annesini ikinci kere seslenmek zorunda bırakmak istemedi.Battaniyeyi üzerinden attı.Ayaklarını yatağın öbür ucundan sallandırıp,çıplak ayaklarını soğuk tahta zemine bastı.Titredi.Bugün kesinlikle süveter ve çorap giyiyordu.
Merdivenlerden aşağı,kahvaltıda annesi dedi ki:"Bugün geç vakte kadar çalışacağım.Yani Byn.Sterling senin ödevini yaptığından ve akşam yemeği yediğinden emin olacak, tamam mı ?Eve giderken seni alırım."
Omletiyle oynarken bir yandan da gözleriyle hindi pastırmasını süzdü ve dedi ki:"Tabi ki."
Hindi pastırması iğrençti ama annesi her zaman normal pastırmadan daha iyi olduğunu düşünürdü.

"Dün gece yarısı tüm ödevlerini mi yaptın ?"
"Anne üçüncü sınıfa gidiyorum,hepsini bir dakikada yapabilirim."dedi Amy biraz ciddi bir ifade takınarak.
"Pekala."dedi annesi Amy'nin arkasından gülümserken."Pastırmanı bitir otobüs birkaç dakika içerisinde burada olur be sen daha dişlerini fırçalayıp ayakkabını giyeceksin."
"Tamam,Anne"dedi Amy bıkkınca,her sabah aynı şeydi.Kalk.Giyin.Yumurta ve pastırma ye.Ev ödevi ve Byn.Sterling hakkında konuş.'Daima  Byn.Sterling'.Diş fırçala ve ayakkabılarını giy.Ama Amy bunu anlayabiliyordu,annesi geç saatlere kadar çalışıyordu ve en azından bu sabah diyaloğu,hiç diyalog olmamasından daha iyiydi.Artı annesi bir rutine daima bağlı kalırdı,bunun işleri kolaylaştırdığını söylerdi.

Okul normaldi,sıkıcı.Mary Kate zalimdi.Janie ağladı.Joey ve tayfası aptaldı.Yaşlı Byn.Hill ara vermemek için çok çabaladı,her zamanki gibi.Amy her dakika kütüphaneye gitmek için fırsat kolladı.Orası sessizdi ve Amy'e göre kitap kokusu çok güzeldi.
'Byn.Hill emekli olmalıydı,yaklaşık 20 yıl önce falan' diye düşündü.'Yani kastım şu üçüncü sınıflara eğitim veren bir kişi,yürüteç kullanmalı mıydı?En azından bastonlu olsaydı,Joey'e vurmak için kullanabilirdi.Joey bunu hak ederdi.

Otobüs onu evin orda bıraktığında,yan taraftaki ağaçların arasından geçerek Byn.Sterling'in evine vardı.Kapıyı tıklattı.Byn.Sterling Byn.Hill kadar yaşlı değildi yine de arada çok yaş farkı yoktu.Sürekli sıkı topuz yaptığı gri saçları vardı.Mavimsi gri gözleri,uzun ince bir burnu vardı ve daima ekşi birşey koklamış gibi bir surat ifadesi vardı.

Kapı açıldıpında Amy şeye benzer bir koku aldı.Şey…aslında,ne olduğunu bilmiyordu ama her zaman ona yaşlı insanları ve çatı katını anımsatan bir kokuydu.İçerisi karanlıktu ve her duvarda ahşap plaka vardı.Yerde halıları girişten ta mutfağa kadar kaplayan plastik bir şey vardı.Amy daima ayakkabılarını çıkarıp kapının önünde bırakmak zorundaydı.
Byn.Sterling'in her sandayesinin arkasında kar tanesi görünümlü desenlerden vardı,bazıları da masanın üzerlerindeydi.Onlara 'dantel'diyordu,her ne demekse.Sadece kar tanesine benzedikleri için ilginçtiler.
Amy onların gerçek bir amacı olduğunu düşünmüyordu.Byn.Hill onları koleksiyonu şapşal küçük farecik figürlerini sergilemek için kullanıyordu.

Byn.Hill onları çok severdi,yarısının kuyruğu kırılmış olmasına rağmen.Onların tatlı olduğunu,sanki çocuğuymuşcasına sevdiğini söylerdi.Amy'e göre tatlı görünmüyorlardı.Hepsi-birbirinden farklı şekilde-korkmuş fareciklerdi.
Amy onlardan hoşlanmıyordu.Çabucak Amy bir sayfalık gerçekten gereksiz  matematik ödevinin başına oturdu.Amy cevapları zaten biliyordu.Fakat yaşlı Byn.Hill,Amy ödevini tamamlayıp ödev sepetine yerleştirmezse mosmor olacaktı.

Byn.Sterling ona bayat kurabiye ve soğuk süt -her zamanki atıştırmalık-ikram etti ve karanlıkta o eşyalarla dolu odada,aptal fareciklerle televizyon seyrettiler.Bir müddet sonra Byn.Sterlin sabırsızca:"Amy şu bacağını oynatıyon,tüm kanepeyi sallıyon tüm şu hareketlen izleyemiyom."
"Neden bir kitap alıp şurada oturmuyosun ?"dedi parmağıyla üzerinde kar tanesinden olan çirkin pembe kadife sandalyeyi gösterirken.
Amy yüzlerce kalın kapaklı kitaplardan ve "Readers Digest" dergilerinden oluşan duvara gömülü sarkmış raflara doğru yaklaştı.Byn.Sterling o dergileri topluyordu ve kimi zaman okuması keyifli oluyordu.Rastgele sarı kapaklı bir kitap seçti.O iki sarı kapağın arasında birşey olup olamdığını anlamak için sandalyeye yerleşti.
Bir zaman sonra,Amy kendisini,oğlanın kendini tekrar ve tekrar çağıran sesler duyduğu bir hikayenin içinde kaybetti.
Her gece ses daha da yükseliyordu ta ki oğlan dayanamayana kadar.Oğlan sesin nereden geldiğini bulmaya karar verir.Sesi takip eder,evin yanındaki ormanın içindeki kuyuy…
Aniden "Amy,Allah'ın baş belası,kulaanı mı kaybettin?Anneciğin geldi."dedi Byn.Sterling
"Aa,üzgünüm,tamam,bu kitabı alabilir miyim acaba Byn.Sterling?"dedi Amy kibarca.
"Hayır,tatlım.Burada koleksiyonumda duracak,yarın geldiğinde tekrar okuyabilirsin."dedi.
Amy'nin annesi geldiğinde daima daha kibar davranırdı.Amy'e karşı.Zalim değildi,ama iyi biri de değildi.En azından Amy'e gündelik işler yaptırmıyordu.Amy temizlik yapmaktan nefret ederdi.
"Hadi gel evladım,"dedi annesi kapı kirişinden"Hadi gidelim,vakit geç geç geç ve yarın okul var."
"Geliyorum anne,"dedi Amy çantasını alıp,Byn.Sterlinge çabucak bir veda ettikten sonra.
Dışarı çıktıklarında annesi,Amy omzundan kavrayarak"İyi bir gün müydü ?"
"Tabi,eğer Mary Kate'la geçen bir günü iyi bir gün olarak nitelendiriyorsan,keşke beni yalnız bıraksa."diye yanıtladı Amy.
"Sence,ebevynlerini aramalı mıyım?"diye sordu Amy'nin annesi.
"HAYIR,An-ne,bu sadece herşeyi daha da berbat eder.Ben iyiyim,gerçekten."
"Eğer öyleyse-"dedi Annesi
"Öyle." diye yanıtladı Amy.
"Tamam şimdilik karışmayacağım,ama devam ederse ya da daha da kötüleşirse bana söylemeni istiyorum.Anlaştık mı?"
"Evet,hanımefendi."
Ertesi gün de az çok aynıydı.
Uyan,aptal hindi pastırmasını yumurtasıyla ye,okula git,Janie'nin ağlamısını dinle,Mary Kate ve Joey'den uzak dur,artı bir de Byn.Hill'in gözünde iyi bir yerde ol.
Byn.Sterling tamamen aynıydı.Amy başladığı hikayeyi öğrenmeye gitti.Bu ürpertici bir hikayeydi,Amy bu tarz hikayelerden hoşlanırdı.Kitabın sonunda oğlan ses tarafından çekildiği o kuyuda ölüyordu.

O gece Amy'nin annesi eve biraz erken geldi.Annesi uzun ve alışılmadık saatlerde çalıştığından beri beraber zaman geçirebilmek güzeldi.Kızarmış peynirli sandviçlerin ve domatesli çorbanın tadına vardıktan sonra birçok şey konuştular.
Annesine okuduğu kitaptan bahsetti ve kabus görmeyeceğine dair güvence verdi.Byn.Sterling ve bayat kurabiyelerden bahsetti.Bunu daha önce de söyleyebilirdi.Annesi,Mary Kate'i ve Amy'e nasıl davrandığını sordu.
Ardından annesi Amy'i banyo yapıp hazırlanması için yukarı yolladı.Böylece annesi onu yatırmaya gelmeden önce biraz kitap okuyabileceği vakti kalmıştı.Ayaklarını yatağın kenarından sallandırarak,başka bir kitap okuyordu.Bu daha önce birçok kez okuduğu bir kitaptı ama Amy bu kitabın kafasında oluşturduğu dünyadan o kadar etkilenmişti ki düzenli olarak tekrar tekrar okuyordu:Harry Potter ve Felsefe taşı.
Kesinlike favorisiydi.Kendini en sevdiği karakter yerine koyuyordu:Hermione.

Başta annesi Amy'nin kitabı okumasının uygun olup olmayacağı hakkında kararsızdı çünkü kitap cadılar ve büyücüler için bir okulu anlatıyordu.İçinde kötü şeyler olabileceği duygusuna kapıldı.Çocukların hazır olmadığı şeyler…Fakat Amy yaşıtlarından daha akıllı olduğu için kitaba deneme süresi verdi ve okuyabileceğine karar verdi.
Bu gece Amy-bu dünyada en çok sevdiği spor-Quidditch geçen bir bölümü okuyordu ve ayaklarını sallarken bir süpürgenin üstünde gidebileceği kadar hızlı gitmeyi hayal ediyordu.
Tamamen hayallerinde kaybolmuşken ayağının altında bir gıdıklanma hissetti.Neredeyse fark etmemişti.İlk hissettikten birkaç saniye sonra,ikinci kez hissetti.
Kitabı bir yana bıraktı,kafasını bulutlardan ayırıp yatağın öbür tarafına doğru ne olabileceğini görmek için yöneldi.Hiçbir şey.Orada hiçbir şey yoktu.
"Amy,yatma vakti!Bir dakika içerisinde seni yatağa yatırmka için orada olacağım.O kitabı bırak artık!"
Annesi hep bilirsi,artık ayağındaki o gıdıklamayı düşünmüyordu.

Ertesi gün de aynıydı.Ama Byn.Sterling bir takım olaylardan ötürü üzgün gibi görünüyordu.Amy durumunu sordu,Byn.Sterling "Endişelenilecek bir şey değil."dedi ve televizyon izlemeye devam etti.Byn.Sterling neredeyse sadece iki kelime etmişti.Amy zaman zaman gizlice ona göz ucuyla bakıyordu.O her nasılsa…daha zayıf gözüküyordu.Hasta gibiydi,belki de öyleydi?Ama dürüst olmak gerekirse,Amy onu üzen birşey yapıp yapmadığını düşündü.Annesi onu beş gibi almaya geldiğinde de daha mutlu oldu.
O akşam banyo vaktinin ardından Amy okumak içim tekrar yatağa girdi.Bir Quidditch oyuncusu olduğunu ve Hermione'nin pek de kötü uçmadığını düşünüp hayal kurarken o gıdıklanmayı tekrar hissetti.
Bu sefer yataktan kalkıp altına baktı.Hiçbir şey yoktu ya da olabilirdi.
Ne olabilirdi ki ?…