jeff the killer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jeff the killer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2015 Çarşamba

"Jane the Killer"

Dinle, sana bunları anlatmamın tek sebebi şu "Jane the Killer" hikayesinin beni sinir etmeye başlaması.

Gerçek adım Jane Arkensaw, başka bir deyişle "Jane the Killer". Anlatacaklarım Jeff'le nasıl tanıştığım, böyle görünmemin nedeni ve Jeff'i öldürmek isteme sebebim.

Sokağın karşısına yeni bir ailenin taşındığını duyduğumda o kadar da şaşırmadım. İyi bir mahalleydi ve nerede olduğu düşünülürse ev oldukça ucuzdu. Sanırım her şey cehenneme döndüğünde 13-14 yaşımdaydım.

Taşındığı zaman Jeff'le hiç gerçekten konuşmamıştım. Açık olmak gerekirse onunla hiç konuşmamıştım ta ki... o geceye kadar. Ama bunun hakkında konuşmak için daha çok erken. Jeff hakkındaki ilk izlenimim iyi bir çocuk olduğu yönündeydi. Muhtemelen iyi notları vardı, kavga gürültüden uzak dururdu, hatta belki birine açılsa havalı bir çocuktu.

Kardeşi Liu, ailesini hep birinci planda tutuyor gibi görünüyordu. Kardeşiyle birlikte (Jeff) kaldırımda oturuyorlardı. Tabii ki sadece tahmin yürütüyordum ve incelemeyi çok takmadım çünkü camdan onlara bakarken okula hazırlanıyordum ve geç kalmak üzereydim. Geç kalmak benim için sıradışı bir durumdu çünkü herhangi bir şeye geç kalmam çok zordu. Özellikle okula.

Randy'yi ve yardakçılarını o aptal kaykayıyla Jeff ve Liu'ya diklenirken gördüğümde hiç şaşırmadım. Randy zorbadan başka bir şey değildi. Her zaman kendinden küçüklere bulaşırdı.

Hatta Randy ailemin diğerleri gibi otobüse binmeme izin vermeyip beni okula kendilerinin bırakmak istemelerinin sebebiydi. Herkes yemek parasını ya da nakit parasını zorla topladıkları sözde bir "yol parası" yüzünden Randy'ye ve yardakçılarına vermek zorundaydı

Hepimiz Randy'nin tayfasının bıçak taşıdığını biliyorduk ve aldıkları paradan bloktaki başka çocuklara bahsedersek bıçaklarıyla bizi tehdit edeceklerini de biliyorduk. Hepimiz, ancak geri kalanlarımız gibi gözlerini korkutmaya çalıştıkları yeni çocuklar hariç.

Randy'nin onlarla konuştuğunu pencereden gördüğümde başımı başka yöne çevirdim. Pısırıkça bir hareketti ama başka bir çocuğun parasını Randy'ye verişini izlemekten daha önemli işlerim vardı. Ancak merakım baskın geldi ve birkaç saniye sonra dönüp baktım. Gördüğüm şey karşısında nutkum tutuldu. Şimdi Jeff dikleniyordu ve görünüşe göre Randy istediğini elde etmişti.

"Otur oturduğun yerde. Aptallaşma." diye düşündüm.

Ardından Jeff'in Randy'nin suratına yumruğu geçirdiğini ve bileğini kırdığını gördüm.

"Aman Tanrım." diye fısıldadım. Sonra "Seni aptal!" diye bağırdım.

Ailem alt kata koştu ve ne olduğunu sordular. Dışarı bakıp neler olduğunu gördüler. Jeff çoktan sıska olan çocuğu çizmişti, galiba adı Keith idi, ve çocuk kendini yere atıp bağırmaya başladı. Troy sadece tek yumrukla yere yığıldı. Evim Jeff ve kardeşinin oturduğu yerin karşısında olmasından ve ön taraftaki camların büyük olmasından bütün olayı gördük. Ya da en azından ben gördüm. Ailem kardeşlerin cüzdanları Randy tarafından gasp edildikten sonra geldi. Yani bütün gerçeği bilmiyorlar.

Jeff'in kavga edişini izlemek rahatsız ediciydi. Bundan fazla zevk alıyordu. Birden boğazım düğümlendi, sanki olmaması gereken bir şeyler oluyormuş gibi. Liu'nun yüzündeki bakıştan anlaşıldığı kadarıyla Jeff'in bu taraklarda bezi yoktu. Sonraki bildiğim şey siren sesleri duyduğum ve yeni çocukların tabanları yağladığıydı. Polisler otobüs şoförüyle beraber "mağdurları" soruşturmak için geldiler. İyi olacaklar gibi görünüyordu. Bilirsiniz, onların başının altından çıkan bunca pisliğe rağmen.

Babama bir narkotik polisi tarafından çamur atıldığından beri ailemin politikası "polislerden uzak dur" olduğundan siren sesi duyduğumuzda arka bahçeye indik ve arabaya binip oradan ayrıldık.

Ailem beni okula bırakırken Jeff'le asla konuşmamamı istediklerini açıkça belirttiler. Onlara karşı gelmedim.

 İlk derslerim resimdi yani Jeff'i son derslere kadar görmedim. Resmimdeki renkleri hala görebiliyordum ama yeterince uğraşırsam. Geriye kalan her şey, baktığım her şey griydi. Sanırım bu birinin masumiyetini kaybettiğinde ödediği bedel.

Jeff'i son teneffüse kadar görmedim. Gördüğümde ise..hiçbir şey olmamış gibiydi. Başta neşeli taklidi yapıyor sandım, bu sayede insanlar işlediği suç hakkında şüphe duymayacaklardı. Ama o gerçekten neşeliydi.Açıkça söyleyebilirim ki, yeni okulun verdiği heyecan değildi bu.Takındığı gülücük bana sadistçe geliyordu. Deli bir adamın gülüşüydü. Öğretmenler zili çaldı ve zille beraber olabildiğim kadar hızlıca kapılardan fırladım. Ben hariç kimse Jeff'in gerçekte ne olduğunu bilmiyordu. Bir ucube olduğunu.

Sonraki gün mevzu çıkmadan geçecek gibi görünüyordu. Sonra Jeff'in evinin önündeki polis arabasını gördüm.

"Demek seni yakaladılar." dedim içimden.

Kimse böyle bir şeyden paçayı sıyıramazdı (bilirsin, bütün mahallenin gözü önünde). Ancak kimi yakaladıkları konusunda yanılmışım.Beklediğim gibi Jeff'le dışarı çıkacakları yerde polisler kardeşi Liu'yla çıktılar.

Jeff'in suçu kardeşine yıktığı düşüncesi tam beynimde beliriyordu ki Jeff  "Onlara benim yaptığımı söyle, Liu!" diye bağırarak evden fırladı (duyabiliyordum çünkü evin kapısı açıktı.).

Liu'nun, Jeff'in bu taşkınlığına verdiği cevabı duymadım ama kesinlikle Jeff'in duymak istediği şey değildi. Birkaç saniye sonra polis Liu'yu götürdü ve Jeff annesiyle dışarıda kaldı.Birkaç dakika sonra ise annesi içeri girdi ve Jeff'i dışarıda bıraktı. Sokağın karşısından duyamasam da, söyleyebilirim ki ağlıyordu.

Kim ağlamazdı ki?

Ertesi gün Liu hakkında dedikodular yangın gibi yayıldı. Dedikoduların başlaması uzun sürmüştü halbuki. Çünkü Randy'nin eline verdiklerini konuşmaktan çekiniyorlardı. Birkaç gün okula gelmeyeceğini öğrendiklerinde, herkes bu fırsattan faydalanıp mümkün olduğunca tadını çıkarmaya karar verdi. Ve böylece birsürü rastgele saçmalık ortaya çıkmış oldu.

"Liu'nun, Keith'in kolunu kesip attığını duydum!"

"Öyle mi? Ben de duydum ki Liu, Troy'un karnına öyle sert vurmuş ki herif kan kusmuş."

"O da bir şey mi? Benim duyduğuma göre, Randy'yi öyle bir yumruklamış ki, Randy'nin burnu kafasının arkasından çıkmış."

Vesaire, vesaire...

Şahsen, Jeff'le veya kardeşiyle alakalı herhangi bir şeye karışmak istemedim. Ama... o kadar yalnız ve üzgün görünüyordu ki bu beni bir şeyler yapmaya zorluyordu. Böylece ona burada bir arkadaşı olduğunu  ve Liu'nun duruşmasında gerçekte olanlar hakkında ifade vereceğimi söyleyen bir not yazdım. Notu ders başlamadan önce "J" harfiyle imzaladığım zarfın içine koyup sırasına bıraktım ve sınıftan ayrıldım. Geri geldiğimde Jeff sırasındaydı ve not gitmişti.

Günlerden cumartesiydi. Ben evde yalnızdım ve ailem işteydi. Yan komşunun çocuğu doğum günü partisi veriyordu. Odamın camını açtım ki ödevimi yaparken odama tatlı bir yel dolsun istiyordum. Ama çocuklar o kadar gürültü çıkarmaya başlamıştı ki camı kapatmaya karar verdim. Camı kapatmak üzereyken Jeff'in diğer çocuklarla oynadığını gördüm. Etrafta koşuşturuyor, çakma kovboy şapkalarından giyiyor ve oyuncak bir silahla ateş ediyordu. O kadar gülünç görünüyordu ki kahkahamı tutamadım.

"Belki de o düşündüğüm gibi bir canavar değildir." diye düşündüm. Düşüncemden dolayı kendimden utandım.

Tam camı kapatacakken Randy ve yardakçılarının geldiğini gördüm. Jeff'in olduğu yere, kaykaylarıyla çitlerin üstünden atladılar.

"Yine mi?!" diye bağırdım cam açıkken.

Randy ve Jeff'in küçük bir konuşma yaptıklarını gördüm ama çocukların bağrışlarından çığlıklarından hiçbir şey duyamıyordum. Randy, Jeff'in üstüne atıldı ve boğuşmaya başladılar. Telefonu alıp 911'i aramak üzereydim ki, Troy ve Keith'in bağrışını duydum:

"Kimse karışmasın yoksa silahlar patlar."

Pencereden tekrar baktığımda ikisinin de ellerinde silah olduğunu gördüm. Başkalarının hayatını riske atmadan polisi çağıramazdım. Zaten istesem de çağıramazdım çünkü telefonumun şarjı bitmişti. Jeff yerde tekmelenirken Randy'nin ayağını tuttu ve büktü. Randy yere düştü Jeff fırsattan istifade, eve gitmeye çalıştı. Ama Troy, Jeff'i yakasından tutup eve fırlattı. Cam kırılması duydum ve onu öldüreceklerini biliyordum.

"Randy, seni götlek!" diye bağırdım ama diğer çocukların bağrışları, sesimi bastırdı.

Daha fazla bekleyemezdim, ebeveynlerimin yatak odasına gidip babamın telefonunu aramaya başladım. Bir umut evde bırakmıştır diye. Kalbim küt küt atıyordu. Yardım çağırmam ne kadar uzun sürerse birinin öldürülme ihtimalinin o kadar arttığını biliyordum. Sonunda yatağın altında telefonu buldum. Numaraları tuşlamak için hiç zaman kaybetmedim.

"Alo Polis İmdat, buyrun?"

"Yardım etmeniz gerek, yanımdaki evde acil bir durum var! Birkaç kişi çitten atladı ve birini dövüyorlar! Silahları var ve acele etmeniz gerek, lütfen!"

"Pekala hanımefendi, şimdi bana adresinizi söyleyin ve yardım göndereceğim."

Çabucak kendi adresimi ve yan evin adresini verdim.

"Lütfen acele edin!" diye ekledim.

"Her şey yoluna girecek, lütfen hattan-"  PAT PAT PAT!!

Yan evden gelen silah sesleri duydum. ciyakladım ve telefonu düşürdum. Yere çarptı ve kırıldı. Hemen cama koşup neler olduğunu öğrenmeye çalıştım. Camdan kafamı çıkarır çıkarmaz alevlerin harlanışını ve çığlık seslerini duydum. Jeff'i bir daha gördüğümde öyle çığlık atmasını sağlayacağım. O çığlığı benzetebildiğim tek şey bir hayvanın canhıraş çığlığıydı. O zamanlar o ses beni dehşete sürüklemişti. Ama şimdilerde ise kulağıma müzik gibi geliyor ve o çığlık sesinden daha çok duymak istediğim bir şey yok.

Alevlerin sanki kızgın bir ejderha varmış gibi evden dışarı püskürdüğünü gördüm. Aşağı koştum ve mutfaktan yangın söndürme tüpünü kapıp dışarı fırladım. Koşarken söndürücünün acil durum pimini çektim. Şansıma içeri daldığımda kapı kilitli değildi. Ama Jeff'i gördüğüm anda donakaldım.

Merdivenlerin dibinde neredeyse tamamen yanarak yatıyordu ve yetişkinler onu söndürmeye çalışıyordu. Bütün kargaşada teninin parçalarını görebiliyordum. Bazı kısımlar pembe, bazı kısımlar tamamen kavrulmuş, ama tamamen kırmızıyla kaplanmış. Gördüklerim karşısında çığlık attım ve bayıldım. Son hatırladığım şey bazı yetişkinlerin bana doğru koştuğuydu. Bana yardım etmek için miydi yoksa yangın söndürücüyü almak için miydi bilmiyorum.

Kendime geldiğimde bir hastane odasında hasta kıyafetleri içinde yatıyordum. Birkaç dakika sonra içeri bir hemşire girdi. Uzun kahverengi saçlarını topuz yapıp şapkasının altına gizlemişti. Burada olmak istemiyor gibi görünüyordu. Ona ne olduğunu sordum.

"Bütün bildiğim seni buraya birkaç çocukla beraber getirdiler. düşüp kafanı yangın söndürücüsüne vurmuşsun." dedi sinir sinir.

"Yangın söndürücüsü mü?" elimi kaldırıp başıma dokundum. Portakal büyüklüğünde kocaman bir şişliğin etrafına sarılmış bandajlar hissettim. Ardından Jeff'i hatırladım.

"Benimle gelen bir çocuk vardı, yanıkları olan hani, o iyi olacak mı?"

İç geçirdi, "Bak, seninle beraber buraya yanıkları olan iki çocuk daha geldi. Sırf erkek arkadaşın diye onu görmene izin vermeyeceğim."

Isının yüzüme çıktığını hissettim. "O benim erkek arkadaşım değil! Ben sadece onun için endişelendim! Sen de gözünün önünde diri diri yanan biri için endişelenmez miydin?!" sesimi sabit tutmaya çalıştım ama yalan söylüyormuşum gibi titredi.

"Her neyse, bu arada ailen geldi. Onları görmek ister misin?"

"Evet, elbette!" beni bu hemşireden kurtaracak her şeye varım.

Ailem içeri girdi ve sonunda hemşire gitti. Ne olduğunu sordular. Her şeyi anlattım. Kavgayı, bıraktığım notu, her şeyi.

"Randy'nin sağlam pabuç olmadığını biliyordum!" dedi annem.

"Jeff'in durumu hakkında bir şey duydunuz mu?" diye sordum.

"Hayır, hiçbir şey duymadık," dedi babam, "sana olanları duyar duymaz hemen buraya geldik."

"Peki size kim söyledi?" Partide ailemin tanıdığı birini gördüğümü sanmıyordum.

"Bizi hastane aradı." dedi annem.

"Mantıklı." tabii ki bana göre mantıksızdı. Herhangi bir kimlik kartım olmadan beni nasıl tanıyabilirlerdi ki?

Kapının önünde orada dikilen bir adam ve bir kadın gördüm. Ailem bakışımı takip etti ve onlar da gördü.

"Pardon, acaba burası Jane Arkensaw'un odası mı?" diye sordu kadın.

"Evet," dedi annem, "siz kimsiniz?"

"Ben Margret ve bu da Peter, kocam." yanındaki adamı gösterdi. "Biz Jeff'in ailesiyiz."

Yatağımda doğruldum.

"Ben Isabelle, bu da benim kocam Greg ve kızımız Jane." diye tanıttı annem.

"Demek sen yangın söndürücüyle içeri dalan kızsın." dedi Margret

Hemencecik "Evet," diye yanıtladım. Aslında biraz utanmıştım. "oğlunuz iyi mi?"

"Birkaç saat önce ameliyattan çıktı. Doktorlar iyi olacağını söylüyor."

Bunu duymak beni rahatlatmıştı. "Bu iyi bir haber." dedim. "Bakın, Jeff ve Liu'ya okulun ilk günü neler olduğunu biliyorum..." ve Jeff'in ailesine gerçekte olanları anlattım.

"Jeff'in böyle bir şey yapabileceği aklımızın ucundan dahi geçmezdi." dedi babası.

"Liu'nun kimseyi dövmediği hakkında ve Jeff'in, Randy ve çetesini, sadece meşru müdafaa* olarak dövdüğü hakkında ifade vermeye niyetliyim."

"Gerek yok," dedi Margret. "Liu çocuklara olanlardan sonra tahliye edilecek."

"Güzel."

"Sana oğlumuzu kurtarmaya çalıştığın için teşekkür etmeye gelmiştik, Jane. Sizin neslinizde Sadece kendini düşünmeyen insanların olduğunu görmek yüreğimi ısıtıyor."

Kızardım, "Benim yerimde kim olsa aynısını yapardı." yere baktım, "Ben kahraman değilim."

"Saçmalık!" dedi Margret. "En azından Jeff hastaneden taburcu olunca bize yemeğe gelin!"

Anneme ve babama baktım. "Bizim için bir onurdur," dedi annem.

"Anlaştık o zaman! Jeff taburcu olur olmaz sizi arayacağız." vedalaştık ve gittiler.

Yaklaşık 2 gün geçtikten sonra beni taburcu etmişlerdi. Bu süre zarfında ailesiyle veya Jeff'le hiçbir şekilde iletişim kurmamıştım ama kardeşi Liu'nun salındığını ve Jeff'in yaralarının iyileşmekte olduğunu öğrendim.

Okula döndüğümde bütün ilginin merkezindeydim. Aşağı yukarı o evde olanları gören tek kişi ben olduğum içindi. Ama olayı sadece arkadaşlarım Dani, Marcy ve Erica'ya anlattım. Onlara ne diyeceğimi bilmiyordum ben de bu yüzden olayı anlattım.

"Görünüşe göre Jeff'in eline vermişler," dedi Dani. Simsiyah saçları safir mavisi gözleri vardı. Genelde aramızdaki en aklı havada kişi oydu.

"Şey, en azından dövüşerek dayak yedi. O aptalları kendisiyle beraber hastanelik ettiğini duydum." Erica kıkırdadı. Hep 80'lerden fırlamışcasına giyinirdi. Uzun diz üstü gökkuşağı renklerindeki çorapları, onlara uygun saçı ve hep sırt çantası taşıması...

"Aynı zamanda Jane'in de hastanelik olmasına sebep oldu. Belki Jane de Jeff'i dövmeye çalışıyordu ha," Marcy kahkahayı patlattı. O küçük gurubumuzun hanım hanımcık kızıydı. Sarışın, kahverengi gözlüydü ve ne zaman görsek üzerinde pembe bir şeyler vardı. Bazen tişörtünde bazen takılarında illa ki pembe vardı. Tanıdığım en büyük drama kraliçelerinden biriydi. Her zaman gerçekleri çarpıtırdı ya da yalanları gerçek gibi gösterirdi.

"Sana söyledim,oraya Jeff'e yardım etmeye gittim çünkü yanlış olan bir şeyler vardı." diye homurdandım. Ben "sade-Jane"dim, kahverengi saçlar, yeşil gözler ve tamamen alışılmış bir çehre.

Marcy dramatik sesiyle, "Ya da belki... sevdiceğini gidip kendisine yardım bulmadan önce son bir defa görmek istedin."

Ona yemek tabağı büyüklüğünde gözlerle baktım.

"N..Ne??"

"İnkar edemezsin, Jane Arkensaw! Sen Jeff'ten hoşlanıyorsun!"

Marcy bunu der demez vücudumdaki her bir kan damlası yüzüme hücum etti.

"Ne?! Hayır! Ben sadece ona yardım etmek istemiştim hepsi bu!"

"Yalancı! Seni masasına not bırakırken gördüm! Neydi o? İlan-ı aşk mektubu muydu yoksa?"

"Hayır! Öyle bir şey değildi! Ben sadece-"

"Yani ona bir not bıraktığını itiraf ediyorsun?"

"Neyi ima ediyorsun?"

"Sadece tahmin yürütüyordum," bana alaycı ufak bir gülücük attı ve cevabımı beklemeye başladı.

Diğer kızlar bana gülmeye başladı.

"Jane, bu sadece bir şakaydı, seninle kafa buluyordum!" dedi gülerek.

"Yüzün bir domatesten daha kırmızı!" diye kahkaha attı Erica.

"Hepinizden nefret ediyorum." diye homurdandım.

"Bu kadar ciddi olmasana!" Dani elini omzuma koydu. "Hadi, sınıfa gidelim."

Haftalar geçti ancak her şey normal görünüyordu. Hatta Liu birkaç arkadaş edinmiş bile. Her şey normaldi ve sıra dışı hiçbir şey olmadı. Ardından Liu yanıma gelip benimle Jeff hakkında konuştu.

"Pardon, adın Jane'di değil mi?"

Arkamı döndüm ve baktım,

"Evet. Sen Liu olmalısın, Jeff'in kardeşi."

"Aynen." biraz rahatsız görünüyordu. Ben de öyleydim.

"Şey, ailem Jeff'in bandajlarının birkaç güne açılacağını söylememi istedi. Yani yakında sizi akşam yemeğine davet eden bir telefon bekleyin."

"Şey, tamam teşekkür ederim," dedim.

Arkasını dönüp gitmek üzereydi ki,

"Hey, bak Jeff için yaptığın şey... gerçekten saygı duyulacak bir şey." dedim.

"Sağol. Duyduğuma göre sen de kardeşime yangın söndürücüyle yardım etmeye çalışmışsın. İyiymiş."

"Ya? Şey, sağol. Görüşürüz, sanırım."

"Evet, hoşçakal."

Yanımda küçük bir ses duyduğumda Liu'nun gidişini izliyordum,

"Erkek arkadaşını aldatıyorsun ha?"

"Neyy??" Arkamı döndüm, şaşırmıştım. Bu Marcy'ydi.

"Hem de kardeşiyle!" soluğu kesilmiş gibi yaptı.

"Kes sesini!" diye bağırdım. Emin olmak için hemen başımı çevirip Liu'nun duyup duymadığına baktım. Duymamıştı.

"Sınıfa gidelim artık." yine homurdandım.

Telefon gelene kadar aradan iki gün geçmişti. Annem açtı. Birkaç dakika sonra kapattı ve bana dedi ki;

"Jane, Jeff bugün hastaneden taburcu oluyormuş."

Baktım ve "Bu harika!" dedim.

"Görünüşe göre birkaç gün bedava akşam yemeği yiyeceğiz!" diye kıkırdadı.

Birkaç saat geçti ve sokağa bir arabanın yanaştığını duydum. Camdan dışarı baktım ve Jeff'in arabasının, evinin önünde olduğunu gördüm.

"Jeff eve döndü," diye düşündüm. Meraktan nasıl göründüğüne bakmaya karar verdim.Yüce Tanrı'm ne kadar da yanlış bir karar vermişim!

Önce babası çıktı, sonra annesi, ardından Liu. Ama Jeff'in bundan bundan daha farklı görüneceğini beklemiyordum. Omuzlarına düşen uzun siyah saçları vardı, beyaz kayış gibi ten, ve o sırıtma... O sırıtışı Randy, Keith ve Troy'u dövdükten sonra okulda yüzünde gördüğüm sırıtıştı.

Jeff tam bana baktı. Tam gözlerimin içine. O ruhsuz, sadist gözlerin ruhumu yaktığını hissedebiliyordum. Hala yazarken bile bu anıdan dolayı ürperiyorum. Bana bakmayı kestiğinde o sırıtışla bana tam 4 saat bakmış gibiydi. Ailesiyle eve yürüdüler. Kapılarını kapatana kadar nefes bile almamıştım. Ailem salona geldi ve ne olduğunu sordu.

Cevabım uzun, gürültülü bir çığlıktı. Ardından bayıldım.

Ayıldığımda hava kararmıştı. Ailem yatak odasında değillerdi. Evde ölüm sessizliği vardı. Kalktım ve aşağı kata indim. Bayılmadan önce üzerimde olmayan bir gecelik giyiyordum. Aşağı inip, mutfağa girdim. Işıklar, alışılmışın dışında, açıktı. Ailem her zaman odadan çıkarken ışığı kapatmamı söyler.

Masada bir not vardı.

Aldım.

Kağıda şu iki cümle karalanmıştı:

"Yemeğe gelmiyor musun? Arkadaşların da burada."

Şiddetlice titremeye başladım. Not elimden düştü. Salonun penceresine gidip baktım. Jeff'in evinde ışıklar açıktı. Oraya gitmem gerektiğini biliyordum ama az daha aklımı kaçıracaktım. Silkelenip tekrar baktım. Jeff cama yaslanmış elindeki bıçağı cama tıklatarak bana bakıyordu.

Tık. Tık. Tık.

Hala sırıtıyordu.

Tık. Tık. Tık.

Pencereden uzaklaşmaya başladım, gözlerimi ondan hiç ayırmadım. Biraz uzaklaşınca arkamı dönüp mutfağa doğru koşmaya başladım. Camdan bakmak için mutfağa girdiğimde, bütün gördüğüm cama yayılmış kırmızı lekeydi.

Dönüp mutfağa baktım. Her şey yerli yerinde görünüyordu. Bıçaklar bile. Birini aldım ve sıkı sıkı tuttum. Telefonu buldum ve 911'i aramaya çalıştım. Ama hat kesilmişti. Babamın telefonunun nerede olduğu hatta tamir edilip edilmediği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bulmak için yukarı çıkmak istemedim. Onu ararken arkamdan bıçaklanmak istemiyordum; ve komşulardan birinden yardım isteyecek olursam Jeff kimi rehin tutuyorsa öldürebilir veya zarar verebilirdi. Tek bir seçenek vardı: Jeff'le tek başıma dövüşmek.

Bıçağı daha sıkı kavradım ve kapıya gittim, ayakkabılarımı giydim ve dışarı çıktım. Dışarı adımımı attığım anda elim kapının kolundan ayrılmadı. Ama yapmam gerekeni biliyordum. Kapı kolunu bıraktım ve Jeff'in evine yürümeye başladım.

Evin kapısına yaklaşmaya başladığım zaman yavaşladım. Dizlerim titremeye başlamıştı, avuçlarım terliyordu ve nefeslerim sıklaşmaya başladı. Fark edene kadar kapının önünde köpek gibi sabit durmuş soluyordum. Cesaretimi toplayıp kapı kolunu tuttum, gözlerimi sımsıkı kapadım ve kapıyı ittim.

Sağ elimde bıçak, sol elimde kapı kolu, gözlerimi açamayacak kadar kormuş biçimde kapının ağzında bekliyordum. Taa ki, "Görünüşe göre başardın, arkadaşım. Başarmana sevindim." diyen bir ses duyana kadar gözlerim kapalıydı. Gözlerimi açmamla çığlık atmam bir oldu.

Uyandığımda yemek masasındaydım. Bıçağım gitmişti ve masaya baktığımda etrafta oturan insanlar gördüm. Ailem, Jeff'in ailesi, Liu ve arkadaşlarım. Hepsi ölmüştü. Yüzlerine birer gülücük kazınmıştı ve karınlarında kocaman kırmızı yarıklar vardı. Koku tarif edemeyeceğim derecede dayanılmazdı. Daha aldığım hiçbir kokuya benzemiyordu. Bu ölümün kokusuydu.

Çığlık atmaya çalıştım ama ağzım tıkanmıştı ve sandalyeye bağlanmıştım.İnanamayarak odaya baktım. Gözlerim, cesetlerin kokusundan ve görüntüsünden yaşlarla doldu.

"Bakın kim uyanmış."

Kafamı çevirdim ve yanıma baktım. Jeff oradaydı. Tekrar bağırmaya çalıştım ama ağzıma tıkadığı şey engel oldu. Birden yanıma geldi ve bıçağı boğazıma dayadı.

"Şşşşşş, arkadaşlarının yanında bağırman hiç kibar değil." bıçağı yüzümde gezdirmeye başladı. Bıçakla sürekli ağzımın kenarlarından yanaklarımın üstüne kadar görünmez çizgilerden bir sırıtış çiziyordu. O bunu yaptıkça ürperiyordum. Kafamı başka yöne çevirdiğimde beni masadaki manzaraya bakmaya zorladı.

"Bak bak bak, kabalık etme. Herkesi güzel yüzlerine bakmayarak aşağılıyorsun."

Masaya geri döndüm. Herkesin gülücük kazınmış suratına bakıyordum. Bazılarının karnındaki yarıktan hala taze kanlar akıyordu. Gözümden yaşlar akıverdi ve hıçkırmaya başladım.

"Yaa, n'oldu?" diye mırıldandı, "Onlar gibi güzel görünmediğin için üzüldün mü yoksa?"

Ona baktım. Ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Ama yüzünü görür görmez başımı masaya tekrar çevirdim.

"Merak etme, seni de onlar gibi güzel yapacağım. Ne dersin?" bıçağı ağzımı bağladığı şeyle yüzüm arasına geçirdi ve bağı kesti.

Bağı ağzımdan tükürdüm ve bakışlarını yakalamak için direk gözlerinin içine baktım. Bana baktığında başını yana eğdi. Gözlerimi kapadım ve başka yere baktım.

"Git kendini becer," diye homurdandım. "Seni Joker çakması!"

Suratıma karşı kahkaha attı. Kahkaha atmasındansa sadece sırıtmasını tercih ederdim.

"Düşündüğümden daha komikmişsin."

Bana iyice yaklaştı. Tekrar başka yöne baktım. Nefesini tenimde hissediyordum.

"Arkadaş arkadaşa iyilik yapar değil mi? Ben de sana bir tane yapacağım."

Başımın arkasını bıraktığını hissettim. Arkama dönüp baktım ve odadan çıkmıştı. Masaya bir kez daha baktım, hepsini hafızama kaydettim. Daha birkaç dakika önce hayatta olan ailemi ve arkadaşlarımı hatırladım. Taze gözyaşları yüzümden akmaya başladı. Jeff döndüğünde hala ağlıyordum.

"Ağlama," dedi. "yakında bitecek."

Elindekilere baktım. Bir kase çamaşır suyu ve bir teneke dolusu benzin. Gözlerim faltaşı gibi açıldı ve yüzüne tekrar baktım.

"Elimde hiç votka yoktu. Sanırım bu da iş görür."

Beni çamaşır suyu ve benzinle ıslatmaya başladı.

"Acele etsek iyi olur. İtfaiyeyi çoktan aradım bile."

Ardından bir tane kibrit çıkardı.

Kibriti yaktı.

Ve bana doğru fırlattı.

Kibrit bana değer değmez alevler püskürmeye başladı. Mümkün olduğu kadar sesli çığlık atmaya başladım. Acı dayanılmazdı. Etimin eridiğini hissedebiliyordum. Ateş vücudumdaki her bir dokuya hücum ediyordu. Kan, damarlarımda buharlaşıyordu ve kemiklerim kömürleşiyordu.

Kendimden geçmeden önce Jeff'in kahkaha attığını ve, "Sonra görüşürüz arkadaşım! Umarım benim kadar güzel olursun!" dediğini duydum.

Her şey karardı.

Uyandığımda bir sedyedeydim. Baştan aşağı sargılarla sarılmıştım. Her şey dönüyordu. Nefes almak ve gözlerimi kırpmak canımı yakıyordu.

Etrafa bakındım ve boş bir oda gördüm. Yüksek sesle inledim çünkü ağzım da bandajlarla sarılıydı. Her şey acıtıyordu. Birkaç dakika sonra hemşire geldi.

"Jane? Beni duyabiliyor musun?"

Ona doğru baktım. Her şey daha da dönmeye başladı.

"Jane, ben senin hemşiren Jackie. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama aileni yangında kaybettik. Üzgünüm."

Gözyaşları yüzümden tekrar akmaya başladı. Hıçkırdım.

"Hayır tatlım, ağlama. Eğer ağlarsan nefes alamazsın."

Durduramıyordum.

"Jane, şimdi sana sakinleşmene yardımcı olacak bir şeyler vereceğim tamam mı?"

Dolaşım sistemime bir şeyin girdiğini hissettim ve tekrar uyuyakaldım.

Uyandığımda daha çok hareket edebiliyordum ve vücudum ilk uyandığım kadar çok sargılarla kaplı değildi. Etrafa baktım ve odamda çiçekler olduğunu gördüm. Bazıları tazeydi, bazıları ise kurumak üzereydi. Kalkmaya çalıştım ama hemşire gelip beni geri yatırdı.

"Yavaş ol, Jane. Bir süredir kendinde değilsin. Ağırdan al."

Konuşmaya çalıştım. Sesim zımpara gibi pürüzlü çıktı.

"Ne kadardır baygınım?"

"Yaklaşık iki haftadır. Acı çekmemen ve iyileşmen için seni tıbbi komaya yatırdık. Ben ilk uyandığın zaman gördüğün hemşireyim."

"Bana ayna ver." dedim.

"Jane, bunun akıllıca bir karar olduğ-"

"BANA BİR AYNA VER!"

Elime bir ayna sapının iliştiğini hissettim. Aynaya baktığımda yere düşürdüm. Aynanın parçalanması bilincimin parçalanışı yanında bir hiçti. Tenim kayış gibi ve kahverengiydi, kafamda bir tel bile saç yoktu ve gözlerimin altı sarkmıştı. Jeff kadar kötü görünüyordum.

Hafızam yerine gelmeye başladı. Şimdiye kadar hiç ağlamadığım kadar beter ağlamaya başladım. Hemşire bana sarılıyordu ancak pek faydası dokunmuyordu. Ağlamamın şiddetine rağmen kimsenin kontrol etmek için gelmemesi beni şaşırtmıştı. Bu arada iyice tükenmiştim. Zar zor konuşuyordum.

Birisi kapıya geldi.

"Pardon, Jane Arkensaw adına bir teslimatım var."

Jackie, "Onları ben alırım." dedi. Kuryenin bana bakmasını istemiyordum. Ben de karşıdaki duvara baktım.

"Birileri seni gerçekten önemsiyor, Jane. Görünüşe göre bütün bu çiçekleri sana aynı kişi yollamış ve bu sefer bir de paket yollamış."

Ona baktım. Kahverengi kurdeleyle bağlanmış pembe kağıtla kaplı bir kutu tutuyordu. Uzandım ve paketi aldım. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordum.

"Pardon, yiyecek bir şeyler verebilir misiniz?" diye sordum nazikçe.

"Tabii, sana hemen bir şeyler getireyim." dedi Jackie gülümseyerek ve odadan ayrıldı.

Ellerim titriyordu. Kurdeleyi tutum ve çektim. Kurdele çözülünce kağıt yavaşça açıldı ve kağıdın altından kanımı donduran bir şey çıktı. Ağız kısmında kapkara bir gülücük olan ve gözlerinin etrafı da simsiyah beyaz bir maskeydi. Ayrıca maskenin gözlerini kapatan siyah dantelleri vardı. Yani başka biri gözlerimi göremezdi, ama ben onları görebilirdim. Kutuda bir de siyah balıkçı yaka bir elbise, siyah eldivenler ve güzel bukleleri olan bir peruk vardı. Bunların yanısıra en altta siyah güllerden bir buket ve keskin bir mutfak bıçağı vardı.

Maskeye iliştirilmiş bir not farkettim.

"Jane, üzgünüm seni güzel yapmaya çalışırken biraz saçmaladım. Bu yüzden sana iyileşip güzel görünene kadar idare etmesi için bir maske yolladım. Ayrıca, bıçağını bizde unutmuşsun. Geri istersin diye düşünmüştüm.

-Jeff"

Hemşire geri döndüğünde kutuyu yatağımın altına saklamıştım. Kutudan sadece çiçek çıktığını söyledim. Artık çiçeklerden bıkmış olmalıydı ki, hepsini atmıştı. Bu yüzden ona teşekkür ettim.

O gece, herkes uyumuş ya da eve gitmişken, gizlice çıktım. Giyecek tek şeyim o elbiseydi. Bu yüzden onu giydim ve koridorda sorumsuz bir hemşire tarafından unutulmuş bir çift ayakkabı buldum. Daha az şüphe çekici görünmek için peruğu da takmıştım.

Nereye gittiğimi bilmiyordum ve umursamıyordum. Sonunda yürümeyi bıraktığımda bir mezarlığın önündeydim. İçeri girdim ve iki tane mezar taşı buldum. Isabelle Arkensaw ve Gregory Arkensaw. Mezar taşlarının önüne oturdum ve bir kez daha ağladım. Kalktığımda güneş hayatımın yeni başlangıcıyla beraber doğmaya başlamıştı. Maskeyi taktım. Bıçağı elime aldım ve önceden tuttuğum gibi sıkıca tuttum. Arkamı dönüp doğan güneşe baktım, Jeff'ten öcümü alacağıma yemin ettim ve adımı Jane Everlasting* olarak değiştirdim. Çünkü Jeff'in ölümü olmak için deliliğinden bile ebedi olmak istediğim tek şeydi.

O günden beri Jeff'i bulmaya ve öldürmeye çalışıyorum.

Onun izini sürüyorum.

Onu avlıyorum.

Vahşi bir hayvanı avlar gibi peşindeyim.

Seni bulacağım Jeff, ve seni öldüreceğim.

Önüme çıkan fotoğrafta "Sakın uyuma, geri uyanamayacaksın." yazıyordu. Bu aşağı yukarı Jeff'in kurbanlarıyla ne yapacağımı açıklıyordu. En başta onları kurban olmaktan kurtaracaktım. Her kim onları Jeff öldürmesin diye öldürdüğümü söylüyorsa abartmış.

Eh, işte bu da benim hikayem. Gerçekliğini kabul edip etmemeniz bana kalmış bir şey değil. Eğer müsaade edersen, güneş batıyor. Yani av, bir kez daha başlıyor.


Ç.N: Uzun zamandır bu hikayenin beklendiğini biliyorum :3
Meşru müdafaa: Reflekse bağlı kendini savunma
Everlasting: Ebedi, sonsuz.

19 Mart 2015 Perşembe

‘’Nightmares’’

Rüyaların eğlenceli şeyler olduğunu düşünürdüm. Bu yüzden daha fazla görebilmeyi istiyordum. Çünkü onlar bitmek bilmeyen isteklerimi engelleyen tek sebepti. Hiç kabus görmezdim ve bundan memnundum. Aslında… Hayır kesinlikle değildim. Daha fazla adrenalin için yalvarıyor, gözlerimin yerinden çıkmasını ve kalbimin kontrolden çıkmış bir halde atmasını istiyordum. Ne derler bilirsiniz ‘’Ne dilediğine dikkat et!’’ Yalan söylemiyorlarmış.

Kabuslarım çoğaldıkça çoğaldı ve sıklaştı. Başta küçük şeyler olmaya başladı, yine de kimsenin istemeyeceği türden şeylerdi. Saldırgan köpekler tarafından parçalanmak, terkedilip yalnız kalmak, okulda utanç durumlara düşmek. Bunlardan sandığımdan çabuk yorulmuştum. Bu yorgunluk hem psikolojik hem de fizikseldi ve kendimi uyanık tutmak için hiçbir şey yapamıyordum. Zamanla kabuslar daha akıcı hale geldi. Beynim benimle savaş halindeymiş gibiydi, benimle oyun oynuyordu.

Artık boğazım düğümlenmeye başlıyordu, nefes alamıyordum, çığlık bile atamıyordum, ciğerlerimden içeri hava girmiyordu. Cildim yağ gibi eriyip gidiyordu, sürekli biraz daha yırtılıyor gibiydi. Ellerimden yukarı bağlanmış ve vücudumun kesildiğini hissediyordum. Artık cehennemi istiyordum. Sonra bir anda uyandım ve boş gözlerle odamı taramaya başladım.

Duvarlar morlaşmaya başlamış ve bir sis gibi duman halinde gibi görünüyordu. Köşede ki oyuncak filim kocaman olmuş ve bulanık görünüyordu. Artık hiç nefes alamıyordum. Boğazımda ki damarda nabız yoktu. Saatlerce nefes almaya çalıştım ama sonuçsuzdu, ciğerlerime biraz olsun hava girmedi. Kendimi kontrol etmek için defalarca çimdik attım ama oradaydım, yani uyumuyordum, bu sefer rüya değildi. Saatime baktım, saat her zaman ki gibiydi. Uyanma saatime yaklaşık üç saat kalmıştı.

Gözlerim kapanacak gibi oluyor ama açık tutmaya çalışıyordum. Gözlerim kapanmadan bir an önce kendimi uyanık tutacak bir şeyler yapmalıydım. Zar zor banyoya kadar gidebildim, ve uykunun lanetinden kaçabilmek için defalarca yüzüme soğuk su çarptım.

Okula bu halde, bir zombi gibi gidebilirdim, nasılsa kimse beni fark etmeyecek ve bir şey demeyeceklerdi. Sanırım paranoyak olmaya başlamıştım. İnsanlar yanımdan geçip giderken aklıma bir şeyler akın ediyor, beynime düşünceler yağıyordu. Şu kız iki gün önce kendini yaralmaış, şu oğlan arkadaşının boynunu kırmış, şunlar kavga ettikleri kişileri bıçaklamışlar… Hepsini beynimden söküp atmaya çalıştım ve korku içinde, dünyada ki cehennemi insanların yaratmış olabileceğini düşündüm. Bir yere oturup düşünmeye başladım, insanlar ne kadar saçma şeyler konuşuyordu.

Kabuslarım artık veba gibi bütün vücudumu esir almıştı. Bir tarihi makale yazmanın kolay olabileceğini düşündüm. Gece olunca bilgisayarın başına geçip bir tane yazmaya başladım. Tarihteki savaşlar insanları etkilemiş görünüyordu, ama nedense beni beklediğimden daha fazla üzdü. Resimdeyse, çizimlerim herkese iğrenç geliyordu ama bence fena sayılmazlardı. İnternette dolaşırken R. E. İsimli bir öğretmenin ‘Cehennemin Sırları’ isimli bir kitabını buldum, tüyler ürperticiydi… Tek istediğim Yeraltının Efendisi Hades’le ilgili bilgi toplamaktı. Topladığım bilgilerde ürkütücüydü… En sonunda insan fizyolojisiyle ilgili bir yazı okumaya başladım.

Burada yazana göre teoride bir insan uyumadan on dört gün boyunca uyumadan yaşayabilirdi. Ancak en çok uyumamayı başaran yedi günde kalmıştı, ve bu deney Amerika’da bir üniversitede yapılmıştı. Benim dayanabildiğim süre beş gündü. Ama artık yeterdi, daha fazla dayanamazdım. İlk önce kısık kısık fısıltılarla başladı. Sesler beni çileden çıkarıyordu. Çok tiz seslerdi ve ne dediklerini anlamaya çalıştıkça daha da acı veriyorlardı. Kendimi boşlukta gibi hissediyordum, hiçbir şey hissetmiyormuş gibi… Tek yapabildiğim korku içinde sonumu beklemekti. Sesler sanki çok uzaktan geliyormuş gibiydi, ama bir o kadar da korkutucu seslerdi ve sonsuza dek sürecek gibiydi. Sanki bir tahtaya sürtülen tebeşir ve ya, taşa sürtülen bıçak gibi tiz seslerdi. Bu imgeleri hayal ettikçe önümde belirmeye başladılar. İçeride ki her şey bir anda parlamaya başladı, resimlerdeki camdan yansıyan ışıklar gözümü alıyordu. Tüm bunların kendi hayallerim olduğunu umuyordum, değilse bile şizofreni halüsinasyonlarını durdurabilir miydim? Yine de kim çok uzun zaman uykusuz kalırsa böyle şeyler görebilirdi.

Bu durumumu kabullenip her gece kahrolası canavarlarla yüz yüze karşılaşmaya hazırlandım.

Uzun süre uyumuştum. Uzun derken altı saatlik bir uykudan söz ediyorum. İşte bu yüzden karanlıkta kaldığımda etrafta siyah noktalar ve ya olmayan nesneler görmüyorum, orada ne varsa doğrudan onu görüyorum. Odamın kapısının gıcırdayarak açıldığını duyarken de bunun gerçek olduğunu biliyordum. Biliyordum, işkence edilen ruhların kulaklarımı sağır eden, tiz seslerini duyarken. Fısıltısını duyduğumda benim için geldiğini anlamıştım, bunun da gerçek olduğunu biliyorum.

Ne derler bilirsiniz: ‘Ne dilediğine dikkat et!’ Ben Cehennemi diliyorum! İşte, sabaha neredeyse üç saat var, zamanım dolmak üzere. Onları duyabiliyorum…

ÇN: Ne dilediğinize dikkat edin, ağır bedeller ödeyebilirsiniz. Olsun macera iyidir :D 

6 Aralık 2014 Cumartesi

"Jeff the Killer VS Slenderman"

Karanlık ve ıslak ara sokak Sarah'nın cep telefonunun ekranı ile hafifçe aydınlanmıştı, nereye gittiğini görmek için bir kaç saniyeliğine açıyordu. Gözleri karanlığı taradı, ve çılgınca titredi. Dün gece ona olanlar bir gizemdi. Geçmişi düşündü, bara gittiği zamanı. Bir kaç arkadaşla beraber içeri girmişti, eğlenceli bir geceydi. Hiçbir şey olamazdı, ya da o öyle düşünmüştü. Şimdi ise sabahın üçünde,binadan binaya yürüyüp titriyordu. Tekrar düşünmeye çalıştı, ama her şey bulanıktı. Eski,köhne bir moteli ve bir meyhaneyi geçti.

Sarah yaşadığı mahallenin yakınlarına doğru yöneldi, sık ağaçlı bir yer. Yürüdü, arada bir gözlerini sıkıca kapıyordu. Sonsuza dek yağacakmış gibi duran soğuk yağmur onu kaplarken ceketinin sıcaklığına sokulmuştu. Tam da göz kapakları kapanırken, görüş açısının kenarında bir şey parladı. Hemen gözlerini açtı, ve gözbebekleri büyüdü. Etrafına bakındı. Karanlık ve yağmurdan başka bir şey yoktu. Eve gidebilmeyi umut ederek döndü ve yoluna devam etti. Çevresine göz atarken küçükken arkadaşları ile saklambaç oynarken kullandığı kestirme yolu hatırladı.

Ağaca tırmanmayı da içeriyordu. Üşümüş kadın tereddüt etti, ancak onu sıcak evine en çabuk götürecek yolun en iyi yol olduğu sonucuna vardı. Ormana doğru yöneldi. İçeri girdiğinde gördüğü ilk ağaç işaretlenmişti. Ağacın üstündeki işaret kafasını karıştırmıştı, içinde X olan bir yuvarlağa benziyordu. Kökenini ya da anlamını bilmiyordu,bu yüzden işaretin bir tür çete sembolü olduğunu varsaydı. Küçükken yaşadığı eğlenceli zamanları hatırladı. Sesli bir şekilde düşündü.

"O zamanları özlüyorum. Eskiden dünya kö-"

Sesi kesildi. Arkasında bir yerde yüksek bir kırılma sesi duymuştu. Dehşete düşerek ağaçların arasına doğru koşmaya başladı, ve kısa sürede kayboldu. Yine de çıkış yolu bulmayı umut ederek devam etti. Dikkat eksikliği ayağının yakınlarda bulunan bir ağaç köküne takılmasına sebep oldu, ve yere düştü. Ayağa kalkma çabası daha fazla acı verdi. Bileğini burkmuştu.

"Birisi lütfen...yardım etsin!" diye bağırdı.

Yaprakların hışırtısı tekrar kulağına geldi. Bir kez daha kalkıp koşmayı denedi ama yarası yüzünden kıpırdayamadı. Korkudan gözlerini sıkıca kapadı, ve tekrar açtığında önünde uzun, takım elbiseli,beyaz bir adamın durduğunu gördü. Adamın görünüşü karşısında fark edilir bir şekilde zayıf düşmüştü. Dehşet içinde çığlık atmaya başladı ama karanlıkta önünde duran ince, solgun adam tarafından susturulmuştu.

Saat 4. Eskiden küçük biri olan çocuk, şimdi soğukkanlı bir psikopattı. Jeff  "Günlük iş" olarak adlandırdığı işleri bitirmişti. Masum insanları kesmek neredeyse Jeff'in aklını dolduran tek şeydi. Ayaklarını sürüyüp ıslak çimentonun üstünden geçerek yıllarca ev olarak gördüğü yere girdi. Elinde 2 viski şişesi tutarak trajik hatıralar dünyasına adım attı. Jeff sarhoş bir ölüm makinesine dönüşmüştü. Beyni ölüm kokusuyla dolmuştu. Psikopat aklından geçen bir düşünce ilk günden beri oradaydı. Yağmur damlaları eski eve çarparken, Jeff bütün ailesini kestiği o geceyi hatırladı. Bu düşünce ile kıkırdadı. Eğer deliliği yüzünden yapmamış olsaydı, pişman olmayı düşünebilirdi. Sevdiği insanların canını almasının pişmanlığını. Ama bu noktada mümkün değildi. Jeff tek bir şeyi düşünebiliyordu. Ölüm.

Sabahın 6'sı. Alkolden bir yudum daha aldı.

"Ne halt yemeye burda oturuyorum ben..." diye fısıldadı.

Geceye adım atmak için ayağa kalktığında vazgeçti ve viskiden başka bir yudum aldı. Alkol onun sıcak, kanlı dudaklarına ulaştı ve Jeff garip bir şey hissetti. Ani bir dürtü gelmişti. Ayakta durup evin ötesindeki ormana baktı. Ceplerini kontrol etti- sigaralar, çakmak ve tabi ki bıçağı vardı. Jeff bir şeylerin yanlış gittiğini biliyordu. Hissettiği duygu öldürme dürtüsü ve daha önce hiç hissetmediği garip bir şeyin karışımıydı.

Evden dışarı, ıslak karanlığa fırladı. Jeff şimdi tek ışık kaynağının bir ampul olduğu karanlık bir sokaktaydı. Hala sel gibi yağan yağmur Jeff 'in arkasına vuruyordu. Ormanın olduğu tarafa doğru yürümeye başladı. Girmeden önce sol tarafına hızlı bir bakış attı. Mezardan fazla uzakta değildi. O tarafa döndü. Aklına bir düşünce esti, neşeli bir öğleden sonra rüzgarı gibiydi. Ailesinin son parçası sadece bir kaç adım ötedeydi, ve onu çağırıyordu.

Ormandan uzaklaştı, ve mezarlığa doğru yöneldi. Jeff yavaşça yürüdü, yine de bir kaç kez takılarak kısa mesafeyi uzattı. Bir mezara yaklaştı. Mezarı ölümün çürümüş kokusu ile şereflendirdi, ceketi kurbanlarının kanı ve parçaları ile doluydu. Jeff bir süre granit parçasına baktı. Görüşü kelimeleri okuyamayacağı kadar bulanıktı. Bu yüzden sadece baktı. İçinde bir huzursuzluk hissi oluştu, ve boğazı kurudu. Bir kaç dakika önceki garip histi bu.

Tekrar ormana doğru yöneldi. Ağaçlık alana doğru yürürken gözü diğer ağaçlardan bir kaç adım uzakta olan bir ağaca takıldı. Üzerine küçük,grimsi bir kağıt tutturulmuştu. Gözleri bulanık olduğu için okuyamıyordu. Okuma çabasına da girmedi, ve yavaşça karanlığa süzüldü. Sanki bu yeri biliyormuş gibi, sanki burası eviymiş gibi.

İki viski şişesini sıkıca kavrayarak sarhoş bir belirsiz hali ile ormanı inceledi. Karanlığa hayran kalmıştı, ona kimse görmeden kurbanlarının boynunu kesebileceği karanlık bir koridoru hatırlatıyordu. Yürümeye devam ederken, Jeff delicesine aşık bir hale düşmüştü. Boş karanlık etrafında dönüyordu. Kendine kendine anlaşılmaz ve hızlı bir şekilde fısıldayarak yoluna devam etti. Bir şey garip hissettiriyordu. Yaprakların ezilme sesleri bir insanın çıkarabileceğinden daha fazlaydı. Jeff bir şeyin görüş açısında gizlendiğini gördü.

"Kim var orda?" diye homurdandı.

Sesin fazlalığı duyulabiliyordu, ama olağan dışı bir şey yoktu. Jeff etrafını kontrol ederken cırcır böceklerinin sesleri arttı.

"Gel buraya tavuk, oyunları gerçekten de sevmiyorum, saklambacı da."

Jeff bunu söylerken yakınındaki çalılıktan gelen bir hışırtı duyuldu. Ses kesilmeden önce bıçağını oraya savurdu. Ardından bütün bir zaman boyunca saklanan şeyi gördü.

Bir kemirgen yaprakların arasından kaçarken "Lanet olası kemirgenler, sadece işe yaramaz bir kaç haşeresiniz." dedi.

Çalılıkta ne saklandığını gördükten sonra, gece yarısı gezisine devam etti. Sırtına vuran yağmur yavaşlamıştı. Görüşü daha da bulanıklaşıyordu ve kafasının içinden yüksek bir ses geliyordu. Duyulan ses Jeff 'in çılgın hayal gücünün bir ürünü olabilirdi, çünkü ağaçlık alan sessizdi. Ayaklarını sürüyerek dayanılmaz sese lanetler savuruyordu. Daha önce hiçbir ses kulaklarını bu kadar rahatsız etmemişti.

Jeff'i boğan ses yavaşça dindi. Acıdan dolayı Jeff bir ağacın dibine yığıldı. Elindeki iki şişe yere düştü. Bir tanesi ağaç kabuğuna çarparak parçalandı, ve her yere yayıldı. Camın kırılma sesi Jeff'in bilincini şiddetli bir şekilde geri getirdi. Gözleri karanlığa tekrar alışırken, bulanıklık Jeff yukarısında duran beyaz renkli oval bir şey görürken arttı. Gözleri şok yüzünden aniden odaklandı, ama bir kaç saniye önce önünde olan şey şimdi görünürlerde yoktu.

"Bu da neydi?"

Jeff kendi sözüne güldü. Aklı ona oyunlar mı oynuyordu?

"Şimdi o şeyin lanet bir kemirgen olmadığını biliyorum."

Jeff aniden bir şeyin karanlıkta süzülerek belli bir mesafeden onu takip ettiğini düşündü.

Bir cevap alma umudu ile  "Bu kadar, oyun oynamayı bırakıyorum. Ne cehennemdesin, seni lanet pislik?!" diye haykırdı. Beklenmedik bir şekilde cevaplanmıştı. Tekrar yürümeye başladığında, boynunda hafif bir karıncalanma hissetti.

"Az önceki lanet hava değildi, pislik. Seni becermeyi düşünmeden önce o lanet çalılıklardan çıksan iyi olur!" Jeff bu noktada vahşileşmiş hissediyordu. Bu yer ile ilgili hiçbir şey düzgün değildi, ama her dakikadan zevk alıyordu. Parlayan bıçağını ceketinin cebinden hızlıca çıkardı, ve karanlıkta ağaç dallarını kesmeye başladı.

"Dışarı çık seni s*rtük!" diye bağırdı "Artık saklanmak yok, boğazını kesmek için bütün dalları keseceğim!"

Jeff bıçağını görüş açısının sol tarafını kapayan dala doğru çevirdi, ve sapladı. Doğrudan temas ile ağaç olduğunu düşündüğü şeyin karanlıkta saniyeler içinde yavaşça kaybolduğunu görünce afallamıştı. Ne yapacağını bilemez bir halde hızlıca sağ tarafına baktı ve bıçağını gecenin karanlığına sapladı. Ağaçların arasına baktı, ve beklemediği bir şey gördü. Psikopat gencin önünde duran şey son derece uzun, ince, temiz ve siyah bir takım elbise giymiş bir adamdı. Bunlar Jeff'in o an görebildiği ilk şeylerdi, yağmur bakış açısının bozulmasına neden oluyordu.

Jeff'in bakış açısı tekrar düzeldi ve hızlıca adamı incelemeye başladı.Bir deri bir kemikti, yüzü solgun, neredeyse beyaz bir renkteydi. Jeff yüzünü incelerken, adamın yüzündeki eksiklikleri fark etti. Bu "Şeyin" yüzü tamamen boştu, gözleri,burnu ya da ağzı yoktu. Sadece beyaz,boş bir kafa. Bu Jeff'in biraz huzursuz hissetmesine neden oldu, ve sonra gülme krizine girdi.Hayretler içerisine olsa da, önündeki figürle konuştu.

"Beni ağaçların arasında takip eden pislik sendin demek ha?"

Jeff boşluğa bir kez daha baktı.

"Ne halt olduğunu bilmiyorum, ama bana kendimi hatırlatıyorsun. Güzel,beyaz bir yüzün var ama tek eksiğin bir gülümseme!"

Fark ettiği şey yüzünden kontrolsüz bir şekilde gülmeye başladı. Ama durdurulmuştu, kulakları parazitlenme sesi ile saldırıya uğramıştı.Yere düştü. Rahatlamak için kulaklarını kaparken karanlık etrafını sarmıştı. Az önce Jeff'in sorguladığı figür şimdi ona dayanılmaz bir acı veriyordu.Gözlerinin olması gereken yer ile doğrudan Jeff'e bakıyordu. Bir noktada, Jeff sınıra geldi. Acıdan kurtulup, bıçağını bir kez daha havaya kaldırdı, ve kesmeye başladı. Her hareketi sonuçsuzdu, adam zaman yokmuş gibi hareket ediyordu, saldırılardan kaçmak için ışınlanıyor gibiydi.

Uzun adam karşılık vermeye başladı. Jeff ona saldıran kişinin arkasından çıkan dokunaçları yeni fark ediyordu. Jeff'i sarmışlardı, karşılık olarak bıçağını yanına yaklaşan her bir dokunaca savurdu. Kola benzeyen bir şeyi kesmeyi başardı. Aynı anda, kesilen uzuv bir anda tekrar büyüdü. Az önce olan şey Jeff 'i şaşkına çevirmişti. Sanki adam uzun bir ağaçmış gibi hissetti, dokuncaçları da dallarıydı. Jeff orayı kendisine ev edinmiş bu düşmanla savaşamayacağını bilerek ormandan dışarı kaçtı.

Saldırgandan kaçarken kendini ormana girdiği yerde buldu. Sağ tarafında mezarlık vardı. Açık bir alan. Ağaçların arasından koşarken sol tarafta diğerlerinden uzakta duran ağacı fark etti. Bu önceki ağaçtı. İçgüdüsel olarak ağaca koştu, ve daha önce uzaktan gördüğü notu okudu.

"Bu ağaçlığa karanlıkta girmeyin, son zamanlarda burada uzun bir adam görüldü, bazıları ona Slenderman diyor.Dikkat edin, girerseniz kendi sorumluluğunuz."

Ağaçların arasında onu takip eden şey Slenderman olarak adlandırılmıştı. İsim uzun,beyaz figüre çok iyi uymuştu. Jeff aceleyle kanlı bıçağını kullanarak düşmanını bekleyeceği mezarlığa doğru koştu. Jeff'in dileği yerine gelmişti, Slenderman ağaçlardan çıkıp yaklaştı. Evini bırakmakta tereddüt ediyor gibiydi. Tereddüt etmesine rağmen yine de çıktı ve hızlıca Jeff'e yaklaştı. Psikopatın içgüdüleri geri gelmeye başladı, ve uzun adamın üstüne atladı. Jeff düşmanı tarafından tutulup yakındaki bir ağaca fırlatılmıştı.

Onu saran dokunaçları bıçaklamaya devam etti. Slenderman'in kollarından birini kesmeyi başarmıştı. Derin kesikten kan akmaya başladı. Beyaz figür hiçbir ifade göstermedi, ve Jeff'i tutup ağaçlara ve taştan döşemelere fırlatmaya devam etti. Jeff'in bıçağı tutuşundan kaydı ve onunla beraber yere düştü. Yerle çarpışan bıçak bir kaç saniyede Jeff'in karnına girdi. Yaradan kan fışkırdı, ve zemin kırmızı sıvıyla kaplandı. Sallanarak ayağa kalktı.

"Yapabileceğinin en iyisi bu mu Slendy? Babam kemeriyle bana senin ince,zayıf dokunaçlarından daha çok çok zarar vermişti!"

Slenderman sessiz kaldı, ama dövüşmeye devam etti. Adam mezarda bulunan bir taşa uzandı, ama daha onu tutamadan, Jeff bıçağı karnından çıkararak onu doğrudan Slenderman'e fırlattı. Jeff'in hedeflemesi kusursuzdu, bıçak adamın uzuvlarından birini kesti. Slenderman'in sol kolu tamamen gitmişti, kol tok bir ses ile yere düşerken omzundan çıkan yoğun kanla birleşmişti. Slenderman karanlığın içinde hızlıca kayboldu, ama Jeff'in arkasında ortaya çıktı. Sağ elinde kırılmış bir granit taş tutuyordu, onunla Jeff'in kafasına vurdu. Jeff bir kez daha yere düştü, bilinci az kalsın kapanıyordu.

Saldırganı tarafından ele geçirilip bir mezara doğru fırlatılması uzun sürmedi. Mezar taşı çarpmanın etkisi ile parçalandı. Bir kez daha ayağa kalktığında Jeff'in gözleri mezar taşındaki isme odaklandı. Taştaki ismi okurken siyah gözleri iyice açıldı. Gri parçaya yazılmış isim Jeff tarafından hemen tanınmıştı. Kardeşinin ismiydi,Liu. Bir şey Jeff'in içine akıyordu. Aniden içi öfke ile doldu, ve acayip bir hızla Slenderman'e doğru koştu. Jeff'in bıçağı derisiyle birlikte takım elbisesini de parçalara ayırıyordu. Slenderman ormana doğru ışınlanmaya başladı.

Jeff "Hadi ama pislik, seninle işim daha bitmedi!" diye bağırdı. "Uykuya gitmene yardım etmek istiyorum Randy! Acayip yorgun görünüyorsun!"

Jeff'in içine akan şey deliliğinin aşırı derecede artmasına neden oluyordu.Tekrar ormanın içine,Slenderman'e doğru koştu. Ağaçların arasından geçti, hala adamı takip ediyordu. Slenderman ormanda hareket etmeye devam etti. Jeff'in dikkat eksikliği yerde duran bir dala takılmasına neden oldu,cam parçaları ona saplandı ve cebindekiler dışarı saçıldı. Jeff karmaşık bir ifade ile kanlı yüzünü kaldırdığında alkolün kokusu burnuna geldi. Jeff daha önce burda olduğunu biliyordu, aynı dala takılıp şişeyi düşürmüştü.

Yerdeki bıçağını umutsuzca aramaya başladı. Elinin bıçak olmasını umduğu ılık bir şeye geldiğini fark etti. Çakmağını tutmuştu. Küçük ateşin biraz da olsa aydınlatması için çakmağı ateşledi. Kanlı elleri plastiği tuttu. Bir kaç sonuçsuz çabadan sonra, küçük, turuncu bir alev çıktı. Yakınlarda duran bıçağını bulmak için çakmağı önüne tuttu. Başka bir hareket yapamadan, Slenderman önünde belirdi. Daha önceki pürüzsüz beyaz yüzü çizikler ve kanla kaplanmıştı. zarar görmüş görünse de Slenderman güçlü kalmayı başarıyordu.

Jeff'in çakmağı tutan eli gevşedi, kanı eliyle çakmak arasındaki sürtünmeyi azalttı. Küçük alev yere düştü. Çakmak yere değer değmez yoğun bir ateş ortaya çıktı. İki düşman ateşten uzaklaştı, ikisi de ateşle aralarına mesafe koyamadan yerdeki alkol yüzünden ateş büyümüştü. Bir kaç saniye içinde, orman yerden yukarı doğru yanmaya başladı. Jeff kendini güvenceye alacak bir şey için bakındı, ama alevler arasında hiçbir şey görünmüyordu. Slenderman hiçbir şey düşünmeden Jeff'e saldırdı. Jeff etrafını saran aleve aldırmayarak karşı koydu. Uzun canavar Jeff'i yakaladı. Jeff bıçağını aldı ve atladı.

Yararı yoktu, Jeff Slenderman tarafından geri çekilmişti, ve şimdi onun tutuşundaydı. Slenderman Jeff'i sağa sola sallamaya başladı, bunu yaparken, Jeff onu ısırdı ve kemiğin kırılan sesi gürültülü bir şekilde duyuldu. Slenderman'in acısı arttı, şok içinde Jeff'i büyük bir ağaca fırlattı. Ağaca uçarken,Jeff arkasında keskin bir acı hissetti. Gövdesine bir ağaç dalı girmişti, daha sonra ağacın köküne çaptı. Uzun bir ağacın dalı tarafından kazıklanmıştı.

Acı içinde bağırırken ağzından ve açık yaralarından kanlar fışkırdı. Slenderman kaçarak ateşin ulaşamadığı güvenli bir yere gitti. Jeff'in kaçma çabalarını izledi. Böyle bir durumda kaçışın imkansız olduğunu Slenderman biliyordu. Beyaz canavar uzun mesafeden bile Jeff'in çığlık attığını duyabiliyordu. Bölgeden uzaklaşıp Jeff'i alevlerle baş başa bıraktı.

Yangın daha da parlaklaştı, ve Jeff'in etrafını sardı. Yoğun sıcaktan kaçmak için vücuduna saplanmış ağaç dalını çıkardı. Ateş onu yuttu, her şey etrafında dönüyordu. Alevler onu sararken, Jeff için hiç umut yoktu. Aklını uzun süre önce yitirmişti, ama bu farklı bir şeydi. Sınıra ulaşmıştı, ve aklı da orman gibi yandı.

------------

"Sarah Burgess isimli genç kızın kayıp olduğu bildirildi. En son akşam saat 9 sularında Drop In Bar&Grill'de görüldü. Sarah Burgess'ın nerede olduğu hakkında bir bilginiz varsa lütfen  404-835-4357 polis merkezini arayın. Başka bir haber, yerel alandaki büyük ormanda bir yangın başlamıştı, nedeni hala öğrenilemedi. İnceleme ekipleri kalıntıları inceliyor. Yangın söndürüldü. Bu yoğun ağaçların arasında yaşayan hayvanlara zarar verecek. Gelen bilgileri sizinle paylaşacağız."

Mark televizyonu kapadı ve koltuğa çöktü.

"Hey balım, gidip ormanı  görmek istiyordun, geriye ne kaldı acaba? Ateşi başlatan lanet şeyi yere koymuşlar. Ayrıca kayıp bir kız var, belki oraya gidersek kızı da görebiliriz."

"Bunu başka bir zaman yapabilir miyiz? Şu an meşgulüm Mark. Ve eğer polis bile bulamıyorsa biz o kızı hiç bulamayız!" diye itiraz etti Julia.

Mark cevap verdi "Hadi ama, bir zararı olmaz. Sadece 5 dakikalık bir yürüyüş!"

"Tamam,ama sadece 5 dakika!"

Adam ayakkabılarını giydi ve karısıyla birlikte evden çıktı. Yanmış ormana doğru ilerlerken, ters yöne doğru bir şeyin hareket ettiğini görebiliyorlardı. İnsana benziyordu. Yaklaştıkları zaman, yüzündeki yanık benzeri izleri gördüler. Yaratığın göz kapakları tamamen gitmişti, ve yüzünde doğal olmayan bir gülümseme vardı. Tamamen beyazdı, yanmış gibi görünen yerler ise grimsi. Uzun,siyah saçları kavrulmuştu. Daha da yakınlaştılar ve Mark bağırdı.

"Hey dostum, yardıma ihtiyacın var mı?"

Julia korkmuş bir şekilde fısıldadı "Mark dur, kim olduğunu bile bilmiyoruz! Lanet olası bir katil olabilir!"

Adam çifte hızlıca yaklaştı. Yaklaşırken kanla kaplanmış kalın bir bıçak çıkardı.

"Benim yok, ama uyumak için yardıma ihtiyacınız olduğunu görebiliyorum."

Jeff adamın boynunu çapraz bir şekilde kesti, ve adam yere düştü. Karısı sesli bir şekilde çığlık atmaya başladı. Sıradaki o olduğu için bağırmaya devam edememişti. Bıçak doğrudan kalbine saplanmıştı.

"Benim için endişelenmene gerek yok. Sadece uykuya git."

Ç.N:
Ugh... Gözlerim...Acıyor o_O  İşte bütün hafta beklediğiniz uzun CP :3
Ve gençler, kullandığım resim sayfamın sadık takipçisi Splendor-Chan tarafından çizildi ^_^ 




13 Temmuz 2014 Pazar

" Jeff The Killer "

Yerel bir gazeteden alıntı:

BİLİNMEYEN KATİL HALA SERBEST.

Açıklanamayan cinayetlerden haftalar sonra , bilinmeyen katil hala iş başında . Bir kaç küçük ipucu bulunduktan sonra , katilin saldırısından kurtulduğunu söyleyen küçük bir çocuk cesur bir şekilde hikayesini anlatıyor.

"Çok kötü bir rüya gördüm ve gecenin ortasında uyandım ." dedi çocuk " Yatağa gitmeden önce kapadığıma emin olmama rağmen pencere açıktı . Ayağa kalktım ve bir kez daha kapadım  . Ondan sonra örtünün altına girdim ve tekrar uyumaya çalıştım . Garip bir hisse kapıldım , sanki biri beni izliyordu . Gözlerimi açtım ve neredeyse yataktan düşüyordum . Orda, perdeden sızan ışığın aydınlattığı yerde bir çift göz vardı . Bu gözler sıradan gözler değildi ; Karanlık ve uğursuzdular . Etrafları siyahla kaplanmıştı ve...  çirkinliği beni dehşete düşürmüştü . Sonra ağzını gördüm . Geniş,korkunç gülümsemesi vücudumdaki tüm tüyleri diken diken etti . Orda durup , beni izliyordu . Sonsuzluk gibi gelen bir süreden sonra , konuştu . Basit bir cümleydi , ama bunu sadece bir delinin söyleyebileceği tonda söyledi .

 Bana ' Uyku vakti ' dedi . Çığlık attım , bu da bana saldırmasına neden oldu . Bir tane bıçak çıkarıp kalbime doğru tuttu . Yatağıma atladı . Ona karşı koydum ; tekmeledim , yumrukladım , kaçmaya çalıştım . Tam o anda babam içeri girdi . Adam bıçağı fırlattı , bıçak babamın omzuna geldi . Eğer komşumuz polisi aramamış olsaydı babamı öldürebilirdi . Park alanına park ettiler ve kapıya doğru koştular . Adam arkasını döndü ve koridora doğru koştu . Cam kırılmasına benzer bir ses duydum . Odamdan çıktığımda evin arka tarafına bakan camın kırıldığını gördüm . Onu görmek için etrafa bakındım . Size sadece bir şey söyleyebilirim , o yüzün asla unutmayacağım . O soğuk , şeytani gözleri ve o psikopat sırıtmayı . Bunları asla unutamayacağım. "

Polis hala o adamı  arıyor . Hikayedeki tanımlara uyan birini görürseniz , lütfen hemen bir polis merkezine haber verin. 


Jeff ve ailesi yeni bir eve taşınmışlardı . Babası terfi etmişti ve 'modaya uygun' bir yerde yaşamanın en iyisi olabileceğini düşünmüştü . Jeff ve erkek kardeşinin bir şikayeti yoktu tabi . Yeni ,daha iyi bir ev . Sevilmeyecek ne vardı ?
Onlar kutuları açarken komşulardan biri yanlarına geldi ve "Merhaba." dedi "Ben Barbara ; sokağın karşı tarafında oturuyorum .  Kendimi ve oğlumu size tanıtmak istedim . " Arkasını döndü ve oğlunu çağırdı " Billy , bunlar bizim yeni komşularımız . " Billy de 'merhaba' dedi ve oynadığı yere geri döndü .

"Pekala," dedi Jeff'in annesi " Ben Margaret ve bu da benim kocam Peter , bunlar da benim oğullarım , Jeff ve Liu ." Hepsi kendini teker teker tanıttılar , ardından Barbara onları oğlunun doğum günü partisine davet etti .  Anneleri gelmekten mutluluk duyacaklarını söylediği sırada Jeff ve kardeşi itiraz etmek üzereydiler  . Jeff ve ailesi kutuları açmayı bitirdikten sonra , Jeff annesinin yanına gitti.

"Anne , neden bizi bir çocuğun partisine götürmek istedin ki ? Belki fark etmemişsindir diye söylüyorum , ben bir çocuk değilim. "

Annesi "Jeff." dedi " Buraya yeni taşındık . Zamanımızı onlarla harcamak istediğimizi komşularımıza göstermeliyiz . O partiye gidiyoruz , nokta ." Jeff konuşmaya başlayacaktı ama kendini tuttu , hiçbir şey yapamayacağını biliyordu . Ne zaman annesi bir şey söylese , karşı konulması anlamsız olurdu . Jeff odasına çıktı ve kendini yatağına attı . Tavana bakarken garip bir şey hissetti . O kadar da büyütülecek bir şey değildi , ama...garip bir histi . Sıradan bir şey olduğunu düşünüp umursamadı . Annesinin eşyalarını alması için onu çağırdığını duydu , onları almak için aşağı indi .

Ertesi gün , Jeff kahvaltı edip okula gitmek için aşağı indi . Yemek masasına oturmuş yemeğini yerken yine o garip duyguyu hissetti , bunu daha önce de hissetmişti . Bu kez daha güçlüydü . Ona hafif bir acı veriyordu , ama yine umursamadı . Liu da kahvaltı etmeyi bitirdikten sonra birlikte otobüs durağına yürüdüler. Durakta oturup otobüsü beklemeye başladılar. Sonra aniden kaykayları üzerindeki bir kaç çocuk neredeyse onların bacaklarına değecek mesafede önlerine atladılar. Jeff ve kardeşi şaşırmış bir şekilde yerlerinden zıpladılar. "Hey bu da neydi? "

Çocuk onlara döndü . Kaykayına ayağıyla basıp yukarı kalkmasını sağladı ve eliyle tuttu . Çocuk 12'lerinde görünüyordu ; Jeff'den bir yaş küçük . Aeropostale marka bir tişört ve yırtık modelli bir pantolon giyiyordu.

" İyi , iyi , çok iyi . Görünüşe bakılırsa yeni etlerimiz var . " Bir anda 2 tane çocuk daha belirdi . Biri acayip derecede zayıftı , diğeri de iri . "Pekala , hazır siz burda yeniyken , size kendimizi tanıtmaktan mutluluk duyarım . Şurdaki Keith " Jeff ve Liu sıska olana baktı . Bir tekme atmayı isteyeceğiniz salakça bir ifadesi vardı . "Ve bu da Troy ." Bu kez iri olana baktılar . Doğduğundan beri egzersiz yapmamış gibi bir hali vardı .

"Ve ben , "  dedi " Ben Randy . Şimdi , burda bütün çocukların otobüs bileti için ödemesi gereken küçük bir fiyat var , tabi eğer bana itaat ederseniz. " Liu çocuğun gözüne yumruk atmaya hazır bir şekilde ayağa kalktı . Çocuğun arkadaşlarından biri bıçak çekti " Hey, hey, hey . İşbirliği yapacağını umuyordum , ama anlaşılan zor yoldan gitmemiz gerekecek. " Çocuk Liu'nun yanına yürüdü ve cebinden cüzdanını aldı . Jeff tekrar o duyguyu hissetti . Şimdi ,tamamen hissedilirdi ; yakıcı bir histi . Ayağa kalktı , ama Liu ona oturmasını söyleyen bir işaret yaptı . Jeff onu dinlemedi ve çocuğun yanına gitti .

" Dinle beni seni küçük pislik . Ya kardeşimin cüzdanını geri verirsin ya da... " Randy cüzdanı kendi cebine koydu ve bıçağını çekti .

" Ah ? Ya ne yaparsın ? " Cümlesini bitirdiği anda Jeff çocuğun burnuna bir yumruk patlattı . Randy elini yüzüne götürdüğünde Jeff bileğini tuttu ve kırdı . Çocuk çığlık atarken Jeff bıçağını tuttu . Troy ve Keith Jeff'e doğru koştular , ama Jeff çok hızlıydı . Randy'yi yere fırlattı . Keith ona saldırdı , ama Jeff saldırıdan kaçarak onu kolundan bıçakladı . Keith bıçağını düşürüp bağırarak yere serildi . Troy da Jeff'e saldırmak üzere hamle yaptı , ama Jeff'in bıçağa bile ihtiyacı yoktu . Sadece Troy'un karnına bir yumruk geçirdi ve Troy'un işi bitti . Çocuk yere düşerken etrafa kustu . Liu Jeff'e şaşkınlık içinde bakmaktan başka bir şey yapamadı .

"Sen nasıl...?"  Liu'nun tek söyleyebildiğiydi . Otobüsün geldiğini gördüler ve herkesin suçu onlara atacağını biliyorlardı . Bu yüzden koşabildikleri kadar hızlı bir şekilde koşmaya başladılar . Koşarken arkalarına baktıklarında , otobüs şoförünün Randy ve diğerlerinin yanına gittiğini gördüler . Jeff ve Liu okula vardıklarında , olanları söylemeye cesaret edemediler . Yaptıkları tek şey oturup dinlemekti . Liu bunu abisinin bir kaç çocuğu dövmesi olarak düşündü , ama Jeff olayın bundan daha fazlası olduğunu biliyordu . Bu daha korkunç bir şeydi . Birine zarar verme isteğinin ne kadar güçlü olduğunu hissetti . Bunun kulağa kötü geleceğini düşündü , fakat buna rağmen mutlu hissetmek konusunda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bütün okul zamanı boyunca o garip duyguyu hissetmedi . Durağın yanına olan şeyler yüzünden eve yürüyerek gitti ,  artık okula giderken otobüse binmeyecekti . Mutlu hissetti . Eve geldiğinde annesi ve babası gününün nasıl geçtiğini sordular ve o da huzursuz bir ses tonu ile " Harika bir gündü . " dedi . Sonraki sabah birilerinin ön kapıyı çaldığını duydu. Aşağı indi ve iki polisi kapıda dururken gördü , annesi sinirli bir şekilde ona bakıyordu.

" Jeff , bu polisler bana 3 çocuğa saldırdığını söylüyorlar . Ve sıradan bir kavga değilmiş , onlar bıçaklanmışlar. Bıçaklanmışlar oğlum ! " Bunun doğru olduğunu gösterircesine Jeff başını yere eğdi.

"Anne, bana ve Liu'ya bıçak çeken onlardı ."

"Evlat," dedi polislerden biri "Biz üç tane çocuk bulduk , iki tanesi bıçaklanmış , birisi de karnına darbe almış ve bunları senin yaptığını kanıtlayacak bir görgü tanığına sahibiz. Şimdi , bu bize neyi açıklıyor?" Jeff bunun işe yaramayacağını biliyordu . Onların Liu'ya ve kendisine saldırdıklarını söyleyebilirdi ama ilk olarak onların saldırdıklarına dair bir kanıtı yoktu . Kaçmadıklarını söyleyemezlerdi , çünkü doğrusuna bakılırsa kaçmışlardı. Bu yüzden Jeff kendini veya Liu'yu savunamadı .

"Evlat, kardeşini aşağı çağır. " Jeff bunu yapamadı , çünkü çocukları döven kendisiydi .

"Bayım, o... o bendim . Çocukları döven kişi bendim . Liu beni durdurmaya çalıştı ama yapamadı ." Polisler birbirlerine baktılar ve aynı anda kafalarını salladılar.


"Pekala çocuk , görünüşe bakılırsa bir yıl..." 

" Durun ! " dedi Liu . Herkes ona döndü ve elindeki bıçağa baktılar . Polisler silahlarını çektiler ve Liu'yu hedef aldılar .

"O bendim , o küçük pislikleri döven bendim. Kanıtlara sahibim . " Kollarını sıvadı , kollarında onu kavga edip yaralanmış biri gibi gösteren kesikler vardı . 

"Evlat, sadece bıçağı elinden bırak ." dedi polis . Liu bıçağı yere düşürdü . Ve ellerini havaya kaldırıp polislerin yanına yürüdü .

"Hayır Liu , bendim ! Bunu ben yaptım!" Jeff'in yanaklarından yaşlar akıyordu . 

"Ah,benim zavallı kardeşim. Beni korumak için suçu üstüne almaya çalışman çok cesurca . Pekala, götürün beni . " Polis Liu'yu araca doğru götürdü.

"Liu,onlara benim olduğumu söyle !! Söyle onlara ! Çocukları döven bendim !" Annesi ellerini Jeff'in omzuna koydu. 

"Jeff lütfen, yalan söylemene gerek yok . Bunu Liu'nun yaptığını biliyoruz , artık durabilirsin ." Jeff Liu'nun da içinde bulunduğu polis aracı hızlanırken arkalarından baktı . Bir kaç dakika sonra arabayla gelen Jeff'in babası onun yüz ifadesinden bir şeyler olduğunu anladı .

"Oğlum,sorun nedir?" Jeff cevap veremedi . Ses telleri ağlamaktan hırpalanmıştı . Bunun yerine Jeff'in annesi olayları anlatmak için babasıyla birlikte eve girdi , Jeff hala ağlıyordu . Birkaç saat sonra eve girdi , anne ve babasının üzgün,hayal kırıklığına uğramış yüzlerini gördü. Onlara bakamadı . Bunu Liu'nun yapmış olduğuna inanmalarına katlanamadı . Olanları aklından uzaklaştırmaya çalışarak uyudu . 2 gün geçti , Liu'dan söz edilmedi. Arkadaş yoktu . Sadece üzüntü ve suçluluk vardı. Bu cumartesi sabahı Jeff annesi tarafından mutlu bir şekilde uyandırılıncaya kadar böyle geçti.

Annesi perdeleri açıp odaya gün ışığı girmesini sağladı "Gün bu gün."

Uyanmaya çalışan Jeff "Ne? Bu gün ne var? " dedi.

"Bu gün Billy'nin partisi var." Jeff artık tamamen uyanıktı.

"Anne,şaka yapıyorsun değil mi? Olanlardan sonra bir partiye gitmemi beklemiyorsun değil mi? Liu...-" Uzun bir duraklama oldu.

"Jeff, ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. Bu partinin geçmişi aydınlatacak bir şey olabileceğini düşünüyorum.Şimdi giyin." Jeff'in annesi odadan çıktı ve hazırlanmak için alt kata indi . Jeff yataktan kalkmak için büyük bir çaba gösterdi . Rastgele bir üst ve pantolon giyip aşağı indi . Annesi ve babası giyinmişlerdi ; annesi bir elbise,babası da takım elbise giymişti . Neden bir çocuğun partisi için böyle süslü kıyafetler giyiyorlar ki? diye düşündü Jeff.

"Giyeceklerin bunlar mı?" dedi Jeff'in annesi.

"Çok süslü giyinmekten iyidir." dedi. Annesi ona bağırma isteğini bir gülümseme ile sakladı.

"Pekala Jeff, biz aşırı derecede süslü giyinmiş olabiliriz.Ama bu iyi bir izlenim bırakmak için gerekli." dedi babası. Jeff söylenerek odasına çıktı .

 Jeff  "Benim hiç süslü kıyafetim yok!" diye bağırdı.

"Sadece bul bir şeyler." dedi annesi. Süslü diyebileceği bir şeyler bulmak için dolabına baktı.Bir çift siyah üst buldu , ancak altına ne giyeceğini bilemediği için bıraktı. Biraz daha bakındı, sadece normal tişörtler vardı. Sonunda beyaz,kapüşonlu bir üst buldu ve onu giydi.

Annesi ve babası aynı anda "Bunu mu giyeceksin?" dedi. Annesi saatine baktı "Ah,değiştirmek için zaman yok. Hadi gidelim." dedi ve Jeff 'le babasını kapıya doğru itti . Sokağın karşısına geçtiler ve Barbara ile Billy'nin evinin önüne geldiler. Kapıyı çaldılar, açan kişi Barbaraydı . O da anne ve babası gibi aşırı süslü giyinmişti . İçeri girdiklerinde Jeff 'in tek görebildiği yetişkinlerdi , çocuk yoktu .

"Çocuklar bahçede Jeff . Gidip tanışmaya ne dersin?" dedi Barbara.

Jeff çocuklarla dolu bahçeye girdi. Hepsi garip kovboy kostümleri ile ortalıkta koşturuyorlardı ve birbirlerini oyuncak silahlarla vuruyorlardı. Bir anda çocuklardan biri yanına geldi ve ona bir tane plastik silah ve bir şapka verdi.

"Hey,oynamak iştey mişin?" dedi.

"Ah,hayır çocuk. Bu tür şeyler için fazla büyüğüm ." Çocuk garip köpek suratı ifadesi ile ona baktı.

"Yütfeeen?" dedi çocuk. Jeff  "İyi." dedi. Şapkayı taktı ve silahla ateş ediyormuş gibi yaptı . İlk başta bunun çok saçma olduğunu düşündü, ama sonra eğlenmeye başladı. Çok havalı bir şey olmayabilirdi ama bu düşüncelerini Liu'dan uzaklaştıran tek şeydi. Bu yüzden bir süre çocuklarla oynadı , sonra bir ses duydu. Bir şeylerin yuvarlanmasına benzeyen garip bir ses. Sonra aniden ne olduğunu anladı.
Randy, Troy ve Keith kaykayları ile beraber çitlerden atladılar . Jeff oyuncak silahı attı ve şapkasını çıkardı. Randy yüzünden açık açık okunan bir nefretle Jeff'e baktı .

"Selam, Jeff 'di , değil mi?" dedi. "Bitmemiş bir işimiz var."  Jeff yaralanmış burnunu gördü ve  "Bence herkes karşılığını aldı . Ben senin pestilini çıkardım, sen de kardeşimin hapse gönderilmesine neden oldun . " dedi.

Randy'nin gözlerine bir öfke yerleşti "Ah hayır , ben karşılıklı iş yapmam , ben kazançlı işi yaparım.O gün bizi tekmelemiş olabilirsin,ama bu gün olmayacak." Bunu dedikten sonra Randy hızla Jeff'e doğru gelmeye başladı.İkisi de yere düştüler. Randy Jeff'in burnuna bir yumruk attı , Jeff onu kulaklarından tuttu ve kafa attı. Ardından onu üstünden itti ve ikisi de ayağa kalktılar . Çocuklar çığlık atıyordu ve aileleri evden dışarı çıkıyordu . Troy ve Keith ceplerinden silahlarını çıkardılar .

"Kimse karışmasın yoksa canınız tehlikeye girer." dediler. Randy bıçağını çekti ve Jeff'i omzundan bıçakladı.

Jeff bağırarak dizleri üzerine düştü. Randy yüzünü tekmelemeye başladı . 3 tane tekmeden sonra Jeff ayağını tuttu ve büktü , bu da Randy'nin yere düşmesine neden oldu . Jeff ayağa kalktı ve kapıya doğru yürüdü. Troy onu durdurdu.

"Yardıma mı ihtiyacın var?" dedi ve Jeff'i boynundan tutup bahçe kapısına doğru fırlattı.Jeff ayağa kalkmaya çalışırken atılan bir tekmeyle yere düştü . Randy Jeff'in ağzından kan gelinceye kadar onu tekmeledi.

"Hadi ama Jeff,savaş benimle!" Jeff'i tuttu ve onu mutfağa doğru itti . Randy tezgahta bir kaç şişe votka gördü ve cam şişelerden birini Jeff'in kafasında kırdı.

"Dövüş benimle!" diyerek Jeff'i oturma odasına götürdü .

"Hadi Jeff,bana bak!!" Yüzünden akan kanlarla Jeff ona baktı. "Senin kardeşini hapse gönderen bendim! Ve şimdi sen oturup da onun bütün bir yıl orda çürümesine izin mi vereceksin?! Kendinden utanmalısın!" Jeff ayağa kalktı.

"Nihayet! Kalk ve dövüş!" Jeff ayaktaydı , yüzünde kan ve votka vardı . Tekrar o garip duyguyu hissetti , uzun süredir hissetmediği o duygu. Jeff'e doğru atılan Randy "Sonunda ayakta!" dedi.O anda bir şey oldu,Jeff'in içinde bir şeyler koptu . Aklı yerle bir oldu , mantıklı düşünme yeteneği uçup gitti , yapabileceği tek şey öldürmekti . Randy'yi tuttu ve onu yere doğru fırlattı . Ardından üstüne çıktı ve kalbine bir yumruk attı . Randy nefes almaya çalışırken kalbi atılan yumruk yüzünden bir süreliğine durdu . Jeff ona defalarca kez yumruk attı , Randy'nin vücudundan kanlar fışkırıyordu . Sonunda son nefesini verdi .

Şimdi herkes Jeff' bakıyordu . Ailesi, ağlayan çocuklar , hatta Troy ve Keith bile . Ancak ikisi şok durumundan hemen kurtulup silahlarını Jeff'e doğrulttular. Jeff silahları gördüğü anda merdivenlere koştu . O koşarken Troy ve Keith ateş ettiler,bütün kurşunlar onu ıskalıyordu . Jeff üst kata çıktı ve Troy'la Keith'in ayak seslerini duydu . Onlar son kurşunlarını ateşlerken Jeff kendini banyoya attı . Banyodaki havluyu aldı . Troy ve Keith ellerindeki bıçaklarla içeri girdiler.

Troy bıçağını Jeff 'e doğru savurdu , Jeff geriye çekilip havluyu Troy'un yüzüne doğru çok sert bir şekilde savurdu . Troy yere düştü . Şimdi sadece Keith kalmıştı . Ancak o Troy'dan daha çevikti . Jeff havluyu ikinci kez savurduğunda eğilip saldırıdan kurtuldu . Bıçağı bıraktı ve Jeff'i boynundan tuttu . Onu duvara bastırdı . Raflardan birinde olan çamaşır suyu şişesi üzerlerine düştü ve onları yaktı . İkisi de çığlık attı . Jeff hemen gözlerini sildi . Havluyu mümkün olduğunca hızlı bir şekilde Keith'in kafasına savurdu . Keith yerde kanlar içinde yatarken , rahatsız edici bir şekilde gülümsedi .

"Komik olan da nedir?" dedi Jeff. Keith bir çakmak çıkardı ve ateşledi. "Komik olan şey..." dedi "Sen çamaşır suyu ve alkolle kaplanmış durumdasın." Keith çakmağı ona doğru atınca Jeff'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Ateş ona değdiği anda, alevler votkadaki alkolü ateşledi . Alkol onu yakarken , çamaşır suyu cildini beyazlattı . Ateş her yerini sararken Jeff korkunç,tiz bir sesle bağırdı . Yuvarlanarak ateşi söndürmeye çalıştı ama başarısız oldu . Alkol onu cehenneme göndermiş gibiydi . Koridorda koştu , ve merdivenlere düştü . Jeff'i gördükleri anda herkes bağırmaya başladı . Ateşler içindeydi , yerde yatıyordu ve neredeyse ölmüştü . Jeff 'in en son gördüğü şey annesi ve diğerlerinin ateşi söndürmeye çalışmasıydı.O anda bayıldı.

Jeff uyandığında yüzü bandajlarla sarılmıştı . Hiçbir şey göremiyordu , omzundaki bandajları hissedebiliyordu, bir de vücudundaki yaraları . Doğrulmaya çalıştı ama kolunda kablo gibi bir şey bağlıydı , kalkmaya çalışırken yerinden çıktı . Ve bir hemşire hızla odaya girdi.

Jeff'i yatağa geri iterken  "Yataktan çıkman için çok erken." dedi ve kabloyu tekrar taktı . Jeff sadece orda oturdu ; görmeden , nerede olduğunu bilmeden . Sonunda annesinin sesini duydu .

"Balım,iyi misin?" diye sordu annesi . Jeff cevaplayamadı . Yüzü sarılmıştı ve konuşamıyordu. "Ah balım , sana iyi haberlerim var . Bütün görgü tanıkları olayı anlattıktan sonra Randy sana saldırdığını itiraf etti , Liu'yu serbest bırakmaya karar verdiler." Bu haber neredeyse Jeff'in yataktan fırlamasına neden olacaktı . Ama kolundaki kabloyu hatırlayıp kendine engel oldu .  "Yarın çıkacak ve tekrar birlikte olacaksınız."

Annesi oğlunu kucakladı ve veda etti. Sonraki iki hafta Jeff ailesi tarafından her gün ziyaret edildi . Ardından bandajların çıkarılacağı gün geldi. Ailesi yüzünün nasıl göründüğünü görmek için oradaydı. Doktorlar bandajları açarken herkes sandalyesinin ucuna oturmuştu. Son bandaj da çıkıncaya kadar beklediler.

"En iyisini umalım." dedi doktor . Yüzündeki bezi çekti ve yüzü ortaya çıktı.

Annesi Jeff'in yüzü karşısında çığlık attı . Liu ve babası dehşete kapılmış bir şekilde bakıyorlardı .

"Ne? Yüzüme ne oldu? " dedi Jeff . Yataktan fırladı ve aynaya koştu . Aynaya baktı ve ailesinin verdiği tepkilerin sebebini gördü. Bu...bu korkunçtu . Dudakları yanıp kıp kırmızı bir hal almıştı. Yüzü saf bir beyaz renkteydi , ve normalde kahverengi olan saçı siyaha dönmüştü . Elini yavaşça yüzüne koydu . Yumuşacıktı. . Aynadan ailesine baktı .

"Jeff," dedi Liu "O kadar da kötü değil..."

Jeff "O kadar da kötü değil mi?" dedi. "Bu mükemmel !!"  Bütün ailesi şaşkınlık içindeydi . Jeff kontrolsüz bir şekilde gülmeye başladı. Anne ve babası sol gözünün ve elinin seğirdiğini fark etti .

"Ah...Jeff, iyi misin?"

"İyi mi? Daha önce hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim! Ha ha ha ha ha haaaaa , bana bakın . Bu yüz bana çok uyuyor !" Gülmesini durduramadı. Aynaya bakarak yüzünü okşadı. Buna ne neden olmuştu?

Pekala , Randy ile dövüşürken içinde bir şeylerin koptuğunu hatırlıyorsunuzdur , akıl sağlığı gitmişti. Şimdi o çılgın bir öldürme makinesiydi, bu ailesinin bilmediği bir şeydi .

"Doktor," dedi Jeff'in annesi "Oğlum...iyi mi? Yani aklı?"

"Ah,tabiki. Bu tür davranışlar çok fazla ağrı kesici alan hastalarda görülen tipik bir davranıştır. Eğer davranışları bir kaç haftada değişmezse onu tekrar buraya getirin , ona psikolojik testler yapacağız."

"Teşekkür ederim doktor." Jeff'in annesi oğlunun yanına gitti "Jeff,tatlım. Gitme zamanı."

Jeff başını annesine çevirdi, yüzünde hala o çılgın gülümseme vardı "Tamam annecik , ha ha haaaaa !" Annesi onu omuzlarından tuttu ve kıyafetlerini alması için yolladı.

Masadaki kadın "Bu buraya geldi." dedi. Jeff'in annesi oğlunun partide giydiği beyaz kapüşonlu üstü ve siyah pantolonu gördü. Temizlerdi ve üzerlerinde kan yoktu. Annesi onu odaya soktu ve kıyafetlerini giymesini söyledi. Sonra hastaneyi terk ettiler , o günün yaşayacakları son gün olduğunu bilmiyorlardı.

Akşam saatlerinde,Jeff'in annesi banyodan gelen bir ses yüzünden uyandı. Sanki biri ağlıyor gibiydi. Ne olduğunu anlamak için yavaşça baktı. Banyoya baktığında korkunç bir sahne gördü. Jeff eline bir bıçak almış yanaklarına gülücük şekli verecek şekilde kendini kesmişti.

"Jeff,sen ne yapıyorsun..?" dedi annesi.

Jeff annesine baktı "Gülümsemeye devam edemedim anne. Bir süre sonra ağrımaya başladı. Ama şimdi,sonsuza dek gülümseyebilirim." Annesi gözlerini fark etti, siyah halka gibiydiler.

"Jeff,gözlerin!!" Gözleri hiç kapanmıyor gibiydi.

"Yoruldum ve gözlerim kapanmaya başladı.Yüzümü göremedim. Ben de göz kapaklarımı yaktım, artık yüzümü sonsuza dek görebileceğim ; yeni yüzümü." Oğlunun çıldırmaya başladığını gören annesi yavaşça geriledi. "Sorun nedir anne? Güzel değil miyim?"

"Evet oğlum," dedi annesi "Evet güzelsin. Şimdi babanı getirmeme izin ver de yüzünü görsün." Odaya koştu ve Jeff'in babasını sarsarak uyandırdı. "Balım,silahını al.Biz..." Jeff'i kapıda görünce sustu,elince bir bıçak vardı.

"Anne,yalan söyledin." Bu , Jeff elinde bıçakla onlara koşarken duydukları son şeydi. Ardından Jeff ikisinin de içini çıkardı.

Erkek kardeşi Liu duyduğu sesler yüzünden uyandı. Ama başka ses gelmedi ,bu yüzden gözlerini kapadı ve tekrar uyumaya çalıştı. Tam uyuyacakken, birinin onu izlediğine dair bir hisse kapıldı. Jeff'in eli ağzını kaparken gözlerini açtı. Jeff bıçağı kardeşine saplamak üzere havaya kaldırdı. Liu Jeff'den kaçmaya çalıştı.

"Şşşş..." dedi Jeff  "Sadece uyu."