29 Nisan 2016 Cuma

"Button Button"

Kapıda bir tıklama duyduklarında karı ve koca bir akşam üzeri evlerinde oturuyorlardı. Kapıyı açmaya gittiklerinde kapıda duran garip bir adam vardı. Pahalı, siyah bir takım elbise giyiyordu ve büyük bir evrak çantası vardı.

"Zamanınızdan birkaç dakika alabilir miyim acaba?" dedi.

Onun gezen bir satıcı olduğunu düşünerek onu içeri aldılar.

Adam çantasını mutfak masasına koydu ve bir şey çıkardı. Üstünde tek bir kırmızı düğme bulunan bir kutuydu. Kutuyu karı-kocaya verdi.

"Bugün şanslı gününüz." dedi sakin bir tonla "Aklınızın alamayacağı kadar zengin olma şansına sahipsiniz. Eğer bu düğmeye basarsanız, nakit olarak $1 milyon dolar kazanacaksınız. Tek bir sorun var. Tanımadığınız biri ölecek."

Bunu derken, adam çantasını açtı ve içindeki para destelerini gösterdi.

Ertesi gün kutuyu almak için döneceğini söyledi.

O gittikten sonra, karı-koca kutu hakkında konuştular. Saatlerce tartıştılar. Sonunda düğmeye basmaya karar verdiler.

Hiçbir şey olmadı.

Ertesi gün, adam geri geldi. Kutuyu aldı ve karşılık olarak onlara $1 milyon dolar verdi."

Tam gitmek üzereyken, koca sordu "Biri gerçekten öldü mü?"

"Elbette," diye cevap verdi adam "Dün gece oldu. Uzak bir yerde. Tanımadığın biri öldü."

Koca suçlu hissetti. Vicdanı onu yiyip bitiyordu.

"Son bir soru," dedi.

"Evet, ne bilmek istersin?" dedi adam.

"Kutuyla şimdi ne yapacaksın?"

Adam gülümsedi ve konuştu:

"Onu tanımadığın birine vereceğim."

27 Nisan 2016 Çarşamba

"The New Parents"

Alarmım ,her gün yaptığı gibi, saat 7:30'da çaldı. Yuvarlanıp yataktan çıktım ve telefonumu kontrol ettim. Mesaj yoktu. Banyoya girdim ve duş aldım. Ardından dişlerimi fırçaladım ve aynada saçımı düzelttim. İşim bittiğinde aşağı indim.

Pastırma ve yumurtanın tanıdık kokusu koridordan aşağı doğru sürükleniyordu. Mutfağa girdim ve gördüğüm şey olduğum yerde kalmama neden oldu.

Masada oturup gazete okuyan adam, babam değildi. Ocağın başında yemek hazırlayan kadın, annem değildi. İkisi de yabancıydı.

Gerileyerek mutfaktan çıktım ve düşüncelerimi düzene sokmak için merdivenlerin en altına oturdum. Şoktaydım, gördüğüm şeyi aklım almıyordu. Bu insanlar kimdi? Evimde ne yapıyorlardı? Ailem nerdeydi?

Zihnim hızlı bir şekilde çalışıyordu ve kalbim deli gibi atıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Yanlarına mı gitmeliyim? Polisi mi aramalıyım? Aklımı mı kaybediyorum?

Tam o anda kadının mutfaktan bağırdığını duydum "Balım? Kahvaltı için aşağı geliyor musun?"

Merdivenlerin orda oturdum, kıpırdayamıyor,  cevaplayamıyordum.

Tekrar bağırdı "Balım! uyan! Kahvaltın soğuyacak!"

Bir dakika sonra koridorun sonundan ayak sesleri duydum, adam karşımda belirdi:

"Hey, oğlum. Burda oturup ne yapıyorsun? Kahvaltı hazır."

İsteksizce kalktım ve mutfağa kadar onu takip ettim. Masanın ucuna oturdu, ben de diğer ucuna.

"Sorun ne?" diye sordu kadın.

"Bir sorun mu var oğlum?"  dedi adam. "Yeterince uyudun  mu?"

"Um...Evet" diye mırıldandım.

Adam gazetesini okumaya geri döndü. Kadın önüme pastırma ve yumurtanın bulunduğu tabağı koydu.

Beynimi zorladım. Belki bunun bir açıklaması vardı. Belki de onlar daha önce tanışmadığım kayıp akrabalarımdı. Belki de ailem gezintiye çıkmıştı. Belki de hala üst katta uyuyorlardı.

Sonunda cesaretimi topladım ve onlara sordum.

"Siz kimsiniz?"

Adam gülümsedi "Nasıl bir soru bu? Biz senin anne babanız tabiki."

Kalbim durur gibi oldu. Neredeyse umudumu kaybediyordum. Ne olduğunu anlayamamıştım.

Aniden, telefonum titreşti. Cebimden çıkardım ve ekrana baktım. Babamdan gelen bir mesajdı.

Rahatlayarak nefes aldım. Sonunda ne olup bittiğine dair bir açıklama alabilecektim.

Mesajı açtım. İçinde tek bir cümle vardı:

"Yardım et!"

Ç.N:
Geç gelen CP için kusura bakmayın -,-
Bu arada bu CP'nin bana hatırlattığı bir animasyon var. İsmi "Coraline" , bir göz atın aynı bu CP gibi *-* 

16 Nisan 2016 Cumartesi

Bloody Painter

Bu, 14 yaşındaki Helen...Gözlerinin altındaki siyah çizgiler, onun hiç de yeterince uyumadığını hissettiriyordu.. Karışık siyah saçları,  kendine çeki düzen vermek için uğraşmayı sevmediğinden beri umrunda değildi. Çünkü bu ona göre gereksiz bir zaman kaybından başak birşey değildi..
Sınıfın en arkasında, pencerenin yanında sessizce çizim yaparak oturuyordu.. Bu onun için herşey demekti.. İnsanlarla sosyalleşmeyi sevmemesi onu yalnız biri yapıyordu..
Okuldan sonra sürekli hırpalanan bir çocuk vardı. Bu, her zaman zorbalığın kurbanı olan Tom'du.. Daha önce birşey yaptığı için değil, sadece etrafındaki insanlar tarafından sevilmediği içindi.. Bu tür şeyler çok sık oluyordu.. Ve bazen Helen de   kullanılıyordu.. Helen, Tom için üzülüyordu.. ama olaya da müdahale etmek istemiyordu...                  
Bir gün teneffüs sırasında, Judy kol saatinin kaybolduğunu söyledi ve onu aramaya başladı... Fakat Helen ona yardım etmedi... Sonuçta bu onu ilgilendirmezdi.. Birdenbire, biri  Helen'ın çantasında parıldayan birşey fark etti..
"Bu da ne?" Diyen Ban, elini çantanın içine soktu ve sahte elmaslar ile çizilmiş bir saat çıkardı.. Helen buna çok şaşırmıştı.. Onun nasıl oraya girdiği hakkında hiçbir fikri yoktu...
"Ah! Bu benim saatim!" Judy olanları gördükten sonra saati Ban'ın elinden aldı. Birden ikisi de  Helen'a tuhaf ve düşmanca bir şekilde bakmaya başladılar.. Kafasını biraz olsun kaldırmadan hala not defterindekiyarım kalmış çizimine devam ederek: "Ben yapmadım.." der Helen. "Evet..Tabii" der Judy, ve Tom ile beraber anlaşmış gibi sınıftan çıkar...
Ertesi gün, Helen yine herzamanki gibi sırasında oturup çizim yapmaya devam ediyordu. Birden etrafındaki ortamda bazı şeylerin pek de doğru olmadığını fark etti... İnsanlar onun hakkında birşeyler fısıldaşıyorlardı.  Konuşulanların bazılarının onu "Hırsız" olarak adlandırarark başladığını duydu. Fakat ne kendini savunmak, ne de onlara bir açıklama yapmak için uğraşmadı.. Sonuçta işe yaramayacaktı..
Zaman geçtikçe, yaptığı şeyler daha da çok abartılmaya başlanmış ve böylece Helen zorbaların yeni kurbanı haline gelmişti...Bundan hoşlanmasa da karşı koymaya çalışmıyordu. Duygularını sessizce kalbinde saklıyordu...          
Fakat bir gün Ban, Helen'in yarımKalmış çizimiyle beraber çizim defterini alır ve "Sürekli bu anlamsız şeyleri çiziyorsun!" Diyerek Helen'ın tepkisini görmek için resimlerden bazılarını yırtarak küçük parçalara ayırmaya başlar... Helen, bu gidişle kendine daha fazla engel  olamayacaktı, ve sonunda daha fazla dayanamayıp yumruğunu Ban'ın suratının ortasına geçirerek kavgaya karıştı... Fakat Helen yeterince güçlü değildi. Bu yüzden de, hiç zaman kaybedilmeden pataklanmaya başlandı... Diğer öğrenciler kavgayı durdurmak yerine ne olup bittiğini izlemek için toplanmışlardı.. Hatta   bazıları, onu ayağıyla karnından ve yüzünden tekmelemeye başlamıştı...
Zil çaldıktan sonra herkes, öğretmen gelmeden bir an önce yerlerine geçmek için sıralarına doğru yönelmeye başladı. Helen'da hiçbirşey olmamış gibi yerine geçmişti.  Bir süre sonra öğretmenGeldi. Helen'ın vücudunda ve yüzünde çok sayıda çürük ve yara izleri vardı.. Öğretmen bunu sınıfa girer girmez fark etmişti.. "Aman tanrım Helen!! Ne oldu sana?!?!"
Aniden, herkes ona doğru döner ve   ölüm saçan düşmanca bakışlarıyla vereceği açıklamayı beklemeye başlar..                     "Merdivenlerden düştüm efendim.." diye cevap verir Helen.. Bu cevapla birlikte, üzerindeki düşmanca bakışlar da ortadan kalkar...
Okuldan eve döndüğünde de ailesinin aynı soruyu sorması ile birlikte Helen, onlara da aynı cevabı verir.Giydiği mavi ceket, yüzündekiler hariç üzerindeki tüm yaraları kapatıyordu... Ailesi bu cevaba hiç tereddüt etmeden inanmıştı.. Genelde, ailesi ona okulun nasıl geçtiğini sorduğunda  Helen, her zaman onlara herşeyin çok iyi olduğunu söylerdi...  Hatta birçok arkadaşı olduğunu ve zamanının çok iyi geçtiği hakkında da yalan söylemişti... Helen, ailesinin onun için endişelenmelerini istemediği için onlara gerçeği anlatmayı reddediyordu...              
Birkaç ay sonra, hakkındaki olumsuz eleştirileri duymak onun için sıradan birşey haline gelmişti. Öyle ki gerekse insanların onu aşağılaması, gerek de ona yaptıkları zorbalıklar artık onun için normal bir şeydi.. Artık bu tür şeylere karşı tamamen bağışıklık kazanmıştı... Ama bu soruların aklını kurcalamasına engel olamıyordu.. En başta onun arkasından iş çeviren, ona iftira atan kimdi?? Neden onu suçlu durumuna düşürmek istemişti?? Artık bunların hiçbir önemi yoktu...Hatta, artık hiçbirşeyin önemi yoktu...
Bir gün Helen, facebook üzerinden bilinmeyen bir kullanıcıdan "Selam! Ordamısın??" Diye bir mesaj aldı."Kimsin?" Diye cevap verir Helen. "Tom... Senin sınıf arkadaşın".Tom daha önce onunla hiç iletişime geçmemişti.. Açıkçası bu onu biraz şaşırtmıştı. "Ne var?" Diye cevaplar Helen. "Şeyy...iyi misin?". Helen, "Bu seni ilgilendirmez" diye Tom'un sorusunu cevaplandırır. Tom bir süre yazdıktan sonra şu cevabı verir: "Dinle, şu an nasıl hissettiğini çok iyi biliyorum. Sen de benimle aynı durumdasın... Sana gerçekten yardım etmeyi çok istiyorum.. Ama elimden hiç birşey gelmiyor...çok üzgünüm.."
Bir süre sonra, Tom ve Helen uzun bir süre birbirleri ile karşılıklı yazışmaya başladılar.Helen, yaşadığı acıları ve duygularını onunla paylaştıkça kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı... Hatta, Tom'la birlikte ara sıra şakalaşabiliyorlardı da! Onunla birlikteyken mutluluydu... Bunu ifade etmek için de sıklıkla " : ) " işaretini kullanıyordu..  Bu onun, gerçektendeilk defa gerçek bir arkadaş edindiğini düşündüğü ilk seferdi...

Sıcak bir öğleden sonraydı...
"Yarın öğleden sonraki ilk ders saatinden sonra, benimle okulun çatı katında buluşmaya gel. Konuşmamız lazım... Sakın birşey sorma.." diye Tom'dan dün gece bir mesaj almıştı... Helen,  Tom'un talimatlarına uyarak onunla buluşmak için okulun çatı katına çıktı. Yanına gelirken elini ona doğru sallayarak, "Hey Tom! Nasıl gidiyor dostum??" diye sordu Helen...
"Şeyy...Dinle...sana söylemem gereken birşey var....önemli birşey..."  Tom, ciddi bir şekilde konuşmasına devam eder: "Şu saat hırsızlığı olayını hatırlıyor musun??"
Nasıl unutabilirdi ki?? O olay çektiği tüm acıların başlangıcıydı!?!
Helen hatırladığını göstermek amacı ile başını sallar. "O bendim.." Tom, Helen'ın gözlerine bakmaktan korkarve gözlerini kaçırarak bakışlarını zemine yoğunlaştırır.
"NEE!?!" Helen sarsılmıştı... "Judy'nin saatini ben çaldım ve suçu senin üzerine attım" diye itirafta bulunur Tom... "Bunu neden yaptın!?!".
"Sen onların yeni kurbanı haline geldiğin zaman... benim hayatım eskisine göre çok daha iyi olacaktı..." der Tom sırıtarak.. O haklıydı.. Ancak insanlar kendilerine Helen gibi yeni bir kurban bulunca onu rahat bırakırlardı... Aynı geride unutulmuş eski bir oyuncak gibi...  Ona göre, bu kesinlikle mükemmel bir plandı!.. Böylece o da, geri kalan okul hayatını sessizce; huzur ve güven içinde geçirebilecekti...Başarmıştı da... Planı, mümkün olamayacak kadar mükemmel, ve bir o kadar da ustacaydı...
Helen,onun yakasına yapışır. Birbirleri ile itişip kakışarak mücadele ederken çatının uç noktasına gelirler...BirdenTom kayar ve çatıdan aşağı düşer. Helen anında onu elinden yakalar ve yukarı çekmeye çalışır.. Fakat Helen bunu başarabilecek kadar güçlü değildi...
"Ben...çok üzgünüm Helen..." Tom düşer.. Helen olacak şeyleri görmeye korktuğu için korkuyla gözlerini kapatır.. Helen, birinin bir binanın 6. katından düştüğü zaman başına gelecekleri tahmin bile etmek istemiyordu...
Polisler olay yerine geldikten sonra Helen'ın ifadesini almak istediler. Fakat, yaşanan olay onu tek bir kelime dâhi edemeyecek kadar dehşete düşürmüştü...
Bir kez daha Helen, diğer öğrenciler arasında tartışma konusu olmuştu... Bazıları, Helen'ın Tom'u çatıdan kasten iterek düşürdüğünü düşünüyordu... Fakat çoğunluk Tom'un intihara kalkıştığını, Helen'ın ise onu kurtarmaya çalıştığını, amabaşaramadığını düşünüyordu. Çünkü Tom düşmeden önce onun elini tuttuğunu görmüşlerdi...
O gece, Helen odasında ağlıyor, titriyor ve içinde büyümekte olan  suçluluk duygusundan bir türlü kurtulamıyordu... Sakin olmalıydı.. Birden bire zihninde bir şimşek çaktı.
"Tom'un ölmesi benim suçum değildi..O ölmeyi hak etmişti!!" Bu fikir onu çok daha iyi hissettirmiş, duyduğu suçluluk duygusunun yok olmasını sağlamıştı.. Helen'ın yüzünde ürpertici bir gülümseme belirir... "Tom sadece yaptıklarının bedelini ödedi...Sanırım diğerlerinin de bu bedeli ödeme vakti geldi..Öyle değil mi??" Ağlaması, karanlığın    içinde yavaşça kahkahaya dönüştü...
Helen'ın sınıf arkadaşları, Cadılar Bayramı'nın olduğu gün, bir parti düzenlemeye karar verdiler. Fakat asıl amaçları bu bayramı kutlamak değil, arkadaşlarının hep beraberpartiye gelmelerini sağlamaktı.. Tabiki de Helen partiye davet edilmemişti.. Cadılar Bayramının olduğu geceden bir gün önce, Judy ve Maggie karşılıklı olarak  Facebook'dan yazışıyorlardı. İkisi de okuldaki yurtta yaşıyordu. Judy ve Maggie'nin odaları yan yanaydı.

09:03- Judy: Yarınki partiye kimler geliyor? Çok heyecanlıyım : D    
09:03- Maggie: Sınıfın büyük bir kısmı orda olacak. Fakat Ban'a birçok kez mesaj atmama rağmen bana hiç cevap yazmadı. Halbuki gönderdiğim mesajların hepsi okunmuş...Onun sorunu ne?!?
09:04- Judy: Büyük ihtimalle çalışıyordur..Yani sanırım...

09:06- Maggie: Tuhaf birşeyler oluyor...uzun süredir kapının dışından gelen, ayak sesleri duyuyorum...Sanırım biri yurttadolaşıyor...
09:06- Maggie: Bekle..Gidip ne olduğuna bakacağım.. (Kapı deliğini kullanarak dışarıyı kontrol eden Maggie, birden sıradışı bir şey görür..)
09:07- Maggie: Aman tanrım!! Dışarda maskeli, mavi ceket giyen biri var!! Ve...elinde bir bıçak tutuyor... Hertarafı kanlar içinde!!!  
09:07- Maggie: Kahretsin!! Şu an kapıyı çalıyor!!.
09:08- Maggie: Aman tanrım! Aman tanrım! Aman tanrım! Aman tanrım!!!
09:08- Judy: Tamam...sakin olmaya çalış..kendine silah gibi bir şey bul!!
09:08- Judy: Kendini koru!!
09:09- Maggie: Kapı kolunu çeviriyor!! Sanırım kilitlemiştim..  
09:09- Maggie: Korkuyorum!!!
09:09- Judy: Maggie..
09:09- Maggie: Ne yapmalıyım!?!?
09:09- Judy: Maggie..dinle..
09:09- Maggie: KURTAR BENİ!!!!
09:09- Judy: Maggie.. sakin ol..
09:09- Judy: Maggie..
09:10- Judy: Maggie?
09:10- Judy: Orada mısın??

Mesaj okunmuş gözüküyordu.Fakat Maggie'den cevap gelmiyordu... Birdenbire, Judy odasının kapısının açılma sesini duyar.. Aniden arkasını döner ve karnındaki o müthiş acıyı hisseder...Her tarafı kanla kaplı, maskeli, mavi ceket giyen biri, aniden odasında belirmiş, onu bıçaklamıştı...
O gece, yurtta olan öğrencilerin hepsi öldürülmüştü.. Kimse katilin bunu nasıl yaptığını bilmiyordu... Katil, kurbanlarının kanını yurdun duvarlarını boyamak ve çeşitli resimler çizmek için kullanmıştı...    
Çoğu resim, içinde ": )" işaretini barındırıyordu... Ayrıca, cesetlerin çoğu, daha çok pigment elde edilebilmek için doğranmış ve ezilmişti...
Zanlı, Helen Otis, hâlâ kayıptı...
Her nasılsa, Meggie ve Judy'nin karşılıklı yazıştıkları sohbet odasında, Judy'nin 09:03'de yazdığı ilk mesaja bir cevap gönderilmişti:
11:15- Judy: "Yarın için heyecanlanma : ) "    
Çünkü yarın diye birşey olmayacak...



Herkese merhaba! ^^ 
Ben yeni admininiz Suzan...
Bu da benim ilk çevirdiğim ve bu grupta yayınladığım ilk pastam. Umarım beğenirsiz ve hepinizle iyi anlaşırız ^^

7 Nisan 2016 Perşembe

"Rules of Survival- Part 3"

81-Eğer küçük bir kızın tekerleme söylediğini duyarsanız, "Ayaklarım bana ihanet etmeyin!" deyin ve koşmaya başlayın.

82-Benzin istasyonunda durup, ürkütücü adamdan yol tarifi istemeyin. Size yardım etmeyecek.

83-Katili vurduktan sonra silahınızı bırakmayın.

84-Eğer biri size bir video kaydı verip "Eğer bunu izlersen 7 gün içinde öleceksin." derse mısır patlatmayın!

85-Garip bir şey görürseniz, birine söyleyin. Salak gibi "Bir şeyler hayal ediyor olmalıyım." demeyin.

86-Şehirde bir seri katil var ve polis size güvenlik önerileri vermemizi istedi; ışıklı yerlerde kalın, yalnız seyahat etmeyin.

87-Asla arabaya binmeyin. Ya çalışmayacak, ya bozulacak, ya benzini bitecek, ya da anahtarlar kaybedeceksiniz. Her türlü, katil arka koltukta saklanıyor olacak.

88-Eğer polis gelirse umutlanmayın. Size ulaşmadan öldürülmüş olacak.

89-İyi bir saklanma yeri bulun ve orda KALIN. Eğer katil sizi göremiyor veya duyamıyorsa NEDEN HAREKET EDESİNİZ Kİ?

90-Bir ev satın alıyorsanız ve emlak ajentası "Pekala,şey,yakından inceleyelim- Burda bir kaç cinayet oldu." diyorsa başka bir ev satın alın.

91-Uzaktan ürkütücü bir şey duyarsanız, köpeğin havlamasının bir anda yarıda kesilmesi gibi, araştırmayın. Ayrıca köpeğiniz öldü.

92-Asla katilin maskesini çıkarmaya çalışmayın. Göreceğiniz şeyi sevmeyeceksiniz.

93-Katilin ölü olduğunu düşünmeyin. Vurun, bıçaklayın, kollarını-kafasını-bacaklarını kesin, sonra parçaları yakın ve kutsal suya batırın. Eğer imkanınız varsa kömürleşmiş kalıntılarını uzaya roketleyin. Ancak yine de ölmüş olmayacaktır.

94-Eğer bir tür ruh hastalığınız varsa, filmin sonunda katilin kendiniz olduğunu keşfedeceksiniz.

95-Evinizdeki duvarlar kanıyorsa, kovma duası (exorcism) yapmayın. Çok uzaklara taşının. Çünkü duvarlarınızda kan var! Kan! Duvarınızda! DUVARINIZ KANIYOR!!

96-Asla kız arkaşınızı/Erkek arkadaşınızı öpmeyin. Öpüşen çiftler dengesiz katillerin mıknatısıdır.

97-Asla "Artık bitti." veya "Başardık." gibi şeyler söylemeyin. Bu bitmediğini ve başaramayacağınızı garanti eder.

98-Bahçenizde testere tutan garip bir adam görürseniz, çimlerinizi biçmek için orda değildir.

99-Sarhoş olmayın, uyuşturucu almayın. Bir katilden kaçmak yalpalıyorken ve kendi kendinize şarkı söylüyorken zordur.

100-Eğer bir tatile gidiyorsanız, gideceğiniz yerin ismini Google'dan aratın. İlk 5 sonuç kayıp insanlar hakkındaki yeni hikayelerse, tatilinizi başka yerde yapın.

101-Alt tarafı bir ses duydunuz diye dışarı gitmeyin. Bu dışarı gelip "Burdayım! Öldürülmeye hazırım!" demek gibi bir şey.

102-Kendinizi koruyun. Bir silah bulun. Tabanca, bıçak, testere=Silah. Şemsiye,paspas, lamba=Silah değil.

103-Alkol almayın, hap içmeyin. Filmlerdeki katillerin sarhoş ve hareketsiz gençler için ekstra nefreti vardır.

104-Eğer babanız delirip odanızın kapısını baltayla kırmaya çalışırsa, onunla mantıklı konuşmaya çalışmayın. Pencereden atlayın.

105-Burda bir kuralı tekrar hatırlatalım. Üst kat? Kötü fikir. Dışarısı? Oraya gitmeyin. Telefon? Asla çalışmaz. Silah? Düşürmeyin silahınızı. Araba? Çalışmaz Komşular? Asla evde olmaz. Polis? Her zaman ölür.

106-Eğer korkunç bir ses duyarsanız ve bunun sadece kedi olduğunu anlarsanız, duyacağınız sonraki korkunç ses kediye ait olmayacak.

107-Eğer kollarınızdan veya bacaklarınızdan biri koparılırsa, bunun sizi aşağı çekmesine izin vermeyin. Daha sonra kopan yerinizi testere veya taramalı tüfekle değiştirebilirsiniz.

108-Başkasını kurtarmak içni kendinizi feda etmeyin. Genelde kurtardığınız kişi zaten ölür.

109-Eğer maskeli birini görürseniz, arkadaşlarınızdan birinin size şaka yaptığını düşünmeyin.

110-Eğer anne babanız yıllar önce bir seri katil öldürmüşse, katil sizi öldürmek için geri dönecektir. Garip bir şekilde, anne babanıza bulaşmayacaktır.

111-Eğer kız arkadaşınız amigo kızların başıysa onu, kimsenin sevmediği garip kız için terk edin. Garip kızlar asla öldürülmezler, amigo kızlar her zaman ölür.

112-İyi bir strateji "Hayır! Onun yerine beni öldür!" demektir. Böylece katil siz hariç herkesi öldürür. Ters psikoloji.

113-4 ayak üzerinde domuz gibi sızlanmak istemiyorsanız cahiller ve çiftçilerle arkadaş olmayın.

114-Asla plan yapmayın, çünkü planınız olacak olan olay dışındaki bütün olaylara karşı çalışacaktır.

115-Eğer bir bebeği atıp eve geldiğinizde sizi beklediğini görürseniz, hemen ülkeyi terk edin. Kurtulmanın başka yolu yok.

116-Eğer aramalar evin içinden geliyorsa, evin dışına çıkın.

117-Garip bir silah bulursanız hemen alın. Daha sonra bu silah, canavarı öldürebilecek tek şey olacak.

118-Eğer bir canavara en büyük silahla ateş ediyorsanız ve bu işe yaramıyorsa, en küçük silahı çıkarıp ateş etmeye çalışmayın.

119-Uzun siyah saçlı bir kız Tv'nizden dışarı doğru çıkmaya başlarsa, tamamen çıkmadan önce kumandadan kapama tuşuna basın.

120-Eğer seri katil tarafından kovalanırken arkadaşlarınızdan biriyle karşılaşırsanız ve size "Sorun ne?" diye sorarsa açıklamak için durmayın. "Konuşmakiçinduramamkatilbenikovalıyorsonragörüşürüz" diye bağırın.

121-Eğer bütün bunlar işe yaramazsa katille arkadaş olun ve herkesi öldürmesine yardım edin. Eğer yenemiyorsanız, ona katılın.

Ç.N:
Baya geç geldi kusura bakmayın, 2 haftadır sınavım vardı T_T Bu arada bu son  bölümdü ^^ İmla hatası veya mantıksız yer varsa söyleyin, çünkü çok hızlı çevirdim o_O
[by scary for kids]

26 Mart 2016 Cumartesi

"Rules of Survival- Part 2 "

41-Anahtarlarınızı her zaman hazır tutun. Katil yaklaşırken beceriksizce çanta karıştırarak "Ah nerdeler? Buralarda bir yerde olduğuna eminim!" demek istemezsiniz.

42-Damlamalar hiçbir zaman iyi değildir. Eğer damlama sesi duyarsanız, kandır. Benzer şekilde, eğer çınlama sesi duyarsanız o da bir et satırıdır. Eğer patırtı sesi duyarsanız, o da kopmuş bir kafadır.

43-Korkunç bir efsane varsa, inanın. Gerçektir. Efsane katilin soğandan kafası veya ayı kapanından ağzı olduğunu söylese bile o gerçek ve gece senin için gelecek.

44-Eğer biri "Sadece rüzgar gençler. Her şey yolunda abartmayı kesin." derse, şöyle cevap vermelisiniz "Evet tabi, umarım öldürülüp fayansların altına sokuşturulduğunda abartmam."

45-Saklanırken çığlık atmaktan, ağlamaktan, fısıldamaktan, hırıldamaktan veya sesli nefes almaktan kaçının. Katiller sağır değil.

46-Ağzınızdaki diş macunu tükürmek için asla eğilmeyin. Doğrulduğunuzda, aynada arkanızda biri olduğunu göreceksiniz.

47-Garip isimli yerlere gitmeyin. Örneğin; Dehşet Gölü, Cehennem Boşluğu, Şeytanın İni, Çığlık Kasabası, kurukafa Vadisi, Ölü Adamın Geçidi, Hayalet Tepesi, Hayalet Göleti, Kanlı Pınar, Katliam Plajı.

48-Asla garip bir sesi kontrol etmek için alt kata inmeyin. Özellikle iç çamaşırlarınızlaysanız.

49-Eğer arkadaşlarınız garip bir sesi kontrol etmek için gidip geri dönmezlerse onları aramayın. Yeni arkadaşlar edinin.

50-Eğer oğlunuz size "Ölü insanlar görüyorum" derse, onu evlatlık olarak verin.

51-Bir çocuğa bakıcılık yapıyorsanız ve size camda korkunç birini gördüğünü söylüyorsa, çocuğa cama çıkıp ona el sallamasını söyleyin ve saklanın.

52-Zombilerden kaçıyorsanız ve arkadaşınız takılıp düşmüşse endişe etmeyin. Onu geride bırakın ve "Zombi olduğun zaman görüşürüz!" deyin.

53-Asla görülebileceğiniz bir yere saklanmayın... örneğin lambanın arkası! *Şaşkın*

54-21. yüzyıldayız. Cep telefonunuz var. O zaman neden korku filmlerindeki hiçkimse 911'i aramıyor?

55-Eğer zenciyseniz beyaz insanlardan uzak durun. Çok meraklılar ve her sesi kontrol etmeye çalışırken ölüyorlar.

56-Yavaş koşan bir arkadaş bulun. Kullanışlı olacaklar. Katil karşınıza çıkarsa onu kalkan olarak kullanabilirsiniz.

57-Müzik bir anda takıntılık yapmaya başlarsa, ölmüş olmanız daha iyi olacaktır.

58-Eğer arkadaşlarınızla birlikte katilden kaçıyorsanız, arkadaşlarınıza çelme takın. Siz her zaman yeni arkadaş edinebilirsiniz, ama dünyada sizden sadece bir tane var.

59-Bakıcılık yapıyorsanız ve telefon çalarsa açmayın. Sadece evinize gidin ve çocukları kendilerini savunmaları için evde bırakın.

60-Arabanın arka koltuğunu her zaman kontrol edin. 10 seferden 9'unda katil orda olacak ve "Aw dostum beni yakaladın >.< " diyecek.

61-Terk edilmiş bir kasabaya denk gelirseniz, iyi bir sebepten dolayı terk edilmiştir. İpucunu yakalayın ve uzak durun.

62-Kimin katil kimin suçlu olduğunu bilmiyorsanız hepsini vurun ve işi Tanrıya bırakın.

63-Eğer mutasyon geçiren bir şey görüyorsanız "Aman tanrım" ifadesiyle orda dikilmeyin. Ateşle öldürün ve defolup gidin.

64-Ben liderim, takipçi değil...Ama eğer perili bir eve giriyorsak... dostum sen önden gireceksin.

65-Eğer gruptaki bir salak "Hadi ayrılalım" derse ona "Tamam sen şu tarafa git, geri kalan herkes de bu tarafa gidecek." deyin.

66-Hiçbir şart altında kovalanırken üst kata kaçmayın. Bir kez üst kata çıktınız mı gidecek hiçbir yer yok.

67-Katilden saklanıyorsanız telefonunuzu sessize alın.

68-Katilin öldüğüne emin olun. Eğer ölmemişlerse roket takımı gibi geri gelip duracak.

69-Pekala, yatağın altı iyi bir saklanma yeri değil. Kendini öven hangi katil yatağın altına bakmaz ki?

70-Eğer 'Sonsuza dek en iyi arkdaş'ınız düşüp de "Beni bırakma!" diye bağırırsa durumunu 'Sonsuza dek sen kimsin' olarak değiştirin.

71-Arkadaşınızı 78 kez bıçaklanmış bir şekilde kan gölü ortasında yatarken bulursanız "Tanrım! Ne oldu?!" demeyin. Ne olduğunu biliyorsunuz.

72-Arkadaşınız 78 kez bıçaklanmışsa onu rahatlatmaya çalışmayın. Kaçın! Zaten ölecek. Hala kurtarabileceğiniz bir kişi var.... SİZ!

73-Katil ilk seferde asla ölmez. Kalkana kadar bekleyin, sonra onu tekrar öldürün.

74-Gece vakti araba sürüyorsanız ve birine vurursanız, iyi olup olmadıklarını görmek için durmayın.

75-Buzdolabında saklanın. Katiller acıkıp da katliamın ortasında atıştırmalık aramazlar.

76-Koşarken asla arkanıza bakmayın. Arkanıza baktığınızda katil önünüzde belirecek.

77-Arabanın benzininin ve telefonun şarjının tam olduğuna emin olun.

78-Bir kukla veya bebek size dönüp "Hadi oynayalım" derse, gerçekte oynamak istemiyordur.

79-Ürkütücü bir evin kapısını tıklarsanız ve kapı kendi kendine açılırsa, içeri girmeyin.

80-Evinizdeki eşyalar ele geçirilip size saldırmaya başlarsa, mutfağa koşmayın. Bıçakların olduğu yer orası!

Ç.N:
Sonunda 2. bölüm *-* Geriye son bölüm kaldı :3

19 Mart 2016 Cumartesi

"Rules of Survival-Part 1 "

Korku filmlerinde hayatta kalmak için belirli kurallar vardır. Çığlık filmi birkaç kurala sahipti ancak pek kullanışlı değildiler. Bizim kurallarımız daha iyi ve korku filminde nasıl kesin olarak hayatta kalabileceğinizi öğretir.

1-Evin içinde "Merhaba?" diyerek gezinmeyin, katilin "Mutfaktayım. Sandiviç ister misin?" diyecek hali yok.

2-Eğer biri "Ah evet, orası yaşlı adam Jenkins'in öldürüldüğü ev."  derse taşınma vakti gelmiştir.

3-Eğer arkadaşınız zombi tarafından ısırılıp "Belki dönüşmem" derse öldürün onu. Güvende olmak üzgün olmaktan iyidir.

4-Üst kat? Kötü fikir. Dışarısı? Oraya gitmeyin. Telefon? Hiç çalışmaz. Silah? Düşürmeyin silahınızı. Araba? Çalışmaz. Komşular? Evde olmaz. Polis? Her zaman ölür.

5-Eğer bir şey karanlıkta elinizi yalarsa o şey köpeğiniz değil.Köpeğiniz öldü.

6-Amitville, Haddonfield, Camp Crystal Lake, Elm Sokağı ve Maine eyaletindeki her yerden uzak durun.

7-Eğer etrafta kıyafetsiz olarak koşuyorsanız kendinizi öldürmeniz daha iyi olur.

8-Eğer siyahiyseniz ilk ölen siz olabilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bir sebepten dolayı korku filmlerinde ilk öldürülen kişiler onlar.

9-Eğer sinir bozucu veya kendini beğenmişseniz siyahi kişiden önce öleceksiniz.

10-Eğer sarı saçlı çekici kızsanız sinir bozucu ve siyahi kişiden önce öleceksiniz.

11-Kapıyı açtığınızda orda bir adam duruyorsa, elinde balta ile hem de, ağaç kesmek için gelmemiştir.

12-Tuvalete asla yalnız gitmeyin. Eğer zorunda kalırsanız altınıza yapın. Daha güvenli.

13-Eğer bir palyaço görürseniz KAÇIN. Size balondan hayvanlar yapmak için gelmedi.

14-Sakar arkadaşlarınızı geride bırakın. Her koyun kendi bacağından asılır. Birinin hikayeyi anlatmak için yaşaması gerek.

15-Ayrılıp ipucu aramayın. Scooby-Doo'dan öğrendiğiniz her şey yanlış.

16-Üst katta ödünüzü koparan palyaço heykelini biliyorsunuz. Şey, o bir heykel değil.

17-Asla "Hemen döneceğim" demeyin, çünkü dönemeyeceksiniz.

18-Ürpertici bir evde yürüyorsanız, en azından ışık kullanmayı deneyin.

19-Eğer katilden kaçıyorsanız en az 2 kez takılıp düşeceksiniz. Eğer kızsanız daha çok.

20-Takılıp düşerseniz "Ow, acıyor" yüzü ile oraya yatıp kalmayın. Kalkın ve koşmaya devam edin!

21-Katil sizi kovalıyorsa hızlı koşmanıza gerek yok. Arkadaşlarınızdan hızlı koşsanız yeterli.

22-Ne kadar hızlı koşarsanız koşun, katil ya tam arkanızda ya da tam önünüzde olacak, hem de ayaklarını sürümesine rağmen.

23-Fırtınalı bir gecede kapalı olduğuna emin olduğunuz bir pencereyi açık bulacaksınız. Sihirli bir şekilde açılmadı.

24-Ne yaparsan yapın, katilin geçen yaz ne yaptığınızı hatırladığını unutmayın.

25-Katile silah doğrultmuşsanız "Eğer hareket edersen vururum! Ben ciddiyim!" demeyin. Çabucak vurun gitsin!

26-Yere yatın ve ölü taklidi yapın. Hey, bu ayılar için işe yarıyor... değil mi?

27-Sakın bir odadan geri geri giderek çıkmayın. O şey her zaman arkanızda olur.

28-Eğer bir şeyin hareket ettiğini görürseniz ona beyzbol sopası ile vurun...arkadaşınız olduğu ortaya çıksa bile. Önce vur, sonra özür dile!

29-Sinemada ekrana bağıran insanların önerilerini dinleyin!

30-Evde "Hey!Orda biri mi var?" diye bağırarak gezmeyin. Tabiki orda biri var şapşal!

31-Asla duş almayın. Katiller banyoyu sever. Ayrıca, terli insanlar kaygan ve yakalanmaları çok güç.

32-Eğer kızsanız bir erkek arkadaş edinin. Gözünüzün önünde öldürülecek. Ama en azından siz yaşayacaksınız.

33-Garip sesler duyarsanız aramaya gitmeyin. Siz kaşif Dora değilsiniz.

34-Kütüphaneden uzak durun. Saklanmak için en kötü yerdir. Cidden, öldürülme labirenti gibi bir şey. Bir katilin kitap rafının ardına saklanmasının ne kadar kolay olduğunu fark ettiniz mi?

35-Katili kan içinde kalacak kadar dövüşmüşseniz ve öldüğüne eminseniz fırsatı kullanın. Kesin, yakın, yiyin, patlatın ya da yok edin.

36-Eğer birisi yanlış giden bir şey olmadığını söylerse, bir şey gerçekten, gerçekten de yanlış gidiyordur.

37-Cadılar bayramında, dolunayda, 13. cumada veya fırtınalı bir gecede bebek bakıcılığı yapmanız istenmişse "Üzgünüm, yapamam" deyin.

38-Otostopçuları almayın ve otostop çekmeyin. İkisinden birini yaparsanız en kötü senaryo; Kendinizi öldürtmek.

39-Arkadaşlarınızdan biri yaralanmışsa onları geride bırakın. Derisi soyulmuş bir diz olsa bile. O da yaralanmaya girer. Bırakın onu.

40-Eğer arkadaşınız vurulmuşsa hiçbir şekilde kalp masajı yapmayın. Bu sadece onu daha hızlı öldürür!

Ç.N:
Gençler bunu 3 bölüme ayırdım öyle paylaşacağım. 120 tane falan var.

10 Mart 2016 Perşembe

"Next Time You'll Know Better"

Hiç bir odaya girip, bir vampir bulduğunuz oldu mu?

Hayır, çekici olan tipten değil, kemikli ve kül rengi teni olanlardan? Odaya girdiğinizde üstünüze atlamak üzere olan bir canavar gibi homdurdanan türden? Gölgelerin arasından çıkarken çökmüş gözlerindeki hipnotize edici bakışları ile sizi olduğunuz yere sabitleyip kaçıp gitmenizi önleyen türden?

Bacaklarınız reddetse de kalbinizin hızlandığı oldu mu? Yaratık karanlık odayı göz açıp kapayıncaya kadar geçerken zamanın yavaşladığını hissettiniz mi?

Pençeli ellerinden birini kafanıza, diğerini de çenenize koyup boynunuzu açıkta bırakırken korku ile titrediniz mi? Sert, kuru dili yanağınızdan çenenize doğru atar damar arayışında sürünürken kıvrandınız mı?  Beyninize ilerleyen damarın atışlarını duyduğunda boynunuza saldığı tıslama şeklindeki sıcak nefesini hissettiniz mi?  Anın tadını çıkarırken dili orda durdu mu?

Her vampirin kan ile değil, bazılarının anılarla beslendiğini keşfederken sizi batırıp, içine çeken karanlığı hissettiniz mi?

Hissettiniz mi?

Belki hayır. Ama soruyu tekrarlamama izin verin:

Hiç bir odaya girip, bir anda neden geldiğinizi unuttuğunuz oldu mu?

Ç.N:
İşte bu! *-*
(By Reddit user: IpostAtMidnight)

27 Şubat 2016 Cumartesi

"A White Lie"

Burdaki son kişi benim.

O şeyler herkesi öldürdü. Devasa kanatlı, boncuk gözlü, keskin pençeli o şeyler...

Gözümü kapadığım her an iş arkadaşlarımın parçalandığını görüyorum. Birkaçımız bulunduğumuz binaya yetişmeyi başardık, ama burda bile güvende değiliz.

Hepsinin teker teker yakalanmasını izledim, ölüme karşı savaşırkan çığlık atıyorlardı.

Durdurmaya çalıştım, yemin ederim ki denedim...

Şimdi ana güç merkezine doğru koşuyorum. Soracak kimsem olmadan düğmelerden birine basmakla görevlendirildim. Yeşil veya kırmızı düğmeye basacaktım.

Sözü geçen düğmelerden biri güçlendirilmiş kapıyı indirecek ve bizi dışarıdaki hırlayan, aç, öfkeli şeyden koruyacaktı. Bunu yapan kırmızı düğmeydi.

Diğer düğme ise yeşil olan. Ve bu düğme güçlendirilmiş kapının karşısındaki kapıyı açmaya yarıyor, o kapının ardında olan şeyi anca hayal edebilirim...

Neden bu laboratuvarda araştırma yapmayı kabul ettim?
Diye düşündüm koşarken.

Tanrım Tanrım Tanrım...


Neden başvuru formumda yalan söyledim..?
Neden renk körü olduğumu belirtmedim..?




Ç.N: 
Bu sonu güzel olan türden bir CP ._.