korkunç hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korkunç hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2021 Salı

My Mother thinks She’s Dead

    Annem., arkadaşlarıyla buluştuğundan beri garip davranıyor. Eskisi kadar parlak, neşeli hali yok. Sandalyesinde cenin pozisyonunda çömelmiş, yüzüne hüzün kazınmış oturuyor. Yürüyorsa, yavaşça yürüyor ve ağırlığını bir yandan diğer yana kaydırıyordu. Babam, kız kardeşim ve ben onun iyileşmesine yardım etmeye çalışıyorduk ama hiçbir şey yardımcı olmuyordu. 

   Onu, ne hissettiği hakkında konuşturmaya çalışıyorduk ve söylediği tek şey ''Ben öldüm'' oluyordu. İçten ölümden bahsetmezdi asla ama kelimenin tam anlamıyla ölü. Ona ölmediğini ve burada olduğunu söyleyip duruyoruz. Bunu sürekli inkar ediyor ve burada olmaması gerektiğini bize anlatmaya çalışıyor.

  Annem garip şeyler söylüyordu; onun bedenini buldunuz, onu rahat bırakın, ona uygun bir cenaze düzenleyin, gibi şeyler. 

  Ormanda derisinin çürümüş olduğunu gördüğünü ve çürüyen vücudunun kokusunu aldığını söylüyor. Ona neden bahsettiğini sorup duruyorum. Arkadaşlarıyla buluştuktan sonra eve geç geldiği bir geceden bahsediyor. Saat 23.00 civarında eve gelmişti. Garip olan, arabasının hiçbir yerde bulunmamasıydı. Ona eve yürüyüp yürümediğini sorduk ve bize söylediği tek şey enkazda öldüğü. Ona göre, yoldan çıktı ve arabası devrildi. O kazada öldüm; diyor. Onu hayatta olduğuna ikna etmeye çalışıyoruz. 

  Annemde neyin yanlış olabileceğini söylemesi için onu yerel bir psikiyatriste götürdük. Doktora göre, "Cotard Sendromu" denen bir hastalıktan muzdarip olabilir. Bunun ima ettiği şey, Annenin öldüğü yanılsaması altında olmasıdır. Herkese dediği gibi tek dediği, o kazada öldüğü. 

  Bu arada annemin arabasını arıyorduk. Yol kenarında mahsur kaldığı sonucuna vardık ve eve yürüdük ve bir şekilde onu unuttuk. Arabasını ev ile bar arasında hiçbir yerde bulamadık. "Yanlış yere bakıyorsun" diye cevap verdi. 

Hiçbir şey yardımcı olmadı.

Sonra polisten bir telefon aldım. Hattaki memur, yol kenarında devrilmiş bir araba bulunduğunu söyledi. Günlerdir ölü olan içerideki kişi, annemin tanımına uyuyor. Birinin morga gelip cesedi teşhis etmesini istediler.Telefonu kapattıktan sonra belirsizlikle donmuştum. Annem bana doğru yürüdü ve vücudumdan soğuk bir hava akımı geçtiğini hissettim.


 İnce soğuk havada buharlaşmadan önce "Cenazede görüşürüz," dediği son şeydi.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

''Onun Yanına''

             
    Genç kız ağaçların arasındaki çalılıklardan yürüyordu.Akşam karanlığı tamamen çökmemişti ama
ağaçların arasından batmakta olan güneşin kızıllığı görünüyordu.Ormandaki sessizlik yüzünden nefes alışınızı bile duyabilirdiniz.Sessizliği bozan ağaçlardan birinin kırılma sesiydi.Kız sesin geldiği yöne döndü ve şaşkınlıktan öylece bakıp kaldı.Bulunduğu ormanda hayvanlar olduğu aklına geldi ama görebildiği hiçbir tehlike yoktu.Bu bir hayvan olamazdı.Etrafına bakarken az ilerde çalıların arasına çömelmiş bir adam gördü.Kızı görünce bir anda şaşırdı ama yüzünde sevecen bir gülümseme vardı.'Merhaba küçük hanım'dedi.Adamın elleri kirlenmişti ve büyük bir kürek taşıyordu.Kız adamın orada ne yaptığını merak ediyordu.'Adın ne küçük kız?','Goldilocks'diye cevap verdi kız.Adam kendini tutamayarak güldü ve 'Sanırım bu da beni Papa Bear yapar'dedi.Yüzüne daha garip bir gülümseme yerleşti.'Senin yaşında bir kızın burada tek başına işi nedir?'diye sordu.'Arkadaşım Nathan'ı arıyorum'diye cevap verdi.'Sanırım sana yardım edebilirim'Kızın elini yakalayıp.'Sence küçük Nathan nerede saklanıyor olabilir?'

  Çok üzgün olduğu her halinden belliydi.'O saklanmıyor,kayıp.Geçen hafta ormana oyun oynamaya gelmiştik,o zamandan beri geri gelmedi'dedi.'Ormanlar sizin yaşınızdakiler için tehlikeli yerlerdir,Merak etme onu bulacağız'dedikten sonra tüm dişlerini gösterip gülmeye başladı.Adam önde kız arkasında onu takip edip yürümeye başladı.Gecenin karanlığında ormanı aydınlatan tek şey ayın bembeyaz ışığıydı.Kızın içi ürperdi.'Zavallı çocuk,kaybolmasına üzüldüm'İkiside durdu ve adam elindeki küreği yavaşça yere bıraktı.Kızın üşüdüğünü fark etmişti ve üstündeki eskimiş ince ceketi kıza verdi.'Bu orman hakkında ki hikayeyi biliyor musun?Kötü şeyler oldu burada çok kötü şeyler.En azından duyduklarım böyle.Bir keresindede bir oğlan burada yalnız başına dolaşıyordu ama o şanslıydı ki buraları tanıyan bir adam oğlanı bulmuş'.'Şanslıymış...'dedi kız kısık sesle.Aslında ikiside Şanssızdı.çünkü adam oğlanı evine almıştı'.Kız'Anlamadım bunun nesi şanssızlık olabilir ki?'.'Çünkü çocuk hareketli biriymiş ve adamın onu kurtarmasından memnun olmamış ve tekrar ormana dönmüş,maalesef çocuk o gece ölmüş.Cesedi hiçbir zaman bulunamadı'.Kız 'Eğer hiç bulunamadıysa öldüğünü nerden biliyorsun...?diye şüpheyles sordu.Adam'ah..sonuçta birileri bilmek zorunda değil mi?' dedi.

Kız yüzüne öfkeli bir gülümseme yerleştirip yavaşça yere eğildi ve küreği eline alıp hızla adamın yüzüne savurdu.'Hikayelerine bayıldım.Şimdi seni Nathan'ın yanına göndereceğim.'

Kız neşeli bir ıslık çalarak,derin bir çukur kazmaya başladı...

19 Mart 2015 Perşembe

‘’Nightmares’’

Rüyaların eğlenceli şeyler olduğunu düşünürdüm. Bu yüzden daha fazla görebilmeyi istiyordum. Çünkü onlar bitmek bilmeyen isteklerimi engelleyen tek sebepti. Hiç kabus görmezdim ve bundan memnundum. Aslında… Hayır kesinlikle değildim. Daha fazla adrenalin için yalvarıyor, gözlerimin yerinden çıkmasını ve kalbimin kontrolden çıkmış bir halde atmasını istiyordum. Ne derler bilirsiniz ‘’Ne dilediğine dikkat et!’’ Yalan söylemiyorlarmış.

Kabuslarım çoğaldıkça çoğaldı ve sıklaştı. Başta küçük şeyler olmaya başladı, yine de kimsenin istemeyeceği türden şeylerdi. Saldırgan köpekler tarafından parçalanmak, terkedilip yalnız kalmak, okulda utanç durumlara düşmek. Bunlardan sandığımdan çabuk yorulmuştum. Bu yorgunluk hem psikolojik hem de fizikseldi ve kendimi uyanık tutmak için hiçbir şey yapamıyordum. Zamanla kabuslar daha akıcı hale geldi. Beynim benimle savaş halindeymiş gibiydi, benimle oyun oynuyordu.

Artık boğazım düğümlenmeye başlıyordu, nefes alamıyordum, çığlık bile atamıyordum, ciğerlerimden içeri hava girmiyordu. Cildim yağ gibi eriyip gidiyordu, sürekli biraz daha yırtılıyor gibiydi. Ellerimden yukarı bağlanmış ve vücudumun kesildiğini hissediyordum. Artık cehennemi istiyordum. Sonra bir anda uyandım ve boş gözlerle odamı taramaya başladım.

Duvarlar morlaşmaya başlamış ve bir sis gibi duman halinde gibi görünüyordu. Köşede ki oyuncak filim kocaman olmuş ve bulanık görünüyordu. Artık hiç nefes alamıyordum. Boğazımda ki damarda nabız yoktu. Saatlerce nefes almaya çalıştım ama sonuçsuzdu, ciğerlerime biraz olsun hava girmedi. Kendimi kontrol etmek için defalarca çimdik attım ama oradaydım, yani uyumuyordum, bu sefer rüya değildi. Saatime baktım, saat her zaman ki gibiydi. Uyanma saatime yaklaşık üç saat kalmıştı.

Gözlerim kapanacak gibi oluyor ama açık tutmaya çalışıyordum. Gözlerim kapanmadan bir an önce kendimi uyanık tutacak bir şeyler yapmalıydım. Zar zor banyoya kadar gidebildim, ve uykunun lanetinden kaçabilmek için defalarca yüzüme soğuk su çarptım.

Okula bu halde, bir zombi gibi gidebilirdim, nasılsa kimse beni fark etmeyecek ve bir şey demeyeceklerdi. Sanırım paranoyak olmaya başlamıştım. İnsanlar yanımdan geçip giderken aklıma bir şeyler akın ediyor, beynime düşünceler yağıyordu. Şu kız iki gün önce kendini yaralmaış, şu oğlan arkadaşının boynunu kırmış, şunlar kavga ettikleri kişileri bıçaklamışlar… Hepsini beynimden söküp atmaya çalıştım ve korku içinde, dünyada ki cehennemi insanların yaratmış olabileceğini düşündüm. Bir yere oturup düşünmeye başladım, insanlar ne kadar saçma şeyler konuşuyordu.

Kabuslarım artık veba gibi bütün vücudumu esir almıştı. Bir tarihi makale yazmanın kolay olabileceğini düşündüm. Gece olunca bilgisayarın başına geçip bir tane yazmaya başladım. Tarihteki savaşlar insanları etkilemiş görünüyordu, ama nedense beni beklediğimden daha fazla üzdü. Resimdeyse, çizimlerim herkese iğrenç geliyordu ama bence fena sayılmazlardı. İnternette dolaşırken R. E. İsimli bir öğretmenin ‘Cehennemin Sırları’ isimli bir kitabını buldum, tüyler ürperticiydi… Tek istediğim Yeraltının Efendisi Hades’le ilgili bilgi toplamaktı. Topladığım bilgilerde ürkütücüydü… En sonunda insan fizyolojisiyle ilgili bir yazı okumaya başladım.

Burada yazana göre teoride bir insan uyumadan on dört gün boyunca uyumadan yaşayabilirdi. Ancak en çok uyumamayı başaran yedi günde kalmıştı, ve bu deney Amerika’da bir üniversitede yapılmıştı. Benim dayanabildiğim süre beş gündü. Ama artık yeterdi, daha fazla dayanamazdım. İlk önce kısık kısık fısıltılarla başladı. Sesler beni çileden çıkarıyordu. Çok tiz seslerdi ve ne dediklerini anlamaya çalıştıkça daha da acı veriyorlardı. Kendimi boşlukta gibi hissediyordum, hiçbir şey hissetmiyormuş gibi… Tek yapabildiğim korku içinde sonumu beklemekti. Sesler sanki çok uzaktan geliyormuş gibiydi, ama bir o kadar da korkutucu seslerdi ve sonsuza dek sürecek gibiydi. Sanki bir tahtaya sürtülen tebeşir ve ya, taşa sürtülen bıçak gibi tiz seslerdi. Bu imgeleri hayal ettikçe önümde belirmeye başladılar. İçeride ki her şey bir anda parlamaya başladı, resimlerdeki camdan yansıyan ışıklar gözümü alıyordu. Tüm bunların kendi hayallerim olduğunu umuyordum, değilse bile şizofreni halüsinasyonlarını durdurabilir miydim? Yine de kim çok uzun zaman uykusuz kalırsa böyle şeyler görebilirdi.

Bu durumumu kabullenip her gece kahrolası canavarlarla yüz yüze karşılaşmaya hazırlandım.

Uzun süre uyumuştum. Uzun derken altı saatlik bir uykudan söz ediyorum. İşte bu yüzden karanlıkta kaldığımda etrafta siyah noktalar ve ya olmayan nesneler görmüyorum, orada ne varsa doğrudan onu görüyorum. Odamın kapısının gıcırdayarak açıldığını duyarken de bunun gerçek olduğunu biliyordum. Biliyordum, işkence edilen ruhların kulaklarımı sağır eden, tiz seslerini duyarken. Fısıltısını duyduğumda benim için geldiğini anlamıştım, bunun da gerçek olduğunu biliyorum.

Ne derler bilirsiniz: ‘Ne dilediğine dikkat et!’ Ben Cehennemi diliyorum! İşte, sabaha neredeyse üç saat var, zamanım dolmak üzere. Onları duyabiliyorum…

ÇN: Ne dilediğinize dikkat edin, ağır bedeller ödeyebilirsiniz. Olsun macera iyidir :D 

27 Eylül 2014 Cumartesi

Hayalet Çocuklar





 San Antonio, Teksas'taki bu tren yoluyla ilgili efsaneye göre, okula giden çocukların olduğu bir araç, trenin altında kalır. Hayatını kaybeden çocukların artık bu noktada "dolaştığı" rayların üzerinde kalan araçları "ittikleri" iddia ediliyor...


http://www.youtube.com/watch?v=m-ZWdwPc2LA


ÇN:Arkadaşlar kusura bakmayın video programım olmadığı için videodaki yazıları çeviremedim ama özeti yukarıda bu da gerçek olmuş bir paranormal olaydır fotoğraf yapmacık bu fotoğrafa inanmanızı beklemiyorum ama video hakkını vericektir ^_^