12 Temmuz 2018 Perşembe

Dear Friend

Sevgili dostum,
Bu bir itiraf değil. Ortada kabullenecek bir durum yok. Bunun için kendimi suçlu hissetmeliyim. Açık olmak gerekirse, hiçbir şey için en ufak bir pişmanlık hissetmiyorum. Olanlar benim yaptığım şeyler değildi. Sanki sana yazıyormuşum gibi hissediyorum. Tüm bunları kağıda dökmek kafamı boşaltmama biraz yardımcı olacak.
Şu anda yatak odamdayım. Saat gecenin üçü. Gözlerim acıyor çünkü kapanmayacaklar. Düşüncelerim olduğunda neden bana tam olarak bunun olduğunu merak ediyor ve bunun üzerinde kafa yoruyordum. Eğer belki sana onun gözlerinden bahsedersem, benimkileri kapatabilirim. Kesinlikle öyle umuyorum. Çünkü eğer biraz dinlenmezsem sanırım aklımı kaçıracağım.
Onlar lanetli gözlerdi.
Kahverengiydiler. Güneş tam sağdan vurduğunda kehribar renginde parlayan koyu bir çikolata kahvesi. Asla önemli şeyleri hatırlamam. Doğum günleri,yıl dönümleri ya da en sevdiği renk veya şarkı neydi. Ama bunu hatırlıyorum. Uzun bir zaman önce durumlar iyiyken,kahverengi gözlerin sıkıcı olduğunu söylerdi. Gözlerinin sıkıcı olduğunu. Ona gözlerinin güzel olduğunu düşündüğümü söylerdim ve onları yapmacık bir sinirle devirirdi. Ona iltifat ettiğimde daima gözlerini devirirdi. Sanırım önünde sonunda durmamın sebebi bu. Ama parantez açıyorum; bu sana anlatmak istediğim şey değil.
Gözleri rengi yüzünden güzel değildi. Ya da kirpikleri gözlüklerinin camına değecek kadar uzun olduğu için.(onları takmayı hatırladığında,çoğunlukla yaptığı gibi onları yanı başında duran masanın üstünde bırakmazdı.) Hayır; onlar güzeldi çünkü dürüsttüler. Yalan söylemezlerdi, en azından bana karşı değil.
Ancak çoğu zaman güzel şeyler olduğu için bu bir sorundu. Onun mecburiyetten bir yalancı olduğunu söylemiyorum. Bu hiç de sorun değildi. Abartman gerektiğinde her ilişkide dönemlerin olduğunu itiraf eden ilk kişi ben olacağım. Ya tartışma ya da gereksiz acı veya hatta sadece zaman ve rahatlıktan kaçınmak için.  Her ilişkinin belli bir aldatma seviyesinde ya da en azından mutluluktan bihaber bir şekilde kurulduğu görüşündeyim.
Sorun yalan söylemesi değildi. Ah, hayır. Dediğim gibi ordaki ya da burdaki küçük bir beyaz yalan canımı sıkmazdı. Sorun şuydu, ilişkimiz devam ederken daha da cesurlaştı. Eve gitgide geç gelmeye başladı. Nefesi gitgide alkol kokmaya başladı. Ve her zaman ona nerede olduğunu sorardım. Ve o da her zaman Anne ile birlikte olduğunu söylerdi.
İşte böyle. İki hece. Clip Clop*
"Emin misin?" derdim.
"Eminim." derdi.
Tik tak.
Sonra pes eder ve horlamaya başlardı. Her nefesiyle sadece sarhoşluktan meydana gelebilecek aralıksız önlenemez bir mırıltı. Ya da sanırım obeziteden. Ama o şişman değildi. O sadece br ayyaştı. Daima Anne ile birlikte takılan bir ayyaş.
Kısa bir süre içerisinde gece alışkanlığı haline geldi.
Bir bardak sıcak sütten sonra saat 10 sularında yatmaya giderdim. Bir büro işim var (yakında açıklanacak nedenlerden dolayı sana nerede olduğunu söylemeyeceğim.) ve saat sabah 6 da uyanık olmam gerekir. Ama gelgelelim o hayatında herhangi bir işi yürütemedi. Ona daima göz kulak olan yalnızca bendim.
Saat 3 sularında yanılarak karanlıkta çaresizce el yordamıyla beni uyandırırdı. Uyandığımda onun nerede olduğunu sorardım. Anne ile derdi.
Clip clop.
"Emin misin?" derdim
"Eminim?" derdi.
Tik tak.
Ve o lanetli gözler. O lanetli yalvaran gözler. Ona inanmam için yalvardılar. Onu gözetlememem için yalvardılar. Düşünmemem için yalvardılar. Ve ben orada uzanıp, yatak odasının camından ayın solgun ışığında parlayan kehribarlara bakardım. İnan bana dostum,biliyordum. Sadece biliyordum. Biliyordum çünkü onları gördüm. Onları görebiliyordum. Onları onun gözünde görebiliyordum. Beni yansıtıyorlardı. Aynı onunki gibi gözleri kahverengiydi.
Hatırlıyorum ki, önceleri mide boşluğumda erimiş lav gibi köpüren bir öfke hissederdim. Püsküren,çağlayan. Yavaşça beni içten dışa doğru yakıyor. Gel gör ki, hiçbir şey hissetmemek için adeta çokça çaba sarf edildi. Ne hissettiğimin bir önemi yok gerçi. Onun yalanlarını yüksek sesle söylemedim. Ben kötü bir sevgili değildim.
Bunu tekrarlayayım. Ben kötü bir sevgili değildim. Muhakkak sorunlarımız vardı. Her ilişkinin vardır. Ama ben kötü bir sevgili değildim. Bunu söylediğimde bana inanacağını biliyorum. Eğer beni tanıyor olsaydın tüm hatalarım için kötü olmadığımı bilirdin.
Sana yemin ederdim ki onlar lanetli gözlerdi.
Her şey iki gün önce oldu. Eve her zamanki gibi geç geldi. Saat tam olarak gece 3:34'tü. Bunu hatırlıyorum çünkü uyanıktım ve kapı kilidinde onun anahtarlarının sesini duyduğumda saate bakıyordum. Asla önemli şeyleri hatırlamam, arabamın petrolü değişmeye ihtiyacı olduğunda ya da yağmur beklendiğinde şemsiye almak gibi. Ama bunu hatırlıyorum.
Saat antikaydı, bir aile yadigârı. Direkt yatağımın karşısında asılı durur. Beyaz boya çatlamış ve etrafı soyulmuş. Çatlaklar damar gibi duruyor. Ay ışığında hayvan leşi üzerindeki kurtçuklar gibi nabızları ve kalpleri atıyordu.
Sarkaç eğrinin altından sarkar. Kötü olan at gibi şekillenmiş olması. Yıllardır kırık ve artık sallanmıyor. Sarkaç çalışmasa bile saatin kendisi hâlâ tik tak sesini çıkarıyor.
Clip clop.
Anahtarları kilitteydi. Yatakta oturdum ve saati izledim. Tam iki dakika boyunca kapı ile mücadele etti.
Gece 3:36
Sonra kapıyı açık bıraktığımu  fark etti.
Onu açtı ve arkasından kendi kendine kapanmaya bıraktı.
Çok geçmeden anahtarlarını bıraktığını ve mutfak tezgahına koyduğunu duydum.
Bunun üzerine yürümeye başladı.
Gece 3:37
Adımları boğuktu. Mutfakta ayakkabılarını çıkarmıştı.
Tik tak.
Daha sonra yatak odasındaydı. Kapının altındaki küçük ışık aralığından ayağının gölgesini gördüm. Bir an için durdu.
Gece 3:38
Sonra, yatak odasının kapısını yavaşça itti. Onun silüetine baktım küçük ve narin. Siyah arkadan aydınlatmalı figür kapı çerçevesinde sarhoş ve belli belirsiz bir şekilde sallandı.
Gece 3:39
Ve bunun üzerine gece alışkanlığı başlayacaktı.
Sakince "Neredeydin?" diye sordum.
Clip clop.
Silüet kapı çerçevesine düştü. Yüzü gölgelerle örtülüydü. Gözlerini göremiyordum.
Sessizdi.
Belki beni duymadı. Eminim beni duymadı. Soruyu tekrar sordum.
"Neredeydin?" dedim.
O lanetli gözlerle bana bakmasını bekledim. İki hece için bekledim.
Tik tak.
Uzun bir süre daha sessizdi.
Gece 3:40
Sonra gülmeye başladı.
Yavaş,derin bir gürleme olarak göğsünde başladı.
Adeta duyulamazdı. Duymak için kendimi zorlamak zorundaydım. Figüre bakınca kapı çerçevesine yaslandı. Boğazından fokurdayışını, hız ve ses gücünün arttığını duydum. Sonra inanamayan bakışlarımın altında, kahkaları ağzından patlayıverdi. Uluyan başını geriye attı.
Yatakta doğruldum. Bu tamamen yanlıştı.
"Neredeydin?" diye üçüncü kez, kahkahasının üzerinden duyulmam için sesimi yükselterek tekrarladım.
Bu alışkanlık değildi. Olacağı varsayılmıyordu.
Kahkahalarının arasından, tek bir cümle çıkıverdi.
"Bu saatten nefret ediyorum"
Clip clop. Tik tak.
Sonra ansızın gülmeyi kesti. Bana baktı.
Benim en kıymetli dostum, onun gözlerini gördüm. Yatak odası penceresinden dalgalanan ayın ışığında parlayan o lanetli gözlerini gördüm. Onlar dürüst, içten gözlerdi. Onlar yalan söylemezdi, bana değil.
Saatimden nefret etti.
O gece neden farklıydı bilmiyorum. Eve geldiğinde neden uyanık olduğumu ya da dürüst olmak için neden o geceyi seçtiğini veya onun dürüst olma seçimi neden beni böylesi şiddetli bir öfkeyle doldurduğunu söyleyemem. Sana tüm anlatabileceğim hakikattir.
Bu bir itiraf değil.
Ona tekrar sordum "Neredeydin?"
O da tekrar "Bu saatten nefret ediyorum" dedi.
Clip clop. Tik tak.
Ardından ne olduğunu bilmiyorum. Nasıl olmuşsa onunla beraber kapı boşluğundaydım. Güçlükle soluyordu ve ellerimi tırmalıyordu. Boğazının etrafında türüyorlardı. Clip clop. Tik tak.
Tırnakları ellerimi kazıdı. Doğruyu söylemek gerekirse ellerim hâlâ acıyor. Bıraktığı yaralar oldukça derindi. Yazmayı olması gerekenden daha da zorlaştırıyor.
Gözlerimi onun gözlerinden koparamadım.
 Bu içten, güzel gözler onun kafatasından pörtlüyordu. Kan damarlarının patlamasının ve süt beyazının içinde küçük kırmızı nehirlerin ortaya çıkmasını izledim. Ay ışığında, hayvan leşindeki kurtçuklar gibi nabızları ve kalpleri atıyordu.
Clip clop. Tik tak. Clip Clop. Tik tak. Clip clop. Tik tak.
Korkuyordu. Lanetlenmiş gözler bana öyle söylüyordu. O an sonsuza kadar sürdü. Sonra aniden başladığı gibi bitti. Dehşet gibi izledim. Gerçeklik ve hayat gözlerini terk etti.
Çabalamayı bıraktı.
Onu bıraktım. Ayaklarının yere düştüğünü fark etmedim. O, cansız bir şekilde, boğuk bir gümbürtüyle yere düştü.
Sonra her nasılsa, yerde onun yanındaydım.
Dostum,yerde onunla  ne kadar zaman harcadım bilmiyorum. Sadece ne yapacağımı bilmiyordum. Gözleri hâlâ açıktı, bana bakıyorlardı,kırmızı,beyaz, kahverengiydiler. Ve artık içten değillerdi.
En sonunda onu yatağa koymaya karar verdim. Yanına uzandım. O uyanana kadar yanında beklemeye karar verdim.
İki gün oldu ve hâlâ uyanmadı. Hayatı tamamen sona ermiş görünüyor ama gözleri bana bakmayı kesmiyor. Kırmızı,beyaz,kahverengiydiler. Ve artık içten değillerdi. Kötü kokmaya başlamadan daha ne kadar dayanacağını bilemiyorum.
Ne yapacağımdan emin değilim. Tüm bildiğim bunun benim hatam olmadığı.
Onlar lanetli gözlerdi.

Clip Clop: Atın ayağından çıkan nal sesidir.

12 yorum:

  1. Pastaaaaaaaaaa i love eat creepypastaaaaaağağapxkfkdldlkkf

    YanıtlayınSil
  2. Tek kelime ile nice

    YanıtlayınSil
  3. Teşekkürler bu blog ölmemeli

    YanıtlayınSil
  4. HELAL OLSUN SİZE TEK KİLİME İLE PREFECT

    YanıtlayınSil
  5. birdaha bu yazı stilini kullanmayın kör oldum szlkbslzbtkyzbs

    YanıtlayınSil
  6. Anlamadım bubu neydi ��

    YanıtlayınSil
  7. Yanıtlar
    1. vay bee yüce zalgo bile anlamamış biz ne yapalım

      Sil
    2. ancak bu gerçekten saçmaydı belli bir olay yok en azından bana göre

      Sil
  8. Adam at mıymış ?

    YanıtlayınSil
  9. Anlayan biri anlatabilir mi

    YanıtlayınSil

Yorum yaparken kaba veya küfürlü bir dil kullanmaktan çekinirseniz sevinirim ^^