3 Temmuz 2026 Cuma

Stubb's Clubhouse



ÇEVİRMEN: DRIPTROLLGE

Harika bir çocukluğum oldu. 90'lı yıllardaki çoğu çocuk gibi Sünger Bob, Power Rangers, Transformers izleyerek büyüdüm. Genelde Barney veya Mr. Rogers gibi çocuksu şovlara ilgi duymazdım. Geçen gün, annemle çocukluğum hakkında konuşuyorduk. Sohbetin ortasında konuyu eskiden izlediğim bir TV şovuna çekti. Adı Stubb's Clubhouse'dı. İlk başta hatırlayamamıştım, ama sonrasında şov hakkındaki anılarım yavaşça zihnime geri döndü. Stubb's Clubhouse düşük bütçeli, Stub ismindeki bir palyaçonun sunduğu bir şovdu. Rengarenk bir ceketi ve şapkası vardı, eğer anılarım beni yanıltmıyorsa üzerinde yıldız desenleri olan siyah bir pantolon giyiyordu. Peewee’s Playhouse’un özentisi gibiydi. Küçük bir çocukken bile bunu söyleyebilirdim.


Stubb büyük bir eğlence evinde yaşıyordu, fakat eve pek de “eğlence” evi denmezdi, sıradan gözüküyordu. Bunu sahip oldukları düşük bütçeye bağladım. Stubb’ın eğlence evinde yaşayan bir grup arkadaşı vardı. Pek net olmasa da, bir kaniş ve dandik bir fil kostümü giyen adam hatırlıyorum.



Dediğim gibi, şovu pek hatırlamıyorum. Şovu pek izlemezdim, bunun 2 nedeni vardı:


Çok geç bir saatte yayınlanıyordu, 10.30 civarlarındaydı. Bu saat, bir çocuk şovu için tuhaf bir seçimdi.


Çok kuytu köşe bir kanalda yayınlanıyordu. Kanalın adı Beebo’ydu. Kanal şovu yayınladıktan 3 yıl sonra bilinmeyen bir sebepten kapanmıştı.


Şov hakkında hatırladığım bir diğer şeyse jenerik şarkısını söyleyen kadının sesi hafif uykulu çıkıyordu. Ve arkaplanda sadece ksilofon çalınıyordu.

2006’nın Kasım ayında 14 yaşına girdim. Annemle yaptığımız konuşmanın üstünden birkaç gün geçmişti. Kendimi ödüllendirmek için bir 2. el kitap dükkanına girmeye karar verdim. Favori çizgi filmlerimden birisi olan Street Sharks’ı arıyordum. Alfabetik sıraya göre raflara bakıyordum ki “S” rafında gözüme bir şey takıldı; üstünde “Stubb’s Clubhouse” yazılı bir kaset. Kasedin üstünde bir resim veya logo yoktu, sadece siyah bir kalemle üstüne “Stubb's Clubhouse” yazılmıştı.


Zar zor hatırladığım bu şov hakkında hâla meraklıydım, zaten Street Sharks’ı bulamamıştım. Bu yüzden Stubb'ı almaya karar verdim. Fiyatı 75 sentti, bu 2.el bir kitapçı için bile ucuzdu. Kasedi alıp kasaya geçtim, kasiyer kız önce kasede, sonrasında bana baktı ve çekingen bir şekilde bana sordu:

Bu kasedi almak istediğinizden emin misiniz?


Kibarca evet dedim ve kasedi okuttu. Eve gider gitmez VCR’ıma kasedi taktım. 6 yaşındaki kız kardeşim Emily, Barbie’leriyle oynamayı bıraktı ve bana ne yaptıgımı sordu. Ona bir 2. elciden kaset aldığımı, ve beraber izleyebileceğimizi söyledim. Televizyonu açtım, klasik telif hakkı yazısı ekrandan geçti.

Jenerik müziği hatırladığım gibiydi, arka planda sadece bir ksilofon çalınıyordu ve şarkı söyleyen kadının sesi uykuluydu. Bölüm, Stubb’ın eğlence evinde kendisini tanıtmasıyla başladı. İzleyicilere bir gezintiye çıkacağımızı söyledi.

Görüntü aniden bir parka geçti. Kardeşim yaşındaki çocuklardan oluşan ufak bir grup etrafta oynuyordu. Stubb’ı gördükleridne ona sarılmak için koştular. Ardından Stubb ekrana baktı ve izleyicilere oynamak isteyip istemediklerini sordu. Emily “Evet!” diye bağırdı, ve Stubb “Tamam o zaman! Aşağı inip oyun parkına gelin, ve birlikte oynayalım!”


Emily benden Stubb'la oyun oynamak için izin istedi, ona bunun bir video olduğunu, Stubb’la gerçekten oyun oynamasının imkansız olduğunu söyledim, o an gözümün ucuna bir şey takıldı. Mahallemiz de bir oyun parkı vardı, evimizden bir blok uzaktaydı, ama camdan gözüküyordu.


Bağlantıyı kurmam bir saniyemi aldı, videodaki parkla mahallemizdeki park aynıydı. Videodaki çocuklar şuanda parkta oynuyorlardı. Videodaki aynı kıyafetleri giyiyorlardı, videodaki aynı hareketleri yapıyorlardı, sanki bir canlı yayınmış gibiydi. Ardından midemi bulandıran bir şey farkettim, videoda Stubb’ın elini tutan bir çocuğun gerçek hayattada eli birisinin elini tutuyor gibi havadaydı. Ama elini tutan kimse yoktu. Emily’nin itirazları arasında kasedi alıp çöpe attım. Stubb’la işimin bittiğini sanıyordum... Fakat yanılmıştım.



Bir sonraki gün, annem Emily’i anaokulundan aldıktan sonra, Emily bana Stubb’ın onları yol boyunca siyah bir minibüsle takip ettiğini söyledi. Dikiz aynasından bakmış ve onu görmüş. Anneme söylemiş, fakat annem aynadan baktığında herhangi bir şey görememiş. Emily bana endişelendiğini söyledi, onu rahatlattım.


O gece, kasedi çöpten alıp ikinci bölümünu izlemeye karar verdim. Jenerik müziği başladı, fakat bir şeyler tersti. Ksilofon sesi bozuktu, kadının da sesi daha derin ve bir o kadar da bozuktu. Ardından başlık ekrana geldi, normalde olan açık renklerin aksine tamamen soluktu, gri ve kahverengi tonlarındaydı. Bunun kasetten kaynaklı bir hata olduğunu düşündüm ve izlemeye devam ettim. Ekran bir anda Stubb’ın kameraya baktığı bir fotoğrafa geçti. Bir süre sonra bunun bir video olduğunu anladım. Stubb’ın ifadesizce izleyicilere baktığı bir videoydu. Ara sıra boynunu sertçe kıtlatıyordu, ama asla gözlerini kırpmıyordu. Bunu 20 dakika kadar daha sürdürdü. Bölüm bitmeden hemen önce gözlerini kapattı. Geri açtığındaysa gözleri yerine sadece karanlık vardı. Koyu, derin çukurları anımsatan gözleriyle ekrana bakıyordu. Ekran aniden bir evin fotoğrafına geçti; benim evimin. Aceleyle kasedi çıkarttım ve bir çekmeceye sıkıştırdım. Panikle camdan dışarı, fotoğrafın çekildiği yere baktım ama kimse yoktu.


O gece uyuyamadım. En sonunda yataktan kalktım ve sabaha kadar mutfakta bekledim. Bir süreliğine güvendeydim. Beklenmedik bir şekilde günün geri kalanı normal geçmişti. Emily Stubb’ın onları takip ettiğini görmemişti. Bu olay Stubb’dan kurtulduğumla ilgili içime bir umut doldurmuştu. Fakat bu pek uzun sürmedi.


O gece aniden uyandım, çok garipti. Sanki rüyada gibiydim. Bilincim yerinde değildi, yaptıklarımın farkındaydım fakat hareketlerimi kontrol edemiyordum. Kasedi çekmeceden aldım ve VCR a yerleştirdim. Koltuğa oturdum ve bir anda bedenimin kontrolünü geri kazandım. Koltuktan oturmuş, kasedi izlemek üzere olduğumu farkettim. Kasedi çıkartıp üst kata gitmek istiyordum, ama garip bir güç beni bölümü izlemeye zorluyordu. Son bölüm olan 3. bölümü izlemeliydim.


Açılış sahnesi başladı ve bu kez tamamen farklıydı. Ksilofon yerine şiddetli bir gürültü vardı. Kadının sesi artık derin ve şeytaniceydi. Bilmediğim bir dilde şarkı söylüyordu. Başlık ekrana geldi, vahşi bir hayvan tarafından pençelenmiş gibi görünüyordu.



Bölüm başladığında, Stubb bir kaç çocukla bir masada oturuyordu. Çocuklara bir oyun oynamak isteyip istemediklerini sordu, çocukların hepsi hevesle evet dedi. Stubb elini masanın altına uzattı, ve büyük bir satır çıkardı. Çocuklardan birisinin kolunu masaya koymasını istedi. Küçük bir kız kolunu masaya koydu. Stubb “Bana nasıl hissettirdiğini söyle.” Dedi ve yavaşça, patates soyar gibi kızın kolundan ince et parçaları kesmeye başladı. Masa kanla dolup taşmıştı. Oda kızın çığlıklarıyla yankılanıyordu. Diğer çocuklar kaçmadı, aksine hepsi meraklı bir şekilde olanları izliyorlardı. Kıza “ Güzel hissettiriyor mu?” diye sordu. Kemiğe gelene kadar kesmeye devam etti, kız bozuk bir teyip gibi çığlık atmaya devam ediyordu. Şok olmuştum, masa kızın et parçalarıyla süslenmiş gibi duruyordu. Stubb gürültülü bir kahkaha atmaya başlamıştı. Ardından ekran karardı.


Ekran başka bir videoya geçti. Emily’nin odasının bir videosuydu. Emily yatağında uyuyordu. Stubb yatağının başında ona bakıyordu. Stubb aniden kameraya döndü, gözleri koyu, derin 2 çukur gibi karanlıktı.

1 yorum:

Yorum yaparken kaba veya küfürlü bir dil kullanmaktan çekinirseniz sevinirim ^^